unanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun Taksim toplantısındaki konuşmasını baştan sona kadar televizyonda izledim.
Soru sormak amacıyla sözalan, ama onu zor duruma düşürerek, samimi olmadığını kanıtlamaya çalışan çoğu bilim insanı, konuşmacıyı da...
Bu belki geç kalmış bir yazı, ama olsun... O toplantıyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum...
Yunan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasında sorunlar olduğunu ama bu sorunların çözümü için talebi olduğunu vurguladı. Ve iki ülke politikacılarının bu talebe sırt çeviremeyeceklerini söyledi.
Bence işin püf noktası burada yatıyor...
Devletler ve politikacıların dışında iki ülke insanının ne istediği önemli... İki ülkenin insanı da savaş istemiyor... Son depremler gösterdi ki, tam tersi barış ve işbirliği istiyor...
İki yıl önce barış amaçlı bir toplantı için Midilli'ye gitmiştim. Kiminle konuştuysam kendi hükümetini dar kafalılıkla suçluyordu... "Savaş çıkarsa en büyük zararı biz görürüz, çünkü Türkiye ile sınırız" diyorlardı... Atina'dakilerin bu seslere kulak vermeye başladıklarını anladım...
Bence Yunan Dışişleri Bakanı'nın bu sözlerindeki en ilginç nokta, bu sivil yaklaşımdı... Halkın taleplerini gözönüne alan, sivil yaklaşımlara ve gerçek sivil toplum örgütlerine önem veren bu anlayış, günümüz Avrupası'nın sivil ve demokrat tavrı olarak bize yansıdı...
Aslında Papandreu, kibar bir şekilde Türkiye'nin bunu yapması gerektiğini anlatmaya çalıştı... Halkın eğilimlerini dikkate alan, ülkesi içindeki farklılıkları kabul eden ve demokratik süreçleri benimseyen yönetimlerin zaten birbirleriyle anlaşabilmelerinin daha kolay olacağını ifade etti...
Hükümet dışı kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının aslında politikacıları yönlendirmesi açısından önemli olduğunu belirtirken sanki bürokratik devlet yapısındaki tutucu eğilimleri aşmanın yolunu da gösteriyor gibiydi...
Bu konuşmayla kendilerini bir ölçüde de olsa böyle bir tutucu gücün baskısından kurtarabildiklerini anlatmaya çalışıyordu.
Arkalarındaki sivil toplumun rüzgarıyla, Türkiye'yle sorunlarını çözmek için siyasi kararlılık içinde olduklarını anlatıyordu...
Papandreu samimi miydi?
Bence evet... Sadece sivil toplumla, demokratik anlayışla ilgili sözlerinde samimi olsa bile yeter... Çünkü işin başında sorun çözme niyeti varsa o sorunun nasıl çözüleceği fazla önem taşımaz... Çünkü onun da belirttiği gibi iki taraf arasındaki sorunların çözümünde bir tarafın galip gelmesi ya da bütün isteklerini karşı tarafa kabul ettirmesi söz konusu değildir... Barış, her iki tarafın da şerefli bir anlaşmayla sorunlarını çözebilmesi demektir... Ve bunun için iki tarafın da almak kadar vermesini bilmesi gerekir...
Böyle bir çözüm, halkın talepleri doğrultusunda yapılırsa daha da kalıcı olur. Bu nedenle halkın demokratik taleplerini ifade edebilmesi için gerekli kolaylıkların gösterilmesi gerekir...
Yani daha fazla demokrasi...
Barışın, uluslararası işbirliğinin ve sorunları dostane bir biçimde çözmenin yolları demokratik anlayıştan geçmektedir...
Zaten Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girebilmek için yapması gerekenlerin başında da bunlar gelmektedir...
Ben, Yunan Dışişleri Bakanı'nın Taksim toplantısında yaptığı konuşmadan bunları çıkardım...
Türkiye, bazı bilim insanları aracılığıyla Papandreu'yu köşeye sıkıştırmaya çalışmak ve onu geçmişte söylediği sözlerinden ötürü mahkum etmeye çalışmak yerine, bu konularda neler yapması gerektiğine karar vermelidir...
Uluslararası inandırıcılık, devletin herşeyden önce kendi insanıyla barışmasıyla başlar...
Halka rağmen değişmez devlet politikası diye bir kavram olamaz... Halkın çıkarları savaşa karşıysa, devletin politikası da bu yönde olmalıdır...
kduzgoren@yenisafak.com
10 Ekim 1999 Pazar