Logo... Yazarlar...

Melikşah UTKU

Şeffaf devlet talebi

H er şey bir kamyonun Mercedes marka lüks bir otomobile çarpmasıyla başlamıştı sanki. O günlerde patlak veren olaylar, bu ülkenin devlet kurumlarının içine düştüğü kirli ilişkiler, kokuşmuşluk, çarpıklık, çelişki ve acziyet yumağının ilk ipuçlarını vermişti.

Türkiye'de "devlet" olmanın dayanılmaz bir çekim noktası olduğunu, ta eskiden İş Bankası'nın kurulduğu yıllardan biliyoruz. O zamanlar bankanın sağladığı sıcak ve ucuz kaynakların çevresinde kümelenen yağcı ve çıkarcı (o zamanki tabiriyle Aferist) zümrelerin bugünün rantiyesine babalık edişine şahit 75 yılın hikayesi.

Yeğen, ahbap, kartvizit sahibi bilumum insan o gün bugündür, devletin hazinesinden beslenmekte. Devletin bunlara "babalık" etmekten vakit bulup, 1960'ların savaş yorgunu, dünya fukarası Kore'sinin ülkeyi sollamasına engel olacak politikalar geliştiremediğini de çok iyi biliyoruz. On senede bir ülkeyi on sene geri götüren askeri darbelerin mahiyetini de unutmuş değiliz. Ancak son noktayı kamyon ve deprem koyacak, devlet adına devleti çürüten bu mekanizmanın artık her tarafının aktığını gözümüzün içine sokacaktı.

Uyuşturucu, çeteler, bürokratlar, bakanlar ve muvazzaflar. O günlerde bir çağrı yapmıştık, "Her tarafa yapıştığı anlaşılan pislikten berî olduğunu ispat, her kurumun vazifesidir" diye. Ne yazık ki, bu çağrıdan vazife çıkarıp, böyle bir şeffaflaşma projesine adım atan tek bir kurum olmadığı gibi, bir karşı atağa geçilmiş ve irtica bahane edilerek pis kokular saklanmaya çalışılmıştı.

Ancak kefen yırtılmış, "surda gedik açılmıştı." Yırtıktan POAŞ, Korkmaz Yiğit ve Türkbank ihalesi, Alaattin Çakıcı, Meclis koltukları ve Kalemli, SEKA, Sarıyer, Elektrik dağıtım şebekeleri özelleştirmesi, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, YÖK ve Kızılay teker teker dökülmeye başladı. Farkındaysanız, bunların hemen her birinde irticaa karşı konulmuş alkışlanan bir politika uygulanmıştı.

Rektör Alemdaroğlu, yaptığı usulsüzlükleri ve yolsuzlukları, başörtüsü zulmü arkasında ustaca saklamayı başarmıştı. Kemal Gürüz de aynı politikayı, önce bir sınav kağıdının çalınmasıyla patlak veren skandalı, şimdi de öğrenci yerleştirme sınavı ve puanlamasında yapılan haksızlıkları gizlemek için kullanıyor. Elektrik dağıtım şebekeleri yeşil sermayenin elinden "kurtarılıp" medya patronlarına peşkeş çekiliyor. Koç grubu, papazlarla kol kola o ayin senin, bu ayin benim gezerken, aynı zamanda fidanlıkları ve ormanları gasp ediyor ve bu yağmaya en büyük banisi olduğu TEMA bile itiraz edemiyor. Depremde enkaz altından 25 yıllık çürümüşlüğüyle çıkarılan ve hakkında meclis soruşturması başlatılan Kızılay'ın müdürü, her şeye rağmen bugün hâlâ istifa etme zahmetinde bulunmuyor.

Devlet adına var olduğunu söyleyenler, bu çürümüşlük içinde yüzdükleri için devlet, gerçekten de var olması gereken yerlerde bulunamıyor. Ekonomide, afette, adalette, iç ve dış siyasette bugün gelinen noktada bu yokluğun tüm sıkıntıları milletçe üzerimize çökmekte. Susurluk'tan beri koparılan yaygara karşısında devlet kurumlarının takındığı tek tavır, olaylara devletin o ağır elini koyarak ve devleti büyültmeye yeltenerek işleri daha bir çözümsüz hale sokmaktan ibaret. Bu arada tüm Türk milletinin merakını mucip bir yüzsüzlükle bugüne kadar lütfen karalanmış olanları affetme telaşına girmiş olması da, ayrı bir garabet.

Perşembe günü medyaya tam sayfa olarak verilen ve altında MÜSİAD'dan AKUT'a, Mazlum-Der'den Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne kadar onlarca sivil toplum kuruluşunun imzasının bulunduğu bildiri, milletin sabrının son noktasına gelindiğinin ifadesiydi. Milletin gözü kazalarla, ekonomik krizlerle ve depremlerle de olsa artık açıldı. Devlet çatısı altında kuzgunlara ziyafet verildiğini artık görmeyen kalmadı.

Vatandaşın hakkına riayet eden, şeffaf ve temiz işleyen bir devlet, Türk milletinin de hakkı.
 

mutku@yenisafak.com


  4 Eylül 1999 Cumartesi

Geri



Uyuşturucu, çeteler, bürokratlar, bakanlar ve muvazzaflar. O günlerde bir çağrı yapmıştık, "Her tarafa yapıştığı anlaşılan pislikten berî olduğunu ispat, her kurumun vazifesidir" diye. Ne yazık ki, bu çağrıdan vazife çıkarıp, böyle bir şeffaflaşma projesine adım atan tek bir kurum olmadığı gibi, bir karşı atağa geçilmiş ve irtica bahane edilerek pis kokular saklanmaya çalışılmıştı.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED