emirel'in 12 Eylül döneminde sarfettiği çok önemli bir cümle var: "Süngü ucunda iktidara gelinir. Ama süngü ucunda uzun süre oturamaz. Çünkü acıtır."
Mevcut hükûmetin, birdenbire uğradığı itibar kaybını gördükçe, ister istemez Demirel'in bu cümlelerini hatırlıyorum.
Anasol-M Hükûmeti, vatandaşın temayüllerini yansıtmayan bir oluşum.
Seçim sonuçlarında çoğunluk muhafazakar eğilimli idi. Ama süngü ucunda Ecevitli bir iktidar kuruldu.
MHP; tabii ortağı konumunda olan DYP ve Fazilet için "Bir süre dinlensinler" tavsiyesini yaptı. Bu yüzden de Devlet Bahçeli başbakan olmaktan bile vazgeçti.
Öğrenci affı
Devleti temsil eden hükûmet ile millet birbirinden kopuk olunca, istenmeyen gelişmeler ortaya çıkıyor.
Meselâ, öğrenci affı. Milli Eğitim Komisyonu'nda, MHPli üyelerin de katkısıyla, başörtülü kızların, şartsız affı tasarıya konuldu.
Şartsız af, bir kaç kelimenin metinden çıkarılmasıyla, sağlanıyordu:
"İLGİLİ YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMU'NUN MEVZUAT GEREĞİNCE ARADIĞI KURALLARA UYMAK ŞARTI İLE kaydı silinenlere yeni sınav hakkı verilmesi" başörtülü genç kızın imtihana girebilmek için başını açmasını gerektiriyordu.
Bunun şöyle bir mahzuru da mevcuttu: Yürürlükteki kanun, (YÖK ek 17'nci madde) kanunlara aykırı olmayan her türlü kılık kıyafeti serbest bırakıyor. Buna mukabil, YÖK, bazı Danıştay kararlarına ve Anayasa Mahkemesi'nin bir gerekçesine dayanarak, üniversitelerde keyfi bir biçimde başörtüsü yasağı uyguluyor. Keyfilik, bu yasağın, hâlâ, vicdan sahibi rektörlerin yönettiği bir çok üniversitede uygulanmamasından da belli. Öyle ya, Amerika'da herkes Mc. Carthy veya zenci düşmanı olmamıştı. Nazi Almanyası'nda da, faşizme direnenler vardı.
Böyle bir af yasası, başörtülü kızlara ilâve bir imkan yaratmıyordu. Başlarını açtıkları takdirde, geçtiğimiz yıl da derslerine zaten devam edebileceklerdi.
Ayrıca böyle şartlı bir "af" üniversitelerde keyfi uygulamaların Parlamento tarafından da tasdiki anlamına geliyordu.
Ecevit'in görüşü
Maalesef, Fazilet Partisi'nin karşı koymasına rağmen, o cümle metinde kaldı. Oysa Milli Eğitim Komisyonu'ndaki MHP'liler, vicdanları doğrultusunda davranarak, şartlı affa karşı çıkmışlardı. Adalet Komisyonu'ndaki MHP'liler ise, hükûmet içindeki uyumu tercih etti.
Adalet Bakanı'na da bu konuda sorular soruldu. Bakan Hikmet Sami Türk, kızların yeniden başörtüsü ile üniversiteye girmeleri halinde, aynı kargaşanın ve gerilimin doğacağını, sınav hakkının bu yüzden başörtüsünü çıkarma şartına bağlandığını ifade etti.
Kendi hallerine bırakılsalar, Ecevit'in de, Hikmet Sami Türk'ün de farklı düşüneceğinden ve farklı davranacağından şahsen eminim. Nitekim 9 Şubat 1989 tarihinde Ecevit'in Zaman gazetesine verdiği beyanatı hatırlayın. Konunun Anayasa Mahkemesi tarafından incelendiği bir dönemde DSP lideri aynen şunları söylemiştir:
"Benim düşünceme göre ve dünyadaki uygulamalara göre, ilk ve orta eğitim çağındaki çocuklara belli bir kıyafet mecburiyeti veya yasaklamaları getirilebilir. Bu anti-demokratik olmaz. Ama yüksek öğretim çağına gelmiş kimselere, gençlere, ahlak kuralları dışında kıyafet mecburiyeti veya sınırlama getirilemez. Bazı kimseler diyor ki: 'Biz başörtüsüne karşı değiliz, ama ideolojik nedenle başların örtülmesine karşıyız' Ben bu görüşe katılmıyorum. Demokrasi varsa, ideolojik nedenler bile söz konusu olabilir."
Ülkede gerginlik olmasın diye, mutlaka Konjonktür Hazretleri'nin dediği mi yapılacak?
Konjonktür Hazretleri, 312'nin 2'nci fıkrasının af kapsamına alınmasını da yasakladı.
Demirel'in sözlerini tekrar hatırlayalım: "Süngü ucunda iktidara gelmek kolay da, üstünde uzun süre oturmak zor. Zira acıtır"
Nitekim acıtıyor da. Katili, hırsızı af edip, fikir suçlularını istisna tutunca kıyamet koptu.
Bir açık kapı buldu DSP. Hiç değilse basın yoluyla işlenen ve 312/2'nin veya Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesi kapsamına giren suçları tecil edelim. Bu defa da ortada çok bariz bir eşitsizlik var.
Eşitsizlik
Sırası gelmişken, sıkça yapılan bir yanlışı düzeltmek isteriz.
Kamuoyunun büyük çoğunluğu, 1974'te, kısmi olarak çıkarılan af, eşitsizlik sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından bozuldu ve bu eşitsizliği gidermek amacıyla da af genelleştirildi sanıyor.
Oysa bu doğru değil. Anayasa Mahkemesi, af kanununu usul yönünden bozmuştu. Bu suretle diğer hükümlüler de aftan yararlanmış oldu.
Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa'nın onuncu maddesinin teminat altına aldığı eşitlik kavramını yorumlayış biçimi, Terörle Mücadele Yasası dolayısıyla yapılan bir başvuruya verdiği cevapla ortaya çıkmıştır.
1991 yılında, Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Terörle Mücadele Yasası'nın bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. Başvuruda, "terör suçundan dolayı verilen cezaların para cezasına çevrilemeyeceği, ertelenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Böylece 647 sayılı Cezaların İnfazı hakkındaki kanunun 4 ve 6'ncı maddeleri, terör suçu işleyenler açısından zımnen ve tümüyle ortadan kaldırılmıştır" denildikten sonra, bu durumun Anayasa'daki eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülüyordu.
Anayasa Mahkemesi, 31.3.1992 tarihli kararda (Resmi Gazete 27 Ocak 1993) "Eşitsizlik ilkesinin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmediğini" belirtmiş ve Anayasa'nın öngördüğü eşitliği şu şekilde tarif etmiştir: "Yasaların uygulamasında, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması, Anayasa katında geçerli görülmez. Bu mutlak yasak, BİRBİRİ İLE AYNI DURUMDA OLANLARA AYRI KURALLARIN UYGULANMASINI VE AYRICALIKLI KİŞİ VE TOPLULUKLARIN YARATILMASINI ENGELLEMEKTEDİR. Kimi yurttaşların haklı bir sebebe dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları, eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında değişik uygulamalar yapılmaz. Yasa koyucu, şartlı salıverilmenin şartlarını, hangi mahkûmların bundan yararlanabileceğini zaman içinde toplumun gelişmesine göre takdir edebilir. Şartlı salıverme yönünden, kimi suçlar için ayrı kurallar konulması, eşitlik ilkesine aykırı değildir."
Anayasa Mahkemesi'nin kararı, af kapsamının 1974'teki gibi genişletileceği iddialarını temelsiz kılıyor.
Sadece basın suçluları için getirilen tecilden, diğer düşünce "suçlularının"(!) yararlandırılmaması, gerçekten eşitlik ilkesine aykırıdır. Çünkü benzer durum söz konusudur. İnsanlar sadece düşüncelerini ifade etmiş. Üstelik genelde, basın yoluyla işlenen bir suç ağırlaştırıcı sebeb sayılmaktadır. Bu durumda daha küçük bir topluluğu etkileyen kişinin, cezası tecil edilmeyecek, diğeri bu haktan yararlanacak.
İşte eşitsizlik bu noktada mevcut.
Suskun iktidar
Hükûmet işi aceleye getirmeseydi, bütün bunlar kamuoyunu önünde daha sâkin tartışılacak, hataların bertaraf edilmesi kolaylaşacaktı.
Yangından mal kaçırır gibi getirdiler af kanununu.
Teke Tek'te DSP'li Uluç Gürkan ve Rıdvan Budak, "Elimizden geleni yaptık" dediler.
Acaba ne yapmışlar? Hangi DSP'li Genel Kurul'da önerge verdi? Hangi maddelerde, yanlışlar üzerine konuştu? Aksine, hiç konuşmayarak, maddelerin bir an önce kanunlaşmasını sağladılar.
Fazilet Partisi, karar yeter sayısı istediğinde, koridorlardan Genel Kurul'a koşarak, çoğunluğu temin ettiler.
Genel Kurul sıralarında az kişi olması bir şey ifade etmiyor. Çünkü yeter sayıda milletvekili Kulis'teydi. Muhalefetin yanlışları düzeltme yolundaki her atağı, iktidar partileri tarafından uyum içinde düzeltildi.
Timsahın gözyaşlarını dökenler, kamuoyu önünde gösteriş yapıyor. Biz 240'ıncı maddenin Mesut Yılmaz'ı, bütün yolsuzluk dosyalarından kurtardığını söyleyince, DSP'liler Anap ile dayanışma içinde, şahsen benim üzerime saldırdı. Neredeyse Anaplılardan daha büyük bir gayret gösterdiler.
Fazilet Partisi temsilcileri geceyarısı Ecevit ile görüşüp, kanunun sakıncalarını ona anlattılar ve geri çekilmesini talep ettiler. Hatta Genel Kurul'a bir ara öyle bir hava yayıldı. Sonra vazgeçildi.
Vatandaşlar bu sahte gözyaşlarına aldanmamalı.
Demirel'in vetosu iktidara bir şans daha veriyor. Ama bu şansın karşılıklı pazarlıklar yüzünden milletin arzu ettiği istikamette kullanılabileceğini hiç sanmıyoruz. Şunu da hemen kaydedelim ki, Cumhurbaşkanı eşitliğin bozulduğunu ileri sürüyorsa, neden basındaki suçları tecil eden kanunu da veto etmedi? Bu çifte standart değil mi?
nilicak@yenisafak.com
2 Eylül 1999 Perşembe