Logo... Yazarlar...

HAKAN ARSLAN

Dün ve bugün

B ugün olup bitenlerin hiç durmadan dünü çağrıştırması, siyasal tarihin geri dönüşsüz çizgiselliğine ve dünya üzerindeki toplulukların hep daha olumlu bir aşamaya geçtiğine yürekten inananlar için oldukça can sıkıcı olsa gerek. Ama olup bitenler, bir kez daha, bu ülkeyi "güçsüz" görmek isteyenlerin öyküsünü anlatıyor. Bugün düne bakacağız. İlk örneğimiz Alpay Kabacalı'nın hazırladığı "Talat Paşa'nın Anıları" (İletişim, 1990) adlı kitaptan. Talat Paşa Berlin'de kaleme aldığı anılarının önsözünde şunları söylüyor:

"Şark meselesi gösterildiği gibi bir insanlık ve Hristiyanlık meselesi değil, tersine bir nefret ve çıkar sorunudur. Türk devletinin içişlerine yapılan müdahaleler hep buna dayanmaktadır. Gerçekten de Türk devletinin, Türkler de içinde olmak üzere, bütün uyruklarına iyi davranılmasını sağlayan düzenli bir yönetim kurmayı başardığını öne sürmek bir cürettir. Fakat bu konudaki hatayı yalnız Türklere yüklemek de doğru değildir. Rusların Yahudilere, Müslümanlara ve hatta Çarlık rejiminin baskısına karşı gelen Hristiyanlara yaptıkları vahşet her ne kadar insanlık hislerini ayağa kaldırıyorsa da, Avrupa'nın insanlıksever diplomatları bu konuda en küçük bir söz söyleme cesaretini gösteremediler. Rusya hakkındaki en ufak bir şikayetin savaşa yol açacağını biliyorlardı; bunun için susmayı tercih ettiler.

Özgürlüğün koruyucusu rolünü takınan, İnsan Hakları Bildirgesi'ni yayımlayan Fransa, vahşi ve baskıcı Çarlığa her türlü yardımda bulunmaktan utanmadı ve 1871 savaşından sonra bu baskıcı devletle bir işbirliği antlaşması bile yaptı. Almanya'ya karşı güçlü bir Rusya kurulacaktı. Çarlığın baskısı sağlamlaştırıldı. Rusya'nın Türk yenileşme girişimlerine karşı çıkardığı engellere göz yumuldu. Türkiye'nin yeni düzenlemeler yapması hiçbir zaman istenmedi. Antlaşmalarda adı geçen yeni düzenlemeler, nitelik yönünden birer müdahaleden başka bir şey değildir. Bir devletin yönetiminde gelişme ve yenileşme, onun siyasi ve iktisadi bağımsızlığına bağlıdır."

İkinci örneğimiz Teşkilat-ı Mahsusa başkanlarından Hüsamettin Ertürk'ün anılarını anlattığı "İki Devrin Perde Arkası" (Sebil, 1996) adlı kitaptan. Abdülhamit döneminde başta Çarlık Rusyası olmak üzere Batılı güçlerin Ermenileri kışkırttığı günler. Bir grup Ermeni Kumkapı'daki kilisede toplanıp Babıali'yi basmaya yelteniyor, diğer bir grup ise Galata'daki Osmanlı Bankası'nı işgal edip sokağa da bomba atıyor. Gümrük hamalları ellerindeki sopalarla bu grupları hem Babıali'den hem Osmanlı Bankası'ndan dışarı atmayı başarıyor. Kilisedekilerle askeri birlikler arasında çatışma çıkıyor. Rus elçisi araya giriyor, Ermeni eylemcilerden Rus uyruklu olanların ülke dışına çıkmasına izin veriliyor. Hüsamettin Ertürk sonraki günlere ilişkin şöyle bir olay anlatıyor:

"Babıali Baskını, Galata'daki Osmanlı Bankası'nın işgali, Kumkapı'da Ermeni Kilisesi'ndeki mukavemet örtbas edilmişti. Fakat ne Çarlık Rusya, ne de Ermeni Taşnak ve Hınçak komiteleri Ermeni İstiklali'nden vazgeçmişti. Hatta bu hadiseden bir kaç gün sonra, Sultan Abdülhamid'i sarayında ziyaret eden büyük devletlerin sefirleri, Padişah'ı yemekten kaldırmışlar, kendileriyle görüşmeye mecbur etmişlerdi. Abdülhamid soğukkanlılıkla sefirleri bir salona götürmüş, burada duran ve yığınlar teşkil eden Ermeniler'den alınan silah ve tabancaları göstererek tercümanlara:

'Bu efendilere şunu söyleyiniz ki Rusya tebaası Ermeniler, tebaa-yi şahanem olan Müslümanlara bu silahlarla tecavüz etmişlerdir. Bunların fabrikası memalik-i şahanemizde yoktur!'

Sonra misafirlerini ikinci bir odaya götüren Padişah, bu odada istif edilmiş bir yığın sopa göstererek:

'Kendilerine şunu da anlatınız ki tebaam da bu sopalarla müdafaa-i nefste bulunmuştur. Bu değnekler bizim ormanlarımızdan tedarik edilmiştir.' demişti."

Bütün bunlar daha "dün" olup bitmişti.


 


  7 Haziran 1999


Özgürlüğün koruyucusu rolünü takınan, İnsan Hakları Bildirgesi'ni yayımlayan Fransa, vahşi ve baskıcı Çarlığa her türlü yardımda bulunmaktan utanmadı ve 1871 savaşından sonra bu baskıcı devletle bir işbirliği antlaşması bile yaptı. Almanya'ya karşı güçlü bir Rusya kurulacaktı. Çarlığın baskısı sağlamlaştırıldı. Rusya'nın Türk yenileşme girişimlerine karşı çıkardığı engellere göz yumuldu. Türkiye'nin yeni düzenlemeler yapması hiçbir zaman istenmedi. Antlaşmalarda adı geçen yeni düzenlemeler, nitelik yönünden birer müdahaleden başka bir şey değildir. Bir devletin yönetiminde gelişme ve yenileşme, onun siyasi ve iktisadi bağımsızlığına bağlıdır."


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED