Logo... Yazarlar...

Fehmi KORU

Öfke

H ükümetin, depremden mal kaçırırcasına Meclis'ten geçirdiği 'af yasası', bugüne kadar benzeri pek görülmemiş bir öfke sağanağına yol açtı. Seçim bölgelerine giden milletvekillerine ve Ankara'daki hükümet üyelerine protesto mesajları yağıyor. Önceki akşam bir televizyon programına telefonla katılan onbinden fazla insanın yüzde 87'si affı tasvip etmediğini kayda geçirdi. Öfkenin daha da büyüyeceği belli.

Daha önce pek görülmemiş çaptaki tepki, hiç kuşkusuz, deprem felâketiyle yakından ilgili. Bu tepki, yasa müteahhitlere de affı öngördüğü için değil sadece; kamuoyu depremin etkisiyle uyuşmuşken oldu bittiyle yasa geçirme üslubuna da tepki duyuluyor. Bir felâketten sonra ihtiyaç olduğu anda ortalıkta görünmeyenlerin, neden çıkardıklarını açıklama zahmetine katlanmaksızın 'af yasası' üzerinde ısrarlı oluşları garip kaçtı; garip kaçtığı için de tepki çekiyor işte. Üç ortaklı koalisyon hükümetinin her bir ortağı, 'kendisini yakından ilgilendiren' suçları af kapsamına sokmak için çaba sarf etmiş, bu hemen belli oluyor; iktidar mensuplarının birbirini affederken rakiplerini ve aydınları aftan mahrum etmesi ise siyasi bir nezaketsizlik.

Başbakanın "İçime sindiremedim" dediği, adalet bakanının kerhen savunduğunu her haliyle belli ettiği bir af yasasına bu tepki az bile. Meclis'te oylanırken parti disiplini gerekçesiyle parmak kaldıran bir çok milletvekili, aradan geçen süre içerisinde, pişmanlık duymuşa benziyorlar. "Bugün önüme gelse aleyhte oy verirdim" diyenlerle karşılaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Tepkilere değil hukuka bakarım" dedikten sonra yasayı veto ederek Meclis'e geri göndermesinin ardında da, kamuoyunun haklı tepkisine kulak verme nezâketi yatıyor.

Af yasasının ele alınış biçimi ve sonrasında meydana gelen öfkeli tepki, yasama organının bizdeki yönetimiyle de yakından ilgili. Meclis, hepimiz biliyoruz, aslında millet tarafından sandıktan çıkartılsa bile, liderler tarafından elle seçilmiş milletvekillerinden oluşuyor. Vekiller hesabı millete değil lidere verme durumundalar. Sonuçta, Meclis çoğunluğuna sahip iktidarlar, bu güçlerini millete rağmen kullanmaktan çekinmiyorlar. Parmak sayısına güvenerek kendilerini ve yandaşlarını affeden bir liderler güruhu ve milletvekilleri görüntüsü, seçimden henüz çıkılmasına rağmen, milleti çok rencide etti.

Bu işin telâfi yolu belli ve veto yetkisini kullanan cumhurbaşkanı o yolun önündeki ilk engeli kaldırmış oldu. Madem bir kere af söylentisiyle insanlar umuda sürüklendi, Meclis'e yeniden gelecek metin üzerinde titizlikle çalışılarak, Türkiye'nin bugününe yakışır, milleti tatmin edecek bir af üzerinde geniş bir uzlaşma sağlanabilir.

Milletin uzlaştığı çizgi genel hatlarıyla belli zaten: Siyasilerin ancak 'siyasi' denilebilecek suçları af kapsamına alınmalı; Meclis denetimine tâbi konularda yıkama paklamaya mahal yok. Öncelikle 'fikir suçu' kapsamına giren konuları af etmeli milletvekilleri. Haksızlık anlamı taşıyan veya gereğinden fazla haşin ceza maddelerinin kurbanı olan insanlar kapsam içinde tutulmalı; çeteler, soyguncular, işkenceciler, devletin malını iç edenler için 'af' sözcüğü telâffuz bile edilmemeli.

En doğru olan ise, 'genel af' gibi herhalde pek yakışıklı kaçmayan bir yol tutmak yerine, Türkiye'yi başı dik insanların ülkesi haline getirecek köklü bir düzenlemeye gitmektir. İnsan haklarının garanti altına alındığı, düşünce ve düşünceyi ifade, din ve vicdan ve girişim özgürlüklerinin vurgulandığı bir anayasa değişikliği olabilir bu. Dünyanın her tarafında Türkiye'nin eleştirilmesine yol açan, 'fikir suçlusu', 'gazeteci mahkum' veya 'siyasi yasaklı' gibi kavramları geçersiz kılacak; "Basın hürdür, sansür edilemez", "Herkes düşündüğünü özgürce ifade edebilir", ya da "Kimse inançları ve ibadet hakkını kullanması sebebiyle kınanamaz" gibi düsturları hayata geçirecek bir anayasal düzenleme... Haksız yere içeride tutulan tutuklu ve mahkumlar, bu düzenlemeden sonra, zaten kendiliğinden affa uğramış olacaklardır.

Aslında Meclis'te en kolay uzlaşma bu temel esaslar üzerinde yakalanabilir. Kısa süre sonra önemli başkentlere gidecek olan Başbakan Ecevit'i ve dört bir taraftan eleştirilere mâruz kalan hükümeti rahatlatacak olan da budur.

Aksi halde milletin öfkesine gark olmaktan kurtulamazlar.
 

fkoru@yenisafak.com


  2 Eylül 1999 Perşembe

Geri



Milletin uzlaştığı çizgi genel hatlarıyla belli zaten: Siyasilerin ancak 'siyasi' denilebilecek suçları af kapsamına alınmalı; Meclis denetimine tâbi konularda yıkama paklamaya mahal yok. Öncelikle 'fikir suçu' kapsamına giren konuları af etmeli milletvekilleri. Haksızlık anlamı taşıyan veya gereğinden fazla haşin ceza maddelerinin kurbanı olan insanlar kapsam içinde tutulmalı; çeteler, soyguncular, işkenceciler, devletin malını iç edenler için 'af' sözcüğü telâffuz bile edilmemeli.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED