Logo... Yazarlar...

AHMET RIDVAN


Eşref Takmak'ta III

U lubey'den Eşme'ye dönerken, içime, Şair Eşref'in kaymakamlık yaptığı Takmak'ı görmek, o eski geçmiş zaman adamının yaşadığı can sıkıntısını paylaşmak düştü. Birkaç mısrasının dışında kitaplarını okumadığım, hayatını tanımadığım bu adamın, bu topraklarda öyle derin hatıraları var ki!.. Hemen herkesin dilinde Şair Eşref'ten yâdigâr tekerlemeler dolaşıyor. Bu hisler içinde:

- Takmak'a uğrasak, diyecek oluyorum.

Cura-zade Ahmet Bey

Vakitlerden ikindi. Takmak'ın eski muhtarı, ormancı Ali Manavgatlı (emekli), Eşme müftüsü ve 20 civarında bir cemaatle ikindi kılıyoruz. Gepegenç imam, okuduğu ezanla uzun bir tarihi, bu bozkırları, tabiatı ve zamanı yekpâre bir akışta topluyor. Önümüzdeki kel tepeler, uzaklarda çok uzaklarda ancak seçilebilen dağ yamaçları, havada titreşen sıcaklık!.. Hemen herşey şimdi ilâhî bir sükûnetin havzasında. İmam "Allahu ekber" dedikçe biz rükûa ve secdelere kapanıyoruz. Sanki zamanın dışında bir zaman var ve ezelî bir sessizlik kuşatıyor bizi.

Caminin avlusunda ve Takmak'ın aşağıdan yukarıya uzanan tek caddesinin iki kenarında çok yaşlı ağaçlar. Kıvrıla kıvrıla, sıcaktan ve susuzluktan burula burula bir hal olmuş ağaçlar, sırf kendilerini değil, bu küçücük köyün uzun, unutulmuş tarihinin de hikâyesini söylüyor. İfade edeyim ki, şimdiki ilçe merkezi Eşme'de böyle yaşlı ağaçlar görmedim.

Takmak Camii bir eski zaman yapısı. Baştan aşağı ahşap. Yeşil, kırmızı ve sarının âhengine teslim olmuş bir tarihî yapı. Cami çıkışında imamla, heybetli mezar taşını heceliyoruz. Milâdî tarihle 1777, yani bundan 222 sene öncelere gidiyoruz: "Dikkat eyle, nazar eyle şu kabrimin taşına/Kâmil isen al aklını başına" vs.

Bu câminin bânisi Cura-zâde Ahmet Bey!.. Sen bu toprakların mültezimi miydin, yoksa tımar veya zeâmet yetkilisi mi? Şimdi derebeyi diyor, seni uzun uzun anlatanlar. Sizin aile mezarlığınızı ziyaret ettim, o uzun iri taşlara nakşedilmiş fânilikten doğan şekvâlarınızı okudum. Kendi adıma, sizin adınıza ve daha önemlisi bu topraklar adına ben de aynı hüznü duyuyorum bu anda.

Cami avlusunda ve yaşlı akasya ağaçlarının gölgesinde kahve önünde devam eden sohbette Curaoğlu Ahmet Bey'in hatıraları ile Şâir Eşref'in meselleri yanyana düşüyor. Sonra bu eski kaza merkezinin kaymakamlık binasına götürüyorlar bizi. İki katlı, kalın taş duvarlarla örülmüş tarih yorgunu bir bina. Yunan işgalinde yakılmış. Şimdilerde Almanyalı bir işçi, bu küçük tarihî binayı satın alarak yeniden düzene sokmuş. İçine girmedim, fakat kaç hânümâna beşiklik etmiş bu binanın hali, doğrusu bana dokunmadı değil.

Gurbet Mezarı

Çok gariptir Takmak'ın üç ayrı mezarlığı var. Birinin adı da "Gurbet Mezarı"!.. Eski göçebelik çağlarımızdan hatıra olduğu anlaşılıyor. Fakat ekmeğini aşını paylaşmaktan zevk duyan ve bunu bir ibadete dönüştüren Takmaklılar, niçin göçerlerin, yolcuların, ziyaretçilerin mezarını ayırdılar acaba? Yaşayan canlı tarih Ali Manavgatlı, sorduğum soru karşısında şaşırıyor, boynunu büküyor.

Eski Takmak muhtarı küçük bir anekdotla sürdürüyor sohbeti. Dikkat edin hocam diyor, bizim buranın Türkçesi çok düzgündür. Ne Eşme'de, ne çevre köylerde bulamazsınız.

Ören yerlere dönmüş Takmak'ın insanı, herşeye rağmen kendi farkının şuurunda. Ama biraz hakkı yenmişlik, biraz da olan biteni kadere bırakmanın verdiği bir tevekkül duygusuyla bitkin bakıyor etrafa.

Ali Manavgatlı'nın ifadesine göre, Takmak 80 yıl ilçe merkezliği yapmış. Sonra merkez Eşme'ye taşınmış. Yıl 1934!.. 80 yıl geriye gidince 1854'e ulaşıyoruz. Tanzimat'ın il idarelerinde yeni düzenlemelere gittiği yıllar.

Şair Eşref'in tren seferi

Burada geçen 80 yıl ifadesi ile, Eşref'in kaymakamlığı Eşme'ye nakli hikâyesi kuşkusuz çelişiyor. Buradaki nakil fiilî ve hukuki. Önceki taşıma, trenin hatırına yaratılmış sırf fiilî bir durum belki de. İlçenin adı Takmak, fiilî merkez ise Eşme!.. Yıllarca böyle devam etmiş. Geçen zaman içinde Takmak yerinde saymış, tren yolunun hatırına "iki dükkân bir fırından" ibaret Eşme giderek büyümüş. 1934'de fiilî olan durum hukûkileşmiş.

Vakit akşam olmak üzere.

Sanki tren saati yaklaşmışcasına, koyu söğüt ve akasya gölgesi altında devam eden sohbeti yarıda keserek, aynen Şair Eşref gibi biz de Eşme'ye yöneliyoruz. Televizyon, radyo, gazete yok. Dolayısıyla ne dünyadan, ne pâyitaht İstanbul'dan haberimiz var. Trenin tiz sesleri birazdan ötmeye başlayacak. İkbal mi, sürgün mü bilinmeyen bu yeknasak yaşamalara, belli mi olur, gökten inen helva gibi haberler de düşebilir.


 


  16 Ağustos 1999 Pazartesi
Geri



Çok gariptir Takmak'ın üç ayrı mezarlığı var. Birinin adı da "Gurbet Mezarı"!.. Eski göçebelik çağlarımızdan hatıra olduğu anlaşılıyor.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED