ltmış yıl önce yani 1 Eylül 1939 tarihinde Alman ordularının Polonya'ya girmesiyle II. Dünya Savaşı resmen başlamış oldu. Bu tarihle birlikte sadece dünya tarihinin gördüğü belki de en büyük trajedilerinden biri başlamış olmadı aynı zamanda Batı medeniyetinin yaşadığı krizin global ölçekte bir insanlık krizine dönüşünün startı verilmiş oldu.
Aslında Batı medeniyetinin dünya ölçeğinde yükselişiyle birlikte kendi içinde yaşadığı medeniyet krizlerinin sonuçları, değil bu medeniyetin rakibi olanları havzanın dışında kalan tüm insanlığı etkiledi. Milyonlarca insanın hayatına malolan iki dünya savaşı doğrudan Batı medeniyetinin kendi ürettiği krizin sonucuydu.
Son ikiyüz yıl içinde ortaya çıkan ve kitlesel katliamlara dönüşen tüm savaşlar ya doğrudan doğruya Batılı güçlerin kendi aralarında yaptıkları savaşlardır ya da doğrudan Batılılar'ın neden olduğu savaşlardır. İkinci Dünya Savaşı Avrupa'da patlak vermesine rağmen kısa sürede dört kıtaya yayıldı ve tam 61 ülke doğrudan savaşa dahil oldu. Sadece altı yıl içinde 50 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.
Batı medeniyetinin dünya tarihinde pekçok ilki başlatmış olduğu ve dünyayı etkileyen pekçok temel dönüşümlerin yine Batılılar eliyle meydana geldiği doğrudur. Ancak başarısı kadar zaaflarının da büyüklüğü daha önceki hiçbir medeniyetin neden olmadığı trajedileri doğurmasına yol açtı.
Belki bu zaafları nedeniyledir ki Batı medeniyetinin insanlığa kazandırdıklarıyla kaybettikleri yanyana getirildiğinde sonuç sürekli tartışılır olmuştur.
Batı medeniyetini bu denli tartışmalı, şaibeli kılan kimi özellikler var ki Batı'nın kendi içinde geliştirdiği kimi ilkeleri bugün de tartışmalı hale getiriyor.
Din ve metafizik
New York Times'tan Lauric Goodstcin'in yazdığına göre 2000 yılında yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde adayların tümünün konuşmalarında ve yürüttükleri kampanyalarda dini muhtevaya ağırlık vermeleri dikkati çekiyormuş. Hemen hepsi kiliseye girerken ya da dini bir liderle birlikte görünmeyi, resimlerinin medyada bu şekilde yansıtılmasını istiyorlarmış. Kimileri bu durumu kirlenmiş kişiliklerin ve toplumsal yapının üstüne çekilen bir cila olarak yorumlarken, kimine göre insanların manevi boşluklarını doldurma arayışlarının politikaya yansımasından ibaret olarak görülüyor.
Bunlardan ikinci görüşü destekleyenlerin somut delilleri var. CNN'in Gallup'la birlikte yaptıkları bir kamuoyu araştırmasına göre Amerikan halkının yüzde 58'inin ahlaki ve manevi sorunları bulunuyormuş. Sadece politikacılar değil şüphesiz dine yakınlaşanlar "insanların mistik arayış içinde" olduğunu söyleyen Madonna Yahudi mistismi diyebileceğimiz Kabala'ya ilgi duymaya başlamış, şarkıcı Lauryn Hill'in İncil'i artık toplu yerlerde bile okuduğunu bilmeyen yok. Artist Harrison Ford ise Budist rahip Dalai Lama'nın yönettiği meditasyon seanslarına katılıyor.
Batı ders aldı mı?
Tüm bunlar olurken hayat genel çerçevesiyle devam ediyor. Hayata ilişkin bir değişim yaşanmıyor. En dindar Batılı'nın dinle ilişkisi katıldığı ayinle sınırlı olmaktan öteye gitmiyor. Bu noktada din ve metafizikle ilişkili olanın içtenlikli olmasıyla ikiyüzlü olması arasında görünüşte bir fark yok.
Batı medeniyetinin temel krizinin Sezai Karakoç'un ifadesiyle metafizik ürpertiden yoksun oluşundan kaynaklandığı en azından materyalist olanlarca kabul edilmese bile, tüm zamanlarda ikiyüzlülüğün genel karakter olarak belirdiği genel kabul görür.
Gerçekten Batı sebep olduğu iki dünya savaşından ders almış mıdır? Yoksa dünyaya yaklaşım biçimini değiştirmeden, geliştirdiği yeni stratejilerle dünya savaşına neden olmadan ama aynı sonuçları almak peşinde midir? Yani barış meleği kesilen Amerikan Willsonculuğu'nun geri gelmesi Batı medeniyetinin dünyaya bakışını değiştirdiği anlamına hiç gelmiyorsa her an aynı sonuçları doğuracak bir iki yüzlülükle karşı karşıyayız demektir.
Yedi düvel yardıma koştu
Ankara- Marmara Bölgesi'nde meydana gelen depremin açtığı yaraların sarılması için 70 ülkeden Türkiye'ye bugüne kadar 307 yardım uçağı gelirken, 17 uçağın daha gelmesi bekleniyor. Dışişleri Sözcü Yardımcısı Sermet Atacanlı, dün düzenlediği haftalık basın toplantısında, Dışişleri Bakanlığı'nın depremin ardından yaptığı çalışmalar ve çeşitli ülkelerce Türkiye'ye yapılan yardımlar hakkında bilgi verdi. Atacanlı, 1 Eylül sabahı itibarıyla yabancı ülkelerden, 292'si insani yardım ve kurtarma ekipleri, 15'i de yangın söndürme ekipleri taşıyan toplam 307 yardım uçağının geldiğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde 17 uçağın daha beklendiğini kaydeden Atacanlı, 31 Ağustos tarihi itibarıyla toplam 70 ülkeden yardım geldiğini belirterek, şunları kaydetti: "Türkiye'nin bu zor günlerinde acılarımızı paylaşmak ve sıkıntılarımızı hafifletmek amacıyla yardıma koşan bütün ülkelere ve uluslararası kuruluşlara minnettarız. Yardımların gönderilmesi sırasında yakın, uzak tüm ülke makamlarının ve halklarının sergilediği dostluk ve içtenlik Türk halkı tarafından her zaman yâdedilecektir."
aemre@yenisafak.com
2 Eylül 1999 Perşembe