Logo... Yazarlar...

Başörtüsünün hukuk boyutu

Ahmet TAŞGETİREN

T ürkiye Günlüğü dergisi, Yaz-1999 dönemi, 56'ncı sayısının kapağına "Söz"ün bittiği yerde sözün zahmetine katlanacaklar için yeniden..." dedikten sonra "Temel haklar, teamül ve Anayasa hukuku açısından başörtüsü, laiklik ve demokrasi" ifadelerini koymuş. Ciddi bir dosya hazırlanmış. Mustafa Erdoğan, Ali D. Ulusoy, Kemal Gözler, Sami Selçuk, Şerif Mardin, Murat Yılmaz ve Şaban Sitembölükbaşı'nın gerçekten ufuk açıcı değerlendirmeleri var. Anlıyorsunuz ki "söz bitmemiş." Doğrular, her şeye rağmen bir yerlerde yaşıyor ve "Ben varım, burdayım, tıkanırsanız gelin" diye sesleniyor.

Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk oradaki yazısını şöyle bitirmiş:

"Tek biçimli yurttaş yaratma ideolojisi, insanlara birer maske takar. Herkes sessizce, sahte ideolojinin pandomimasını oynar, oynamak zorundadır. İki yüzlüdür. Her insan kendisinin olmayan bir yaşam sürdürmek zorundadır. Ampirik olarak yanlış, etik olarak haksız bir dayatmacılık içeren "ideolojiler, aslında fanatik özleri nedeniyle demokrasiyle bağdaşmazlar." İnsan doğasına aykırı olduklarından eninde sonunda yıkılıp giderler. Giderler ama insanlığımızdan da çok şey götürürler." (s. 49)

Zaman zaman biz de "sözün bittiğini" düşündük. Dayatılan "tek biçimli yurttaş projesi" karşısında sözün anlamının kalmadığına inandığımız zamanlar oldu. Ama söz bitmiyor ve her şeye rağmen, hukukun sesinin yükseldiğini görmek, Türkiye adına ümitleri yeniden yeşertiyor.

Başörtüsü konusunda Ankara'da alınan en son kararın, Anıtkabir'deki Cumhuriyet Bayramı törenlerine "başörtülü kadınlar"ın alınmayacağı yönünde olduğunu öğreniyoruz. Her sene, kameraların, "Cumhuriyetin dindar halka malolduğu"nun ispatı sadedinde yakın plan çalıştığı "Anıtkabir'de başörtülü kadın" görüntüsü, bu yıl cumhuriyet için taşınmaz niteliğe bürünüyor. Bu, jakobenliğin sokağa taşma eğiliminin yansıması olmalı... Ankara'da bir yerde, "tek biçimli yurttaş yaratma" tutkusu sınır tanımıyor.

Belki bu da "sözün bittiği yer"in göstergesi...

Ama işte tüm bunlara rağmen, Samsun'da bir bölge idare mahkemesi, egemen anlayışa aykırı olarak öğrenciler üzerine anayasal bir koruma şemsiyesi taşıyor. 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi son sınıf öğrencisi Sema Ege'nin başvurusu üzerine, üniversitenin verdiği cezanın iptaline, buna karşılık, öğrenciye, uğranılan mahrumiyetin tazmini sadedinde 100 milyon lira ödenmesine karar veriyor. Kararın gerekçesi "Anayasanın temel haklar arasında saydığı eğitim-öğretim hakkının engellenmesi..."

Bu karar, tıpkı bundan önce İstanbul, Bursa ve Edirne bölge idare mahkemelerinde verilen benzeri kararlar gibi, son derece önemli.

Biz, önceki kararların, üniversitelerin itirazı üzerine Danıştay tarafından öğrenciler aleyhine bozulduğunu, dolayısıyla başörtüsü konusunda öğrenciler lehine bir sonuç üretemeden devre dışı kaldığını biliyoruz. Ancak, gene de ciddi bir hukuki ağırlığının bulunduğunu düşünüyoruz.

Şundan dolayı:

-Bir kere, başörtüsü yasağı Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın bu konudaki bilinen yaklaşımlarına bağlı olarak uygulanıyor. YÖK'ün gerekçesini bunlar oluşturuyor. Yani yüksek mahkemeler, yasağı savunuyor. -Ayrıca 28 Şubat'tan bu yana devrede olan MGK düzeni, başörtüsü yasağının arkasında yer alıyor.

-28 Şubat süreci, yargıyı da kapsayacak biçimde, kamu alanında fişleme operasyonu yapıyor ve "irtica" ile bağlantılı gördüğü kamu görevlilerinin tasfiye edilmesini öngörüyor. Hemen şu, 27 Ekim MGK toplantısı öncesinde de, 500 kadar yargı mensubunun Başbakanlık Takip Kurulu (BTK) tarafından irtica ile bağlantılı görülüp, gündeme getirileceği medyaya yansımıştı.

-Ve çok daha önemli olan şu ki, başörtülü öğrenciler lehinde karar veren idare mahkemelerinin yargıçları, sürgün diye nitelenebilecek tayinlere maruz kalmışlardı. Üstelik öğrendiğimize göre, sicillerine ideolojik şerhler düşülmüştü. Gelen en son bilgi, Samsun'daki kararda imzası bulunan hakimlerin de Kayseri'ye sürüldüğünü haber veriyor.

-Bir bilgi daha: Bölge idare mahkemeleri yargıçlarına başörtüsü ile ilgili Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarından oluşan bir dosya dağıtılmış, yani bir tür bilinçlendirme yoluna gidilmişti.

-Son olarak başörtüsü konusu, ülkenin en hassas tabularından biri olan "laiklik"le ilişkilendirilmiş, önüne "laikliğe aykırı olan özgürlük savunulamaz" gibi bir sed gerilmişti. Öyle ki bu sed, TBMM tarafından çıkarılan ve "kanunlara aykırı olmamak kaydıyla her türlü giyim-kuşamı serbest hale getiren" Yüksek Öğretim Kurulu Kanunu'nun ek 17. maddesini bile görmezden geliyordu.

İşte Bölge İdare Mahkemeleri, "baskı" diye algılanabilecek tüm bu gerçeklere rağmen, Anayasa'nın temel haklar çerçevesine oturttuğu ve ancak kanunla sınırlanabileceğini belirttiği "eğitim-öğretim hakkı"ndan yola çıkarak, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesini hukuka aykırı buluyorlar.

Türkiye, hâlâ etkilerini sürdüren 28 Şubat sürecinde "yargının siyasallaşması" olayını tartıştı. İ.Ü. Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Profesörü Bülent Tanör, daha dün verdiği bir mülakatta "Yargı siyasallaştırılıyor" diyordu. (Milliyet, Naki Özkan'la yapılan mülakat) Başörtüsü konusu ise, 28 Şubat sürecinin en sancılı alanlarından biri idi. Son üç yıla damgasını vuran bir konu oldu başörtüsü... YÖK, merkezi iradeden bağımsız olarak bu derin sancıyı sürdürme imkânı bulabilir miydi? Ve merkezi irade, yargıdan dönecek bir insan hakkını sınırlamayı göze alabilir miydi?

Yüksek mahkemelerin, alttan gelen bir kararı bozması hukuka uygun.. Ama şu soruyu sormaya engel değil: Acaba yüksek mahkemelerin başörtüsü konusunda verdiği kararlarda siyasal etki hangi orandadır? Bölge İdare mahkemelerinin öğrenciler lehinde verdiği kararların, üst mercilerde iptal edilmesinde siyasal etki mevcut mudur? Öğrenciler lehinde karar veren yargıçların tayinleri siyasi değerlendirmelerden masun mudur?

Ve başörtüsü yasağı, hukuk temeline mi dayanmaktadır, yoksa hukukun dışardan güdümlenmesine mi? Bu soru, hukuk adına son derece hayati değil mi?
 

atasgetiren@yenisafak.com

  29 Ekim 1999 Cuma

Geri



Biz, önceki kararların, üniversitelerin itirazı üzerine Danıştay tarafından öğrenciler aleyhine bozulduğunu, dolayısıyla başörtüsü konusunda öğrenciler lehine bir sonuç üretemeden devre dışı kaldığını biliyoruz. Ancak, gene de ciddi bir hukuki ağırlığının bulunduğunu düşünüyoruz.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || KÜLTÜR ||
|| YAZARLAR || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED