|
ğer düşündüğümüz gibi, kültürle edebiyat arasında korelasyon varsa ve fakat bu ilişkide besleyici yan olan kültür kendi özgül kaynağından kopmuşsa durum ne olacak? Burada, edebiyatın, bir bakıma bir egemenlik, ilişkisi biçiminde dışlaştığı da vurgulanmış oluyor. Edebiyatın, egemen kültürün hasılası olarak dışavurduğu fikri dile getirilmiş oluyor.
Kültürle, o kültüre mensup edebiyatçının (şairin) özdeş bulunduğu varsayımı esas alınırsa mesele yok. Fakat kendi köklerinden kopmuş bulunan bir kültürün hasıl edeceği edebiyat söz konusu olduğunda durum ne olacak? Eğer şair de kültüründen kopmuş olmayı temsil eden birisiyse, böyle bir kopukluktan nasıl bir edebiyat hasıl olabilir? Burada, düpedüz nesebi sahih olmayan bir ürünle karşı karşıya kaldığımızı söyleyebiliriz. Hasılanın nesebini hükmen belirlememizin, hakikat indinde değeri yoktur: hükmen belirlenmiş olmak, nesebin hükmedildiği gibi olduğuna delalet etmez, ancak hasılaya uygulanacak hukukî statünün belirlenmesini tazammun eder. Oysa aslolan, sahih genetik durumun belirlenmesidir.
Bir edebiyatın, mensubu bulunduğu kültürün özevladı olarak dışlaşması yalnızca biçimsel biçimsel bir durum değildir. Bu, o edebiyatın okunmasında müracaat edilecek kod çözümleyicisinin belirlenmesinde de, dolayısıyla doğru okumanın belirlenmesinde de işe yarayacaktır. Kendi köklerinden ayrılmış (kopmuş) bulunan edebiyatın doğru okunması imkânı da elden kaçırılmış olur. Çünkü o metni okumada kullanılacak olan mazmunların neye tekabül ettiği bellisiz hale gelmiş olmaktadır.
Böylece bir bakıma, kaynağından kopmuş bir kültür ve kültüründen kopmuş bir edebiyatın, kendi aslî egemenlik referansını da yitirmiş olması bakımından, bir köle edebiyatı derekesine indirgenmiş olacağını ifade ediyoruz. Köle edebiyatı, bu haliyle herhangi bir kişilik sahibi bulunmaktan mahrumdur. Onun, bir isyanı yansıtması hali bile, ancak köle isyanı olarak değerlendirilebilir.
Böylece durumun bizi vahim bir kötümserliğe sevkedebileceği belli oluyor. Fakat her şeye rağmen, kendi kaynağından kopmuş bir kültürü ve kendi kültüründen kopmuş bir edebiyatçıyı münferit kişiler olarak görmek zorundayız. Bu kişiler münferiden kendi kültürlerinden ve kendi kültürleri de kendi kaynağından kopmuş olabilir. Ne var ki, orada yaşayan edebiyatçıların hepsini silme aynı kap içinde görmek zorunda değiliz. Kendi aslî kültürüne sahip çıkan birkaç kişi daima bulunabilir. Nitekim 1920'den bu yana süreduran Türk edebiyatına bakıldığında, kendi kültürüne, o kültürün asal kaynağına sahip çıkan birilerinin bir yerlerde bulunduğunu görüp duruyoruz. O kadar ki, aslında kendi kültüründen kopmuş, dahası kendi kültürünü küçümseyen, daha dahası ona hınç duyan kimi edebiyatçılar bile, görünüşte de kalsa, sözkonusu asal kültüre göndermelerde bulunmaktan geri durmuyorlarsa, bunun bir anlamı olmalıdır. Adam divan edebiyatından (dolayısıyla onu besleyen kaynaktan) kopmuştur ama divançe yazma ihtiyacını duymaktadır. Adam kitabından kopmuştur, ama sureta da olsa kitaba göndermede bulunabilmektedir. Bu duruma kölelerin isyanı ve onların edebiyatı diyebiliriz. Ama bir de, o asal kitabın ve o asal kültürün sahici sahipleri var, onlar da bir uçtan sökün ediyor.
2 Eylül 1999 Perşembe
|
 |
Bir edebiyatın, mensubu bulunduğu kültürün özevladı olarak dışlaşması yalnızca biçimsel biçimsel bir durum değildir. Bu, o edebiyatın okunmasında müracaat edilecek kod çözümleyicisinin belirlenmesinde de, dolayısıyla doğru okumanın belirlenmesinde de işe yarayacaktır. Kendi köklerinden ayrılmış (kopmuş) bulunan edebiyatın doğru okunması imkânı da elden kaçırılmış olur. Çünkü o metni okumada kullanılacak olan mazmunların neye tekabül ettiği bellisiz hale gelmiş olmaktadır.
|
|