mralı'daki yargılama sırasında, Abdullah Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisiyle temasa geçtiğini ısrarla ileri sürdü. Turgut Özal, Mesut Yılmaz ve Necmettin Erbakan'ın adlarını verdi.
Özal Celal Talabani ile, Yılmaz Alev Alatlı aracılığıyla, Erbakan ise doğrudan mesajlar göndermiş kendisine. Vefat eden Turgut Özal'ın "Yalan" demesi esasen mümkün değil; medya Necmettin Erbakan'ın yalanlamalarına zaten kulak asmıyor; Mesut Yılmaz ise hedef tahtası olmadığı için peşine düşen yok...
Otuzbin insanın canını almış, her yıl 7 milyar dolarlık kaynak tüketen, iç-barışı berhava eden bir kanlı ihtilâfa son verdirmek devletin ve devlet adamlarının görevi elbette. Şimdilerde yalnız başına hareket ediyormuş gibi sunulmak istenen Turgut Özal'ın arayışı, dönemin siyasî gelişmelerine yakından bakıldığında hemen belli olduğu gibi, bir devlet operasyonuydu. Muhtemelen Milli Güvenlik Kurulu içerisinde varılan bir mutabakatta kendi üzerine düşen görevi yerine getiriyordu Özal; tıpkı, aynı dönemde iktidar olan Süleyman Demirel ile Erdal İnönü'nün, Diyarbakır'a gidip "Kürt realitesini tanıyoruz" dediklerinde kendi üzerlerine düşen görevi yerine getirdikleri gibi... Turgut Özal'ın, ölümünden az önce, daha kapsamlı bir plan üzerinde çalıştığının tanıklarından biriyim. Uğur Mumcu'nun, devlet içinden kaynakların yardımıyla kaleme alındıkları bilinen Öcalan-devlet ilişkisini açığa çıkartan yazıları da, o dönemin arayışları içerisinde bir anlam taşıyor.
Duruşma sırasında bir başka 'temas' daha gündeme geldi. Abdullah Öcalan, İmralı'daki yargılamanın ikinci günü, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir aracısıyla yürüttüğü pazarlığın notları olduğunu söylediği bir belgeyi mahkeme heyetine sundu. Ertesi gün (2 Haziran 1999) 'Star' gazetesinin "Şok" başlığıyla manşetleştirdiği, bir gün sonra da Hürriyet'in "Öcalan ile görüşen esrarengiz aracı kim?" sorusuyla dikkat çektiği o belge birkaç önemli ayrıntı içeriyor.
İlk nokta, 'esrarengiz aracı' ile görüşmenin Turgut Özal'ın vefatından çok sonra (muhtemelen 1996 sonrası) gerçekleştiği gerçeğidir. Taraflar arasında, sonuncusu 18 Ağustos 1998 tarihinde olmak üzere, birden fazla görüşme yapıldığı nottaki bazı ayrıntılardan anlaşılıyor.
İkinci nokta, ifadelerin, aracılık yapan kişinin 'sivil olmadığı' izlenimini vermesidir. (Hürriyet, bir yerde geçen "Yeni komuta kademesi" sözcüklerinin yanına, parantez içinde, "Orgeneral Karadayı ve komuta kademesinin başladığı dönem" açıklamasını düşmüş.) Öcalan, esrarengiz aracıya, "Yeni komuta kademesine bir şans vermeyi düşünüyorum. 93'teki gibi bir basın toplantısı düşünebilirim" diyor tutanakta...
Notlardan, 'esrarengiz aracı' ile Öcalan'ın bir kaç maddelik bir çözüm planı üzerinde fikir alış verişi yaptıkları anlaşılıyor. Ateşkes ilânı, koruculuk sisteminin kaldırılması, halkın köylerine dönmesi, PKK'nın silâh bırakarak siyasallaşması planın unsurları... Aracı, "Barış önerileri daha da zenginleştirilebilir, bütün inisiyatif sizde" diyen komutanların kendisine açık çek verdiklerini aktarmış Öcalan'a...
Bu, hiç kuşkusuz, olağanüstü ilginç bir iddia. 1996'da başlamış, en son geçen yılın ağustos ayındaki bir görüşmeyle iyice ayrıntılandırılmış böyle bir 'temas' gerçekten oldu mu acaba? Olduysa, Öcalan ile görüşen 'esrarengiz aracı' kim? Doğrularla yalanları bulamaç yaptığı belli olan Abdullah Öcalan, bu konuda da gerçeği çarpıtıyor olabilir. Yazılı olarak eline ulaşan tutanaktaki iddiaları açmaya değer bulmaması, yargıcın meraksızlığından değil, muhtemelen doğruluğundan duyduğu kuşku sebebiyledir.
Öcalan'ın İmralı'da tutanağa geçirdiği bu 'temas' hikâyesi elimizde bulunan başka bir kaynakta da yer alıyor. Londra'da çıkan Arap dergisi 'el-Vasat', 25 Ocak 1999 tarihli nüshasında, Chris Kutshera adlı gazetecinin o sırada Roma'da bulunan Öcalan ile gerçekleştirdiği kapsamlı bir mülâkat yayımladı. Kutshera, değişik uluslararası dergilerde yazıları çıkan, Kürt konusuyla ilgisi 1979'da kaleme aldığı "Le Mouvement National Kurde" (Kürt milli hareketi, Paris, Flammarion) adlı kitapla başlamış, tavır sahibi bir gazeteci.
Chris Kutshera, el-Vasat mülâkatında, Öcalan'a şu soruyu yöneltiyor: "Son ateşkes kararından önce sizinle Türk generaller arasında herhangi bir temas oldu mu?" Mülâkat öncesi ısınırken yapılan hoşbeşte bazı önemli unsurların soruya dönüştürülmek üzere ağızdan kaçırıldığını gazeteciler bilir; besbelli bu soru da öyle bir önbilginin eseri.
Öcalan, cevabında, iki yıldır dolaylı bir temas bulunduğunu ileri sürüyor. Muhatap Genelkurmay imiş. Bunun bir taktik yaklaşma veya komplo olduğundan kuşku duymuyor değil; geçmişte bazı Kürt ileri gelenlerine yapıldığı gibi, bunun temas kurarak yok etme niyetinin bir sonucu olabileceğini, yani "Gel" diyenlerin bunu kendisini tasfiye etme niyetiyle yapabileceklerini de düşünüyor. Yine de temasın 'siyasî çözüm' konusunda samimi bir arayış olduğuna inanıyor. Altı maddelik çözüm planı kabul edilmiş. Bir yerde, Öcalan'ın, "Benden de ileri gittiler" dediğini yazıyor Kutshera. Org. Çevik Bir'in adı da kendisiyle dolaylı görüşenlerin ardındaki isim olarak telâffuz ediliyor mülâkatta...
Öcalan'ın kendisiyle temas kurduklarını ileri sürdüğü siyasiler, iddiayı yalanlayıp "Hiçbir devlet adamı teröristle görüşmez" dediler. Org. Çevik Bir'in adının geçtiği bu değişik 'temas' iddiası da, büyük bir ihtimalle, gerçekleri yansıtmayan bir zırva. Ancak yine de itibarlı bir dergide çıkan iddiayı, hiç değilse zihin karışıklığını önlemek üzere, sorulaştıralım: 'Teröristbaşı' olarak anılan Abdullah Öcalan'ın iddia ettiği türden bir temas söz konusu oldu mu? Bu tür iddialar cevap vermeye değer mi, yoksa gülüp geçelim mi?
Bugünün sorusu bu işte.
koru@turnet.net.tr
7 Haziran 1999