Logo... Yazarlar...

Ahmet RIDVAN

Kervanların izinde

B u yazıyı kaleme aldığım sıralarda Ankara'dan çok uzaklarda ve politikanın bütünüyle dışında idim... Ayrıca da, dünkü cuma günü için Türkiye adına ne tür bir kararın çıktığını da bilmiyorum. Allah ülkemiz ve milletimiz adına ortaya çıkan sonucu hayırlı kılsın demekle yetiniyorum.

Kûfi boğazında seyahat

Fakat tesadüfe bakın ki ben şu anda, geçen hafta ödül töreni yapılan roman yarışmasında üçüncülüğü kazanan Gönül Yolculuğu'nun cereyan ettiği mekânlara doğru ilerliyorum. Denizli'yi ve Afyon'u (Çivril-Sandıklı ovalarını) birbirine bağlayan derin vadilerden geçiyorum. İki tarafı ormanlarla kaplı, 20 km boyunca yüksek dağ silsilelerinin derin bir boğaz şeklinde, baştan sona yarıldığı coğrafyalardan!.. Sanki tabiat harikası bir kanyon buraları.

Kûfi Çayı akıyor bu vadilerden.. Sandıklı ovasından, Akharım ovasından doğan sular Kûfi boğazı girişinde toplanıyor, ağır-ılgar yürüyüşlerle bu toprakları Büyük Menderes'e ve Ege'ye ait hale getiriyor. Bizse kâh bu derin Kûfi Kanyonu'nda kumlara bata bata, kâh taş üzerinde seke seke, gün görmeyen bir tabiat koridorunda ilerlemeye çalışıyoruz.

Sorkun, Yumruca, Şeyh Yahşi, Otluk, Derbent, Güre, Kirter, Saltık, Çapak, Osmanköy, Çakal ve Işıklı!.. Bir bir geçiyoruz bu köyleri. Kâh köylerden birine uğrayıp az bir çay molası veriyoruz; kâh uzaktan, kendi içlerine kapanmış bir âlem tesiri bırakan bu köylere, kimselerin farketmediğinden emin olduğumuz selâmlar gönderiyoruz.

Şeyh Yahşi Vakfı'nın kayıp tarihi

Sandıklı'ya bağlı Sorkun köyünden başlayan yolculuğumuz, bizi ilk önce Şeyh Yahşi'ye ulaştırıyor. Önünde, Kûfi Boğazı'ndan geçen derin bir ırmak yatağı!.. Yanında, köyün adını kendisinden aldığı Şeyh Yahşi Hazretleri'nin türbesi!.. Bakımsız, metrûk bir türbe. Ama Şeyh Yahşi köylüleri nezdinde itibarı büyük. Cumhuriyete kadar burada, Allah'ın hemen her günü çorba kaynatılır, gelen geçene, yolculara ikram edilirmiş. Yani köylüler iyi biliyor ve hatırlıyorlar ki, bu köy Şeyh Yahşi Hazretleri adına teşkil edilmiş bir vakıftan ibaretmiş. Şimdi ne bir kervanın, ne şehirleri birbirine bağlayan yolların geçmediği bu köyler, o kadar metrûk bir hale düşmüş ki âdeta şaşırıyoruz.

Kurnalarından gelen-geçen yolcuların sular içtiği, açları doyurmak için sofralar açıldığı bu eski zaman hânumânını, şimdi bir hatırlayan bile kalmamış. İşin garibine bakın ki, eski vakıf evlâtları yani vakıf görevlileri olan Şeyh Yahşî köylüleri, o geçmiş yüzyılların hâtırasını teberrüken, "Çorbacılar" lâkabını hâlâ daha tılsımlı bir sır gibi muhafaza etmeye çalışıyor ve üzerinde titriyorlar. Yani tarihin önemli bir sırrına vâkıf olmanın ayrıcalığı okunuyor gözlerinde. Ama kimseler farkında değilmiş; seslerini ne Ankara'ya, ne vilâyete, ne de Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne duyuramıyorlarmış, önemli değil onlar için.

Şeyh Yahşi'nin önünden akıp duran bu suların ninnisi ve arkalarında Saraç Dağı'nın tepelerine, Akdağ'ın zirvelerine kadar yükselen ormanların uğultusu, onların üzerinde titrediği bu sırra vâkıf ya!.. Onlar bununla müteselli; tarihin ve coğrafyanın ve Şeyh Yahşi hazretlerinin mâneviyâtından hâsıl olan bir terkibin eşliğinde, zamanı eleyip duruyorlar.

Bu metrûk beldeler; tabiatın inişli çıkışlı, kıvrım kıvrım ilerlediği bu coğrafya, biraz kendisiyle ilgilendiğiniz zaman size bütün harim-i ismetini açmaya hazır. İşte Kûfi Boğazı'nın karşı eteklerinde, bir başka Anadolu köyü daha size uzaktan el sallıyor. Ya da 20-25 hanelik eski köhnemiş evler anında bir insan siluetine bürünerek, sizi misafir etmeye hazırlanıyor.

Derbent'in söyledikleri

Eski ahalisini kaybetmiş, her evde birkaç ihtiyarın yaşadığı bu fukara evler size neyi göstermek arzusunda? İçinde yüzdükleri bir fukaralığa, sizi şahit mi kılmak istiyor bu evler? Çökmeye hazır şu bina, sizden bir destek mi bekliyor? Ya da bakmayın bu halimize? Biz Selçuklu Sultanının, Bizans ordularını târumâr ettiği o meşhur Mirya kefalen savaşından beri, bu boğazın güvenliğinden sorumlu eski bahadır yiğitlerin nöbet tuttuğu, aş ekmek yediği, adalet dağıttığı devirlerin bir hatırası mıyız demek istiyorlar? Acaba hangisi?

Bizse Kûfi Boğazı'nı kâh Şeyh Yahşi, kâh Derbent, kâh yola ilk çıktığımız Sorkun diyerek, ağır aksak bir yürüyüşle geçmeye çalışıyoruz. Hiç kuşkusuz tarihin işlek bir yolu üzerindeyiz. Eski kervanların geçtiği; Şeyh Yahşi'de mola verip çorbalar içtiği, Derbentliler'in boğaz güvenliğini sağladığı eski bir kervan yolu burası. Ayrıca, Aydın ovasını "kışlak", Sandıklı Kumalar yaylasını "yalak" olarak kullanan eski göçebe Türkmen'in, hâlâ daha hatırâsını taşıdığı tarihî bir berzâh üzerindeyiz anlayacağınız.

Boğaz'ın öbür ucunda, 1850'lere kadar kadar önemli bir kaza merkezi olan Işıklı!.. Kasabası!.. Yüzünü dağlara döndürmüş, yani tarihe küs duran Işıklı!..

Oranın da kimseler sırrına vâkıf değil.
 

aridvan@yenisafak.com

  11 Aralık 1999 Cumartesi

Geri




 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || KÜLTÜR ||
|| YAZARLAR || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED