Logo... Yazarlar...

DAVUT DURSUN


Heyecanı ve umudu kalmayan gençlik

D ün bir buçuk milyon genç herhangi bir yüksek öğretim kurumuna girebilmek için sınava girdi. Bu gençlerden sadece iki yüz bin kadarına yüksek öğretim imkanı tanınacak, geriye kalanlarsa üniversite özlemiyle umutsuzca dershanelere gidip gelmeye devam edecekler.

Gençlerin toplumumuzun geleceği için ne kadar önemli olduğu sık sık tekrarlanır durur. Millî bayramlarda M. Kemal'in cumhuriyeti nasıl gençlere armağan ettiği coşkulu nutuklarla dile getirilir. Gençlerin geleceğimiz olduğuna herkes inanır. Ama gel gör ki işte sonuç ortada; her yıl bir milyondan fazla genç üniversiteye gidememekte, bir iş bulup çalışamamakta, umutsuzca günlerini tüketmekte!

Dün sabah, sınava girecek oğlumu sınavın yapılacağı okula götürdüğümde bahçede sınav saatini bekleyen gençleri ve velileri gözleme fırsatım oldu. Sınavın gençler üzerinde bir heyecana sebep olduğunu kendi tecrübelerimizden iyi biliyoruz. Hayatımızın geçilmesi gerekli aşamalarında pek çok sınava girdik, heyecanlar yaşadık, stres ve sıkıntılara maruz kaldık. Bunlar normal. Kendimizden farklı olarak dün gençlerde gördüğüm en önemli husus nerede ise hiçbirinin yüzünde bir cıvıltı, umut ve güven doluluk, kendine duyulan güvenin verdiği rahatlık ve eminlik görmememdi. Aslında heyecan bile doğru dürüst farkedilmiyordu desem yanılmış olmam.

Her şeyin başında hayatın değişik evreleri, sorunları ve çabaları birer heyecandan ibarettir. Heyecanın olmadığı bir işte ve yerde başarı şansının da olmadığını biliyoruz. İnsanın zorlukları aşmasını, sıkıntılara göğüs germesini, normal şartlarda katlanılması zor gibi gözüken zorluklara katlanmasını sağlayan temel saik yapılan işten duyulan heyecan ve ileriye yönelik umut ve güven hisleridir. Eğer bir işte, bir faaliyette heyecan, umut ve güven hissi yoksa başarılı olma şansı da yoktur!

Dün sınava giren gençlerdeki heyecansızlık ve mutsuzluk hissinin hakim duruma gelmesinde sınavların bir ay önce tam son anda iptal edilmiş olmasının, soruları çalanların bulunamamasının, yetkililerce yapılan açıklamaların tatmin etmemesinin önemli bir payı olduğu kesin. Ama sadece buna bağlamak sanırım eksik olur.

Aslında heyecansızlık sadece gençlerde değil toplumun tüm kesimlerine egemen olmuş durumdadır. Ne var ki gençlerdeki heyecansızlık ve umutsuzluk daha köklü ve etkisi büyüktür. Hayatın başında olan on sekiz yaşındaki bir genç nasıl olur da hayatı için bir heyecan ve umut duymaz? Özellikle İmam-Hatip ve diğer meslek lisesine mensup öğrencilere son üç dört yıldır reva görülen uygulamalar, karalamalar ve düzenlemeler bu çocuklarda hiçbir umut ve heyecan bırakmamıştır. Dün sınava giren bu okul öğrencileri okullara başladıklarında normal liselerle bir farkları yoktu; sadece daha iyi çalışan, daha başarılı olan istediği üniversiteye gidebiliyordu. Ama kendilerinin öğrenciliği sırasında yapılan düzenlemeler meslek lisesi mensuplarını adeta cezalandırdı, ellerindeki müktesep haklarını geri aldı ve ikinci sınıf öğrenci haline getirmiş oldu. Bu durumda çocuklarda heyecan ve umut kalır mı?

Topluma egemen olan heyecansızlık ve umutsuzluk her grup insanı etkiliyor, hayatı anlamsız ve çekilmez hale getiriyor. Bundan daha büyük bir haksızlık, adaletsizlik ve zulüm olabilir mi? Yaşama heyecanı ve gelecek umudu kalmamış bir gençliğin sağlıklı bir toplum oluşturması imkanı var mı?


 


  7 Haziran 1999


Gençlerin toplumumuzun geleceği için ne kadar önemli olduğu sık sık tekrarlanır durur. Millî bayramlarda M. Kemal'in cumhuriyeti nasıl gençlere armağan ettiği coşkulu nutuklarla dile getirilir. Gençlerin geleceğimiz olduğuna herkes inanır. Ama gel gör ki işte sonuç ortada; her yıl bir milyondan fazla genç üniversiteye gidememekte, bir iş bulup çalışamamakta, umutsuzca günlerini tüketmekte!


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED