Bursa’da sis yüzünden 16 araç birbirine girdi: 5 kişi yaralandı
Gündem
Bursa’da sis yüzünden 16 araç birbirine girdi: 5 kişi yaralandı
Bursa-Ankara karayolunda yoğun sis yüzünden 16 aracın karıştığı zincirleme kazada 5 kişi yaralandı. Kaza sebebiyle kapanan Bursa - Ankara karayolunu tekrar trafiğe açabilmek için harekete geçen trafik ekipleri hurdaya dönen araçları yoldan kaldırabilmek için seferber oldu.
IHA
Lübnan’da göstericiler 170 kilometrelik insan zinciri oluşturdu: Hükümetin istifasını istiyorlar
Dünya
Lübnan’da göstericiler 170 kilometrelik insan zinciri oluşturdu: Hükümetin istifasını istiyorlar

Lübnan’da halk, ekonomik durumun kötüleşmesi ve hükümetin yeni vergiler getirme planı üzerine 17 Ekim Perşembe günü başlattıkları gösterileri sürdürüyor. On binlerce gösterici 170 kilometrelik insan zinciri oluşturdu.

IHA
İstanbul’da 'kasap et, koyun can derdinde' dedirten kaza: Yaralının değil aracının derdine düştü
Gündem
İstanbul’da 'kasap et, koyun can derdinde' dedirten kaza: Yaralının değil aracının derdine düştü
İstanbul Zincirlikuyu'da aniden frene basan sürücünün kontrolündeki otomobile motosikletli arkadan çarptı. Otomobil sürücüsünün takla atarak yaralanan gençle ilgilenmek yerine aracının arkasına bakması ve hesap sorarak tartışması "yok artık" dedirtti.
IHA
Zincir ve indirim market ürünlerine sınırlama talebi
Ekonomi
Zincir ve indirim market ürünlerine sınırlama talebi
TESK Genel Başkanı Palandöken, zincir ve indirim marketlerin kendi markalarıyla sattıkları ürünlere sınırlama getirilmesi gerektiğini, bunun piyasadaki tek üretici hakimiyetinin kırılması açısından son derece önemli olduğunu ifade etti.
AA
Teknik ile teknoloji
Teknik ile teknoloji

Heidegger’in teknik ile teknoloji arasındaki farkı ortaya koyan bir misali var.

Şöyle: Yelkenli kayık veya gemi insan yapısıdır. Suda yüzebilmesi rüzgâra bağlıdır. Tarım toplumunun adamı olan gemi sahibi tabiatla dost olmayı şiar edinmiştir. Tabiat ve insan yelkenli gemide el ele verir. Gemici rüzgârı-mevsimi-bulutu-denizi tanımak zorundadır. Bir biçimde “kâinatın kitabını” okur. Kâinatın kitabını okumak farzdır.

Video: Teknik ile teknoloji

Rüzgâr müsaitse yol alır, sert ise bekler bir duldaya çekilir. Tabiata kafa tutmak, onunla savaşmak, onu yenmek kibir alâmetidir ve Hudûdullah’a aykırıdır.

Buna mukabil “buharlı gemi” yelkenliye nazaran bin kat, on bin kat daha güçlüdür. “Buhar makinası” sanayi devrimini başlatan unsurların başında gelir. Onun için rüzgâr esmiş esmemiş vız gelir. Dalgaları yarar, mesafeleri aşar, yekpare zamanı delerek geçer. Haz ve hız döneminin müjdecisi olup göbeğinde “teknoloji”yi saklar ve insanoğlunun “tabiatla savaşı”ndan zaferle çıkar.

Teknoloji insan ölçeğinin dışındadır. Elbette ki “insanüstü, inanılmaz, hayranlık uyandıran, hayatı kolaylaştıran, kazanç getiren, insanı mutlu eden, ele geçtiğinde ele geçirememiş topluluklar üzerinde hakimiyet sağlayan” insanoğlunun (nefsin) “güç temerküzü” için olmazsa olmaz bir silahtır.

Bu sebeple tüm insanlık onun peşinden koşar. O, yani teknoloji, sermayenin icadıdır. Tüm hayatı değiştirdi. Hudûdullah’ı aşmayı marifet bildi ve bunu insanlığa “cebren” kabul ettirdi. Kızılderililerin beyaz adamın yapıp-ettiklerine, insana ve tabiata nasıl küstahça-alçakça saldırmaları karşısında duydukları “şaşkınlık” –hayranlık değil– bu sebepledir.

Teknik Cenab-ı Hakk’ın Hz. Âdem’e isimleri öğrettiği zamandan beri vardır. Bu bilgi el sanatlarının, alınteri-göz nuru-el emeği çerçevesinde, Hudûdullah’ı aşmaksızın vücut bulan sistemin (ahlâk-hukuk-siyaset-iktisat vb.) temelidir.

Dünyanın her yerinde coğrafya-iklim-ürün-toprak-su-güneş-hava vb. şartlarında tarım âletleri bulunmuş, onlarla üretim yapılmıştır. Bunlar esasen birbirine benzer. Tüketim dahi böyledir. Pirinç yiyen Uzak Doğu insanı çubuk kullanır, çorba vb. içenler tahta kaşık.

Tahta kaşık tekniği el emeği gerektirir ve bir kaşık ustası ayda yüz, iki yüz, hadi diyelim beş yüz kaşık üretir. Ben de orta mektebi bitirinceye kadar tahta kaşık kullandım. Bir düzine kaşık bize beş sene yetiyordu. Ama metal kaşık makina işi teknoloji üretimidir. O makina ayda bir-üç-beş-on milyon kaşık üretir, tahta kaşığı “çağ dışı” ilan edip metal kaşık satar. Metal kaşık da kolay eskimez, ama onu üretenler size iki senede bir yeni takımlar, yeni modeller sunar.

Tıpkı araba ve cep telefonu, daha gelişmiş silahlar, bilgisayarlar, dijital ürünler gibi.

Dünyanın her yerinde kılıç yapılmıştır. Biçimi farklı olsa da kılıç yapma tekniği az farklarla aynıdır. Roma kılıcı, Japon kılıcı, Osmanlı kılıcı vb. Ancak bir kılıç ustası ömür boyu belli sayıda kılıç yapabilir. Onun atölyesi bir kılıç fabrikası değildir.

El tezgâhında da kumaş üretilmiştir. Ancak yukarıda belirttik, bu ürün el emeğine dayanır. El halısı gibi.

Dokuma fabrikaları (endüstri) bir insanın hayatında kullanacağı giysi miktarının bin katı, on bin katı kumaş, çorap vb. üretir. Çoraplar, elbiseler bir iki giyilip atılır.

At gitsin. Çöp olsun. Çöp dağları okyanusları doldursun. “Geri dönüşüm” bir aldatmacadır, oranı %5’tir. Sıfır atık için çaba sarfediyor, plajlardan, piknik alanlarından naylon poşet, pet şişe topluyoruz.

Bu nedir? Bu plastik. Ve ilmen tesbit edildi ki doğa düşmanıdır. Ha plastik, ha nükleer başlık. Kullanımda olan plastik eşyanın sayısı on milyonun üzerindedir. Plastik kullanımına son vermezseniz boşuna çabalamayın. Fabrikaları kapatamazsınız, teknolojiyi yok edemezsiniz.

Teknoloji (endüstri) bir üretim-tüketim zinciri kurmuştur.

Bu zincir cümlemizin boynundadır.

Bir Kerkük türküsü şöyle diyor:

Elimde kelepçe boynumda zincir

Zinciri çok sallama kollarım incir.

Metrobüs duraklarında aşırı yoğunluk: İstanbulluları isyan ettiren kuyruklar
Gündem
Metrobüs duraklarında aşırı yoğunluk: İstanbulluları isyan ettiren kuyruklar
Günlerdir Altunizade metrobüs durağında süren aşırı yoğunluğun ardından dün diğer duraklarda da benzer durumlar yaşanmıştı. İBB'den konuyla ilgili yapılan açıklama söz konusu durumun çözüleceği belirtilmişti ancak bu sabah işine ve okuluna gitmek için yola çıkan İstanbullular metrobüs duraklarında gördüğü aşırı yoğunluk nedeniyle isyan etti. Özellikle bu sabah Zincirlikuyu durağında bekleyenler turnikelerden 20 dakikada geçebildiğini ifade etti. Ayrıca, İBB tarafından günlerdir yoğunluğun devam ettiği Altunizade durağına ise çözüm olarak getirdiği yeni turnike sistemi ücretli üst geçidin oluşmasına neden oldu. Sadece üst geçidi kullanarak karşıdan karşıya geçmek isteyen vatandaşlar da akbil kullanmak zorunda kalacak. Çıkıştaki iade makinelerinden iadelerini almayı unutanlar ise karşıdan karşıya geçmek için ücret ödemiş olacak.
Yeni Şafak
​ Neslican Tay ve sekülerleşen ölüm kültürü  ​
​ Neslican Tay ve sekülerleşen ölüm kültürü ​

Neslican Tay, hayatının baharında dünyadan göçtü. Dört kez kansere yakalandı. Bu hastalığa karşı direndi. Güler yüzüyle ve iddialı giyimiyle sosyal medyada gündem oldu. Şimdi üzerinde tartışmalar yapılıyor. Aslında tartışılan Neslican Tay değil. (Elbette ölüm acısının tazeliği karşısında insanın söz söyleme kudretine de sahip olması epey zor). Fakat Neslican Tay, bir sosyal olguya dönüştü.

Video: Neslican Tay ve sekülerleşen ölüm kültürü


Yok olmaya doğru akan bedenini sosyal medyada yeniden ikame ederek kurtarmaya çalıştı. Türkiye’de ölümün değişen kültürünü temsil ettiği için tartışılıyor. Aslında toplum ölüm ile kurulan ilişkinin değişimini tartışıyor. Mesele, ahlaki olmaktan ve ölüye saygı duyup duymamanın çok ötesinde. Bir psikiyatri profesörü olan Nevzat Tarhan, hastanın ölümle kurduğu ilişkinin yeni tarzına dikkat çekti. Çok önemli bir konuyu, en hassas noktada tartışma cesaretini gösterdi. Belki hastanın ölümünden sonra tartışsaydı ahlaki açıdan daha iyi olurdu. Ancak bu kadar farklılık üretebilir miydi? Hiç sanmıyorum. Çünkü insanların hızlı inanıp ve hızlı unuttuğu bir dönemden geçiyoruz.

Neslican Tay, ölümüyle yok olmadı! Ürettiği sosyal varlığıyla arkasından bize bir tartışma bıraktı. Bu tartışma artık onun şahsi özelliklerini de aşan bir vaziyet aldı. Temel sorun, ölümle kurduğumuz klasik Müslümanlık ilişkisinin tersyüz olması ve bunun yerine seküler bir ilişki tarzının gelmesidir. Bu ilişki insanlarımızı ölüme karşı daha dayanıklı mı yapacak, yoksa tamamen farklı bir duruma mı savuracak? Yıllar önce “Ölüm Sosyolojisi” diye bir makale okumuştum. Hocam Ümit Meriç vermişti okumam için. Hâlâ aklımda kalan bir tarafı var bu makalenin. Hastanelerde ölümü bekleyen kişiler üzerine yapılmıştı. Araştırmacı, hastaların ölümden aşırı biçimde korktuklarını ve bunu aşabilmek için de ölüm kelimesinden ve çağrışımlarından arındırılmış bir ortam üretildiğini söylüyordu. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda seküler kesimlerin “her benlik ölümü tadacaktır” yazısından rahatsızlık duymaları da onların derin seküler bilincini anlatıyor.

Neslican Tay’ın pratiğinde sergilenen seküler ölüm algısı ise daha farklı bir veçhe taşıyor. Ölümü görmezlikten gelmek ve unutmak yerine onun üzerine gitmek. Onunla savaşmak, onunla savaşarak onun ürettiği dehşet korkuyla başa çıkmak. Seküler kültürün ölüm korkusunu onu unutarak ve onunla savaşarak başa çıkma girişimi artık Türkiye’de de yayılıyor. Hastanelerde insanı ölüme götüren hastalıklarla cedelleşilirken, ölümü hatırlatan tek bir cümle, tek bir kelime ya da tek bir imge gördünüz mü? Ben görmedim bugüne kadar. Şimdi bir de buna ölümle savaşmak ekleniyor. Seküler kültür, ölümle savaşarak onu aşma arayışı devreye giriyor. Burada teslim olmak tutumunun çok ötesinde bir durum var.

Büyük şair Necip Fazıl, “ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun” der. Burada ölüm artık ne korkulacak, ne savaşılacak, ne de unutulacak bir şey. Tam tersine ölümü de yaratan Allah’a teslim olarak ölümü aşma çabası öne çıkar. Burada insan ölmüyor, sadece ölüm denen olguyla dünyasını değiştiriyor. O nedenle “sırlanmak”, “istirahate çekilmek”, “öteki âleme göçmek” gibi ifadeler kullanılır. Türklerin Müslüman zihin dünyasında ölüm kültürü ne unutulması gereken korku ne de savaşılacak düşman. Yunus Emre ne kadar güzel söyler!

Tuzağa düşmüş tenleri Hakk’a ulaşmış canları

Görmez misin sen bunları sıra bize gelmiş yatar.

Âşık öldü diye salâ virürler

Ölen hayvan durur âşıklar ölmez

Ten, çukura atılan bir leştir. Ten bir hiçtir. Can (tin) ise Allah’a ulaşandır. Bunları görmek gerekir. Sıra bütün insanlara gelir. Ölüyle yok olduğunu düşündüğümüz tendir, bedendir. Onu asıl var eden can ise ölümle yok olmaz. Sadece geldiği yere geri döner. Allah’ın huzuruna çıkar. Âşık ölmez, ölen Allah’ın huzuruna göçen aşktan geri kalan hayvan! Yani biyolojik varlık.

Biz Müslümanların ölüm bilinci sekülerleşiyor. Yunus Emre’nin yolundan çıkıyor! Bunun yerine bedeni, teni salt hakikat sanan bir bilinç doğuyor. Ölüm insanı yok etmeye yönelten büyük bir kaos. Modern ölüm bilinci, ölümle başa çıkmaya yetmiyor. Bu nedenle klonlama, genetik temeli dönüştürme gibi ölüm projeleri peşinde koşuyor. Ölüm kültürünü değiştirmek yerine, biyolojisini değiştiren varlık mutlu olacağını sanıyor.

Zincirlikuyu metrobüs durağı asansöründe yangın
Gündem
Zincirlikuyu metrobüs durağı asansöründe yangın
Zincirlikuyu metrobüs durağında çalışmayan asansördeki eski eşyaların yanması sonucu kısa süreli panik yaşandı. Asansördeki eşyaların evsizlere ait olduğu belirtildi. Yangın kısa sürede söndürüldü.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.