Logo... Yazarlar...

Bu, depremden de beter

M. Âkif AYDIN

D urumun vahametini belki bir misalle daha güzel anlatabiliriz. Bir cenaze evi düşünün, eş dost, konu komşu, hısım akraba ev sahiplerinin acılarını paylaşmak için taziyeye geliyorlar. Gelirken de dinimizin bize kazandırdığı güzel hasletlerden birinin gereği olarak eve yemek getiriyorlar. Anadolu'da hâlâ çok canlı olan bu adette cenaze evine günlerce dost ve yakınlardan yemek gelir; o acı, o telaş arasında bir de yiyecek problemiyle uğraşılmasın diye. Şimdi işte böyle bir cenaze evi düşünün yemek getiren yakınlar onu ev sahibine teslim etmek istemiyorlar. Diyorlar ki "Bunu çoluk çocuğa, karnı aç olanlara bizzat biz verelim, gözümüzün önünde yesinler, biz de nezaret edelim." Niye diyorlar bunu? "Baba"nın bunları aile fertlerine değil, işbirlikçilerine yedirmesinden korkuyorlar, tek başına yemesinden çekiniyorlar. Böyle bir cenaze evi tasavvur edebiliyor musunuz? Deprem sonrası halimiz maalesef bu cenaze evinden de beter.

Böyle bir felakette halkın, çeşitli kuruluşların, yabancı devletlerin yardımlarının en verimli dağıtım şekli nasıldır? Bütün yardımların bir merkezi organizasyonda toplanması ve gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması değil midir? Bu da normal olarak devletin bu işle görevlendirdiği bir birim, bir kurum aracılığıyla olur. Gelin görün ki depremin başından beri yardım yapmak isteyen insanlar, kuruluşlar, hatta yabancı teşkilat ve devletler merkezi yönetime veya onun göstereceği kuruluşa güvenmiyorlar. Yardımı ya bizzat dağıtmak ya da devletin bulaşmadığı, karışmadığı sivil teşkilatlar aracılığıyla dağıttırmak istiyorlar. Deprem bölgelerine gidenler görmüşlerdir: Bakıyorsunuz bir kamyonetten, zeytin dağıtılıyor, bir diğerinden battaniye ve yatak. Biraz ilerde bir otomobilden de pekala kutu sütlerin dağıtıldığını gözlemliyorsunuz. Bu yardımların zaman zaman heba olması sonucunu doğurmuyor değil. Kimi ihtiyaç sahiplerinin yardım almasını da engelliyor. Ama vatandaş merkezi bir kuruluşa güvenmeyince, yardımlarının birilerinin cebine gideceği şüphesini içinden atamayınca ne yapsın? Bu ülkenin bir bakanının, bir yardım çekinin Kızılay'a teslim edilmesi karşısında içi cız etmişse siz durumun vahametini anlayın! Yabancı kuruluşlar yapacakları yardımların Dünya Bankası aracılığıyla denetlenmesi talebinde bulunmuşlarsa felaketin hangi boyutlarda olduğunu siz hesap edin. Gazeteler manşetten uyarıyorlar; "Fay hattı pay hattı olmasın" diye. Çünkü biliniyor ki bir süre sonra depremin acılarının üzerine saadetlerini kuran deprem zenginleri türeyecek. Bir yönetimin bu boyutlarda iç ve dış güveni kaybetmesi aslında depremden de beterdir.

Bu ülkeyi 35-40 senedir yönetenler devletin bu duruma neden ve nasıl düşürüldüğünü, bunun sorumlusunun kim olduğunu düşünmüyorlar. Kaybettikleri güveni yeniden kazanmanın peşinde de değiller. Bunun yerine gelen yardımları engellemeye çalışıyorlar, yardım kuruluşlarına baskı yapma gayretindeler. Bunu hem toplanan yardımları biz dağıtalım da hiç değilse ayıbımız biraz örtülsün diye yapıyorlar, hem de sivil toplum kuruluşlarının fazla güçlenmesini, toplumda kökleşmesini istemiyorlar. Bunun yapacağı diğer etkilerden korkuyorlar. Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir şuurlanmayı ortaya koyan müşterek açıklaması da onları tuttukları yoldan korkarım ki çevirmeyecek. Milletin hissiyatına zerre kadar önem verselerdi şu acılar arasında yangından mal kaçırır gibi şaibeli affı çıkarmazlardı. Ar yılında değil, kâr yılındayız sizin anlayacağınız.

Anlık tepkileri bırakıp haklarımızın sürekli takipçisi olmadıkça korkarım bu devran yine böyle devam edecek.

Viran hanelere son bakış

Yaşlı bir karı-koca... Neler gördüler, ne acılara, ne felaketlere tanıklık ettiler bunca yıl kimbilir.. Böylesini görmediklerini de anlamak hiç zor değil dalıp giden bakışlarından. Depremden zor hal kurtardıkları bedenleriyle ayakta durmaya çalışıyorlar. Ama evleri oturulamayacak halde. Ve sanki yaşadıkları güzel günleri hatırlamak istercesine son bir kez bakıyorlar viran olmuş evlerine...
 

makifaydin@yenisafak.com


  2 Eylül 1999 Perşembe

Geri



Bu ülkeyi 35-40 senedir yönetenler devletin bu duruma neden ve nasıl düşürüldüğünü, bunun sorumlusunun kim olduğunu düşünmüyorlar. Kaybettikleri güveni yeniden kazanmanın peşinde de değiller. Bunun yerine gelen yardımları engellemeye çalışıyorlar, yardım kuruluşlarına baskı yapma gayretindeler. Bunu hem toplanan yardımları biz dağıtalım da hiç değilse ayıbımız biraz örtülsün diye yapıyorlar, hem de sivil toplum kuruluşlarının fazla güçlenmesini, toplumda kökleşmesini istemiyorlar. Bunun yapacağı diğer etkilerden korkuyorlar. Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir şuurlanmayı ortaya koyan müşterek açıklaması da onları tuttukları yoldan korkarım ki çevirmeyecek. Milletin hissiyatına zerre kadar önem verselerdi şu acılar arasında yangından mal kaçırır gibi şaibeli affı çıkarmazlardı. Ar yılında değil, kâr yılındayız sizin anlayacağınız.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED