nce biraz "İyi vatandaşlık" dersleri:
"Elinizdekini yere atmayın!
Yerlere tükürmeyin!
Koltukları kesmeyin!
Cep telefonunuzla bağıra bağıra konuşmayın!
Sigara içmeyin!
Çevrenizi temiz tutun
Ki,
75 yıl önce yüce Atamızın Cumhuriyeti kurarken düşlediği
İYİ VATANDAŞ OLUN"
Bu levhanın altında Türkiye Denizcilik İşletmesi (TDİ) imzası var. Şehir Hatları Vapurları'nın en mutena yerlerine asılmış. Aynı vapurlarda, gergin bir işaret parmağı ile güçlendirilmiş, şöyle bir söz daha bulunuyor:
"Biz temizliğin önemini biliyoruz. Peki ya siz?"
Evet, "Biz" ve "Siz"
Medeniler ve bedeviler...
Biri diğerini "terbiye" edecek, çağdaşlaştıracak olanlar...
Birileri yerlere tükürür, diğerleri onu terbiye eder, birileri elindekini yere atar, diğeri onu ikaz eder... Biri temizliğin kıymetini bilir, diğeri ise, belki biraz tatlı sert terbiyeye muhtaçtır... Misyon adamları bu ülke insanlarını "iyi vatandaş" haline getirinceye kadar bu süreç devam etmelidir.
Şu kuralları da okuyalım:
"Kadınlar, elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade, ayakkabılar veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı, görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur. Pantolon, kolsuz veya açık yakalı gömlek, bluz veya elbise giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz.
"Erkekler, elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade, ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. Kulak ortasından aşağı favori bırakılmaz. Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz. Bıyık tabii olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur. Alt uçları dudak hizasında kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri süveterler giyilmez. Bina içinde kravatsız ve çorapsız dolaşılmaz. Gereğinde, giyimde hizmete uygunluğun esas olduğu dikkate alınarak Anayasa'da belirlenen uygar, çağdaş, laik anlayış ile bağdaşan kılık-kıyafet içinde görev yapılmasının bütün öğretim elemanlarının ve diğer tüm personele duyurulmasını rica ederim."
Bu ifadelerin altında da İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu imzası bulunuyor. Sayın rektör bu genelgesi ile üniversite personelini terbiye ediyor.
Başörtülü öğrenciler bu terbiye sisteminden geçirildi ve nizama uyanlar kaldı, gerisi atıldı. Şimdi çok daha geniş-kapsamlı bir terbiye süreci işliyor. Öğrenciler, memur ve memureler, tüm akademik kadro (profesör, doçent, yardımcı, doçent, araştırma görevlisi), eğer başörtüsü konusundaki disiplin duyarlığı aynen devam ederse, üniversite kapısından girerken, tırnak muayenesinden geçirilecek, bıyıklar, favoriler ölçülecek, ayakkabıların boyalı olup olmadığı, kravat takılıp takılmadığı kontrol edilecek. Kadınlar da bu disiplinden vareste değil. Onlar için de tırnak muayenesi, etek boyu ölçümü, yırtmaç kontrolü, pantolon taraması söz konusu...
Bir de yemin... Mezun olan her öğrenci yemin edecek...
Hizaya geeel!
Bu çağdaşlaşma coşkusu herkesi bayıltıyor!
Alemdaroğlu, genç kızların başörtüsüne karşı bayrak açtığında, içlerine sinmeyenlerden bile ses çıkmamıştı. Yoksa bu adam gerçekten bir çağdaş misyoner miydi? Tavrı jakobenlik kokmuyor değildi ama, bizim gibi ülkeler için biraz jakobenlik olmazsa olur muydu? Böylesine kararlı bir adam az bulunurdu. Bırakalım bakalım, bu çağdaş misyoner, şu Anadolu köyünden çıkıp gelmiş toy çocukları nasıl çağdaşlaştıracaktı...
Sustular ve genç kızların susturulmasına seyirci kaldılar... Babalarının ceketlerini satarak okuttuğu çocukların üniversite kapısı önlerinde attıkları çığlıklara, dökülen göz yaşlarına duyarsız kaldılar... Kimbilir belki alkışlayıp, marş bile söylediler onunla birlikte...
Taa bıyıklarına, tırnaklarına, favorilerine, çağdaş zannettikleri görüntülerine dokununcaya kadar...
Varsın olsun, o zaman anladılar ya...
İlk tepkiyi Hürriyet'ten Serdar Turgut gösterdi. Onu kutluyorum. "Hangi ruh hastası kaleme almış bunu..." diye girdi, "Burada laik ideolojinin faşizme dönüşmüş ruh halinin izleri görünüyor" bitirdi. (31.05.1999)
Sonra Toktamış Ateş başladı atışa... "Alemdaroğlu'nun mutad fırça toplantıları"ndan, "anti demokratik yetkileri"nden söz etti. Şu sözler ne kadar ilginçtir:
"Sayın Alemdaroğlu bizleri çok zora sokuyor. Bir yandan tüm gücümüzle desteklemek istiyoruz, kendimizi desteklemeye zorunlu görüyoruz, öte yandan Türkiye'deki hiçbir rektörün uygulamaya cesaret edemediği "anti demokratik yetkilerini" kullanmak istemesi karşısında şaşkına dönüyoruz." (Cumhuriyet, 3.6.1999)
Bu iç hesaplaşmayı anlıyoruz.
Kimbilir belki de Alemdaroğlu Sayın Ateş'e göre "Kurtuluş Savaşı" veriyordu bir zamanlar... Başörtülü öğrencilere karşı verdiği amansız mücadelede...
Ama sonra tırnak-sakal-bıyık-favori-etek-yırtmaç mücadelesi başladı.
Sonra fakülteler üzerinde keyfi birleştirme-ayrıştırma operasyonları başladı.
Sonra senato toplantılarına gelmeyen öğretim üyelerine fırça seansları...
Buna can mı dayanır, bilim haysiyeti mi?
Nitekim istifalar başladı hemen...
İÜ SBF öğretim üyelerinden Prof. Dr. Burhan Şenatalar açtı istifa sezonunu... Ardından Prof. Dr. Ülkü Azrak geldi. Ardından Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Çetin Özek, Bülent Tanör, Cemal Bali Akal girdi sıraya... İstifaların sebebi, "Alemdaroğlu'nun reform adı altında anti demokratik uygulamaları baskıcı bir anlayışla hayata geçirmek istemesi" idi.
Bilim adamları, Alemdaroğlu imajının yaralayıcı etkisini kişiliklerinde hissetmiş ve yaralanmış olmalıydılar. Acaba başörtülü öğrencilerin bu aşağılayıcı çizgi karşısında nasıl acılar içinde kıvrandığını anlamışlar mıydı? Alemdaroğlu'nun İstanbul Üniversitesi'ne nasıl çekilmez, nasıl dayanılmaz bir imaj taşıdığını görmüşlerse, hiçbir savunma aracı bulunmayan gencecik çocukların yürek burkuntusunu hissetmişler miydi?
Show tv'de Reha Muhtar, Fethullah Hoca'ya soruyor:
-Laiklik hakkında ne diyorsunuz?
-Atatürk hakkında ne diyorsunuz?
-Atatürk'e Atatürk mü diyorsunuz, Mustafa Kemal mi?
-Hele bir deyin de Türkiye duysun bakalım?
-Cumhuriyet hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Bugünkü Cumhuriyet hakkında mı "iyi" diyorsunuz?
Utanç verici bir sorgulama bu? Mustantık ve maznun diyalogu... Tepeden bakan bir sorgu yargıcı ve egemen irade karşısında kendini ifade etme güçlüğü çeken bir sanık! Ne utanç verici bir manzara!
"Cumhuriyet adına yerlere tükürmeyin..."
"Cumhuriyet adına tırnaklarınızı kesin..."
"Cumhuriyet adına iman tazeleyin..."
Biz ne zaman bu ülkenin eşit insanları olacağız? Eşit ve onurlu?
Ne zaman birileri tarafından terbiyeye muhtaç görülme konumundan kurtulacağız?
Ne zaman sona erecek bu mustantık edaları?
Bu ülke ne zaman sade, özgürlüklerin doya doya yaşandığı, bir kısım insanların kendisinde gönüllü gardiyanlık statüsü vehmetmediği bir ülke haline gelecek?
17 Haziran 1999 Perşembe