Logo... Yazarlar...

İsmet ÖZEL

Kılgının yozlaştırdığı

D epremden başka bir şeyden bahsedemez oluşumuzu hayra yormalı mı? Bu tamamen depremin nesinden bahsedişimizle alâkalı. Ortalıkta dolaşan lâflara bakarsanız depremin şokunu atlatmalıymışız. Ne demek acaba? Ruhî hayatımızı deprem dolayısıyla örselenmiş halinden uzaklaştırdık diyelim. Hangi hale yakınlaştıracağız peki? Yeryüzündeki yaratıklar arasında ruh tamiratından anlayan biri mi var? Depremin şokunu atlatalım diyenler kim bilir belki de bu şoku mevsim sonu satışlardaki "şok fiyatlar" gibi algılamamızı istiyor.

Ruhî hayatımız yalama olmuştu. Asalet, soyluluk, yücelik hakkındaki cehaletimiz hiç birimizde rahatsızlık doğurmuyor ve güzellik endişesine aramızda hiç yer vermiyorduk. Neden böyle? diye sorulduğunda cevabımız hazırdı: Bütün dünyada işler böyle de ondan. Dünyada işlerin nasıl yürüdüğüne dair dangalaklığımızdan sual olunmazdı. Deprem sarstıysa işte bu kırattaki bir ruhî hayatı sarsmış olmalıydı. Depremin şokunu yaşayanlar ruhlarının yalama halinden bir an olsun uzaklaştı mı? Bunu doğrulayacak izlenimlere sahip değilim. Biz Türkler depreme hazırlıksız yakalandık, burası doğru; çünkü bayağılığı reddetmek ve asaleti tanıyabilmek için hiçbir hazırlığımız yoktu. Estetikten nasibimizi hiç almamıştık ve edeple sınırlandırılmamak için onu gözden uzak bir yere hapsetmiştik.

Siyasi ve sosyal kılgı (pratik) ruhumuzu yozlaştırdı. Hangi harekete girişmişsek o harekete girişirken esas aldığımız kalkış noktasının manâsını kaybettik. Sosyalistler, Türkçüler, İslâmcılar "köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek" konusunda anlaşmışlardı. Kısa zamanda gördük ki onların hepsi için geçilecek köprü kasaları ve keseleri doldurma köprüsü imiş. Onlar da gördü ki köprü git git bitmiyor. Köprünün boyu her gün biraz daha uzuyor. Baktılar ki kalkış noktasındaki manâda ısrar etmenin hiçbir manâsı yok; ayıyla geçici değil kalıcı bir akrabalık tesis etmek onların her birine: Sosyalistlere, Türkçü ve İslâmcılara "normal" geldi. Deprem oldu. Ayının yeğeninin morali bozuldu. Şokun ilk anlarında dayısına sövdü, saydı. Kısa bir süre sonra da kendine gelip: Ne yapıyorum ben? Bu yaptığım akrabalığa sığar mı? demeye başladı.

Siyasi ve sosyal kılgı ruhumuzu öylesine yozlaştırmış ki bütün kusuru, bütün kabahati hasmımızda, başkalarının işlediği hatalarda buluyoruz. Süreç boyunca çirkinliğe, şirretliğe, soysuzluğa tanıdığımız geniş hareket imkânı yüzünden katılaştığımız anlaşılamıyor. Hayatımızın katılığı depremin şokuna baskın çıkıyor.
 


  4 Eylül 1999 Cumartesi
Geri



Ruhî hayatımız yalama olmuştu. Asalet, soyluluk, yücelik hakkındaki cehaletimiz hiç birimizde rahatsızlık doğurmuyor ve güzellik endişesine aramızda hiç yer vermiyorduk. Neden böyle? diye sorulduğunda cevabımız hazırdı: Bütün dünyada işler böyle de ondan. Dünyada işlerin nasıl yürüdüğüne dair dangalaklığımızdan sual olunmazdı. Deprem sarstıysa işte bu kırattaki bir ruhî hayatı sarsmış olmalıydı.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED