ünkü gazetelerde "Kamuoyuna" başlığını taşıyan tam sayfa bir ilân vardı. Başlığın altında bir metin, metnin altında da 97 sivil toplum kuruluşunun imzası... Her düşünce çizgisinden tam 97 imza... Hak-İş de var DİSK de, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de var, Mazlûm-Der de... İlim Yayma Cemiyeti, İHH, MÜSİAD da var, Nazım Hikmet Vakfı da... TESEV de var, Sivil Haklar İnisiyatifi de... Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı da... Mülkiyeliler Birliği de... Geniş bir yelpaze içinden doğan bir ses: "17 Ağustos her bakımdan bir milad olsun!"
Miladın özü, devlet ve sivil toplum olarak "Bireyleri devlet için değil, devleti bireyler için kabul eden çağdaş bir toplum olmaya doğru yürüme" zihniyetinde buluşmak...
Sivil toplum kuruluşları, devlete, "Bir felâketle karşı karşıyayız, sivil toplumun ülkeye katkısına engel olma, gel yardımlaşalım" çağrısında bulunuyor.
Bu, son derece önemli bir olay.
Düşünce farklılıklarına rağmen, ülkenin zor zamanında, kendi arasında barış iklimini yakalayan ve devlette hâlâ var olduğu gözlenen barışa engel sendromları aşmayı amaçlayan bir girişim. Sanki şu mesaj veriliyor devlete:
"Bak, biz farklılıklarımıza rağmen, ülke için barışı yakaladık. Acılara karşı elele verdik. Haydi sen de katıl."
Aslında bu, sistemi sağlıklı her ülkede, ayrıca bir çağrıya gerek duyulmadan olması gerekendi... Çağrı, bir sancıyı yansıtıyor. Bir tıkanmayı aşma amacını taşıyor. Buna gerek olmamalıydı, ama Türkiye'de bu sancı var ve aşılması lâzım...
Deprem gibi külli bir savruluş ortamında, bir yandan da, böyle toplum-devlet ilişkilerindeki sancılı alanları çözmeye çalışmamız garip görünse de, önemli bir kazanç.
İlginç bir durum ki, Türkiye, bir süredir her düşünce çizgisinden sivil toplumun aynı potada yoğrulduğu, buna karşılık merkezi irade ile farklılaştığı sarsıcı konuları tartışıyor.
Bakın eğitim alanındaki sancıya... Üniversite sınavında boynu kırılan çocuklar tüm Türkiye'yi birleştirdi. Orta Öğrenim Başarı Puanı'yla çocuğunun canı yanan laik, sosyalist anne-baba, şimdi İmam Hatipler'in acısını anlamıyor olamaz. Kemal Gürüz'ün'ün ve Kemal Alemdaroğlu'nun başörtülü çocuklara yaptıklarını onaylıyor olamaz. Çünkü eğitimden alıkonulmak acısı, tüm Türkiye'yi yakıyor. Belki yüreklerden "Her çocuğun eğitim hakkına saygı" haykırışı yükseliyor. Eminim ki, 97 imza, hiç tereddüt etmeden "Eğitim Hakkına Saygı" çağrısının altında da yer alabilirdi...
Bakın af konusuna... Farklı çizgilerdeki gazete manşetlerine, köşe yazılarına bakın... Yazarlar, sütunlarını kolaylıkla değiş-tokuş yapabilecekleri bir ortak yaklaşıma ulaştılar... Sütunlar "İnsan haklarına, adalete, düşünceye, inanca saygı" diye çınlıyor. Merkezi irade ne kadar yalnız kaldı! Merkezi irade, kendini savunmakta ne kadar acze düştü! Eminim ki 97 imza, hiç tereddüt etmeden, "Daha insanca, daha adil bir af" çağrısının altında da yer alabileceği gibi, "Hukuk Devleti-Hukukun Üstünlüğü" idealinin etrafında da buluşabilirdi...
Bakın, Sosyal Güvenlik Yasası karşısındaki toplumsal hassasiyete! Yangından mal kaçırır gibi deprem anaforu içinde çıkarılan yasa, büyük toplum kesimlerinin tepkisine hedef oldu. Burada da "Emeğe saygı-Mezarda emekliliğe hayır!" haykırışı, toplumun ortak yaklaşımı haline geldi.
Bu ortak alanları çoğaltmak mümkün...
"Milad", "Doğuş" demek...
Depremden doğuş üretmek, belki de depremin verebileceği en büyük ders olacaktır.
"Milad"ı arayan sivil toplum kuruluşları, bu birlikteliği sürekli kılmanın önündeki engelleri kaldırmak için bir özeleştiri yapmalılar, diye düşünüyorum.
Ve devlet, topluma ve bireye yönelik korkularından kurtulup, "iç düşman" paranoyalarından sıyrılıp, ülkenin yaralarını sarmak için seferber olan "her çizgi"den insanı "saygı" korumasına alıp, sivil iradedeki "yeniden doğuş"a uyumlu, paralel bir davranış geliştirmeli...
IHH'nin, AKUT'un, Mazlum-Der'in, Kombassan'ın yardımlarına el koymanın ne kadar irrasyonel, akıl-mantık dışı bir hadise olduğunu anlamak için daha kaç deprem geçirmek gerekir ki! Kombassan trilyonlarca yardım yaptı, bu bir vatan borcu idi, Kombassan'a bağlı Alfa-Air, THY'nin taşıyamadığı yardım gruplarını taşıdı, bu bir vatan borcu, insanlık borcu idi...
Acaba diyorum, hâlâ bu kuruluşların "iç düşman değerlendirmesi" ve "kara liste"lerdeki isimleri duruyor mu?
Türkiye yeniden doğmak istiyor, Ankara farkında mı?
atasgetiren@yenisafak.com
2 Eylül 1999 Perşembe