akalım, hükûmet esas eşitsizliği nasıl ortadan kaldıracak?
Esas eşitsizlik Basın ve Yayın yoluyla işlenen düşünce cezalarının ertelenmesi, buna mukabil, diğerlerinin tecil edilmemesidir.
Yoksa, suç işlemek için teşekkül oluşturanlar (çete kuranlar) ceza indirimi kapsamına alınırken, meselâ karşılıksız çek verenlerin aftan yararlandırılmaması eşitlik ilkesine değil, sadece adalet anlayışına aykırıdır.
Eşitlik
Daha önce de yazdık: Anayasa Mahkemesi, terör suçundan dolayı verilen cezaların para cezasına çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceğine dair kanun maddesini, eşitlik açısından iptâl etmemiş ve gerekçesini de şu şekilde açıklamıştır: "Eşitlik ilkesi, herkesin, her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Eşitlik, birbiri ile aynı durumda olanlara, ayrı kuralların uygulanmasını ve imtiyazlı kişi ve toplulukların yaratılmasını engeller."
Buna göre, işkenceci polisleri af ettiniz de, niçin, Manisalı gençleri af etmediniz, sorusu da, eşitlik temeline oturtulamaz. Manisalı gençler açısından, af tasarısı değil, ancak, gençleri ağır cezalara mahkûm eden mahkeme kararı tartışılabilir. Manisalı gençlerle, onlara işkence yaptığı ileri sürülen polisler aynı durumda değil ki! Af tasarısı, devlete karşı işlenen terör eylemlerini kapsam dışı tutuyor. Dolayısıyla Manisalı gençler aftan yararlanamıyor.
Madde 169
Sadece onlar mı? Güneydoğu'da huzura ve barışa ihtiyacımız olmasına rağmen, "yardım yataklık" gerekçesiyle hapse atılan binlerce yurttaşımız da af dışı. Oysa, Türk Ceza Kanunu'nun 314'üncü maddesine göre,çetelere yardım yataklık yapanlar serbest.
Ama burada da, eşitlik ilkesinin ihlâlinden söz edemeyiz. Hatalı olarak kullanılmış bir takdir hakkı ancak eleştiri konusu yapılabilir.
Hükûmet, PKK'ya yardım yataklık edenleri serbest bırakmayı, acıyı dindirecek bir araç olarak görmemiş, aksine, bunca şehit verilen bir ülkede sancıyı arttıracağını düşünmüş olabilir.
Esas eşitsizlik basın suçlarını tecil eden kanunda. Bu kanun ise veto görmedi ve onaylandı.
Ama gene de, Cumhurbaşkanı'nın ilk kanunu veto ederken ortaya koyduğu gerekçeden yola çıkarak, hükûmet, hakkaniyet ve eşitliği sağlama yolunda adımlar atabilir. Terörle Mücadele'nin 8'inci maddesini veyahut Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesini ihlâl edenlerin cezasını, aynı basın mensupları gibi erteleyebilir.
Tabii toplumsal barış isteniyorsa.
14'üncü madde engeli
Af Kanunu'na 312'nci maddenin dahil edilmemesinin gerekçesi olarak Anayasa'nın 14'üncü maddesi gösterildi.
Oysa, basın mensupları gibi, diğer sanık veya mahkûmların da cezaları ertelenebilirdi.
İkincisi, daha geniş bir yorumla Anayasa'nın 14'üncü maddesinin engel teşkil etmediği söylenebilirdi.
Danışma Meclisi'nin müzakere zabıtları aslında 14'üncü maddedeki kısıtlamaların Türk Ceza Kanunu'nun, iptâl edilen 141 ve 142'nci maddeleriyle ilgili olduğunu, ortaya koyuyor. Zaten o tarihte, 312'nci madde böyle şöhretli (!), her derde derman bir madde değildi.
Müzakereler
Zabıtlardan bölümler:
Şerafettin Yarkın: Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142'nci maddelerindeki unsurlar buraya getirilmiştir. 141 ve 142'nci maddesindeki unsurlar, biliyorsunuz, muhtelif defalar Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş ve Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı olmadığını karara bağlamıştır.
Hamza Eroğlu: Metin bu şekliyle komünizmi ve faşizmi yasaklamaktadır. Sosyalizmi de yasaklasın.
Anayasa Komisyonu sözcüsü Şener Akyol: Bu madde, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını önlemek amacını gütmektedir. ....Bir örnek vermek gerekirse, bir şahıs veya tüzel kişinin düzenlediği bir miting, bir yürüyüş sonucunda Türk Devleti'nin varlığı tehlikeye düşmüşse, asayiş bozulmuşsa, o kişi veya tüzel kişilik, miting yapma hakkını kaybedecektir. Amaç genelde Türk toplumunu ve devletini, şu veya bu şekilde, kanun boşluklarından yararlanarak tehlikeye düşürecek olayları önlemektir....
Anayasa Komisyonu sözcüsü Şener Akyol: (Bir başka cevabında) Ceza Kanunu'nun ünlü maddelerindeki unsurların (141-142) niçin Anayasa'ya konulduğu soruluyor. Anayasa'da bu unsurlar bulunmayınca, ceza kanunu maddelerinin en olmadık biçimde Anayasa Mahkemesi'ne gitmesinden endişe duyulmuştur. Komisyonumuz, bunu anayasal güvenceye bağlamak istemiştir.... Bir tüzel kişi yürüyüş yaptı, anayasal hakkını kullandı. Ama, işte bu maddedeki unsurları tehlikeye düşürdü. Yani, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozdu. Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürdü; temel hak ve özgürlükleri yok etti; yol kesti; bir şehrin dışarıyla irtibatını kesti...
* * *
Görüldüğü gibi 14'üncü madde, çok daha önemli fiiller göz önüne alınarak yazılmıştır.
Bu madde ilk şekliyle hak kaybını da öngörüyordu ve şöyle bir cümle ihtiva ediyordu: "Bu Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri ......... ya da sair herhangi bir yoldan, komünizme, faşizme veya dinî temellere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz. Bu amaçla kullananlar, kötüye kullandıkları o hak ve hürriyeti kaybederler."
Danışma Meclisi'ndeki müzakereler sonucunda, hak kaybı -çok şükür- Anayasa'dan çıkarılmıştır.
Bu müzakereler, 312'nin söz konusu olmadığını, Türk Ceza Kanunu'nun "ünlü" maddelerindeki (141-142) unsurların Anayasa'ya -14'üncü maddeye- dahil edildiğini, böylece Anayasa'ya aykırılık iddialarına son verilmesinin düşünüldüğünü, devletin varlığını tehlikeye atabilecek suçların göz önüne alındığını ortaya koyuyor.
........................
Peki Hasan Celal Güzel, devletin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye mi düşürdü? Başkalarının hak ve özgürlüklerini mi yok etti? Yol mu kesti? Neden 14'üncü madde engeli ona uygulansın?
Gerçi, 14'üncü maddede, 312'nci maddeyi andıran unsurlar mevcut. Ama, herhalde yasa koyucu, hak mahrumiyetini öngörürken, o unsurların böyle yalama olacağını, olur olmaz uygulanacağını düşünmemişti.
Dolayısıyla, vicdanları rahatlatmak için, mutlaka, en azından basın haricindeki düşünce suçlularının da cezaları tecil edilmeli.
nilicak@yenisafak.com
4 Eylül 1999 Cumartesi