ski bir yazımla ilgili bir dâvânın duruşması için Ankara Adliye binasındaydım pazartesi günü. Tanıyanlarla sohbet ettik. Adliyede getir-götür işleri yapan bir memur, "Nedir bu Fethullah Hoca meselesi?" diye soruverdi. "Sebep sensin" dedim ona, "Burada kadrolaşıyormuşsunuz..." O sıradan memurun cevabını duymanızı isterdim: "Ne kadrolaşması; eğer ibadetine dikkat edenlerin hepsini bir görüyorsanız, biz burada küçücük bir azınlığız..."
Fethullah Gülen'in konuşmasına bakılırsa, devleti ele geçirmek gibi gayesi olan cemaat Adliyede ve Mülkiyede kadrolaşmış durumda. Oysa, Ankara Adliyesinde tesadüfen karşıma çıkan 'cemaat dışı' kişi, çaycı düzeyindekileri de saydığınızda, kendisine benzeyen insan sayısının ihmal edilebilecek kadar az olduğu iddiasında.
Merkez valisi sıfatını taşıyan bir dostuma, "Mülkiye denilince akla önce valiler geliyor; merkezde bulunanlar da dahil kaç 'Fethullahçı' vali var?" diye pattadanak soruverdim... Şöyle bir durdu ve "Hiç..." cevabını verdi. Elbette, pek çok başka meslek alanında olduğu gibi valiler arasında da inançlılar hiç de azımsanmayacak kadardır; neticede vali dediğiniz kişi halkla içiçe bir insan, halktan geliyor... Ancak, Fethullah Hoca cemaatinin "Benim adamım" diyebileceği bir vali tanımıyor benim o dostum...
Önceki gün, bir gazetede, "Meclis'te 200 Fethullahçı milletvekili var" tespitini okuyunca "Oha" deyiverdim. Bu hesaba göre, Mesut Yılmaz'a da herhalde 'Fethullahçı' dememiz gerekiyor. Fethullah Gülen'in, herhangi bir parti liderine "Bu arkadaşımızı listenize koysanız iyi olur" demesiyle milletvekili olmuş veya zaten parti tabanında çalıştığı için aday olarak Meclis'e gelebilmiş bir tek cemaat mensubu olduğunu sanmıyorum. Fethullah Gülen böyle bir talepte bulunmaz, o bulunsa liderlerin yüz vereceğini sanmam... Tabandan gelmek ise muhal; çünkü günlük siyasetin dışında bir cemaat bu.
İşin doğrusu şu: Eğitim konusuyla ilgilenen, il ve ilçelerdeki zeki çocukların zâyi olmasını önlemek amacıyla okullar ve yurtlar açan insanlara valilerin yardımcı olması, bürokratik işlemlerini kolaylaştırmak için siyasîlerin devreye girmesi doğaldır. Kendilerine yardımcı olan her vali ve kaymakamı, işlerini kolaylaştıran her siyasiyi 'kendinden' sayan bir yaklaşım söz konusu. Bu sebeple, Fethullah Hoca cemaatine, bir kadrolaşma veya devletin içine sızma hareketi değil, var olandan istifade etme üzerine kurulu bir dayanışma grubu olarak bakmak daha doğrudur.
Kasetteki var olanı 'sahiplenici' yaklaşım, bazıları tarafından 'devleti ele geçirme' niyeti ile irtibatlandırıldı. Fethullah Hoca'nın kullandığı cümleler de öyle anlaşılmaya çok müsait. Ancak, öyle anlayanlar yanlışa düşüyorlar. Ne Hoca'nın kastı o, ne de gerçek durum anlaşıldığı gibi...
Ne demek istediğimi en iyi anlatacak anekdotu önceki gün İsmet Berkan Radikal'deki köşesinde yazdı. "Strateji mi?" başlıklı yazıya şöyle girmiş: "Bir özel sohbet. Fethullah Gülen, 'Aa, ... Bey mi?' diyor, 'Biz onu çok eskiden tanırız. Küçük bir çocukken bizim yanımıza geldi...' Adını vermediğim '... Bey' cemaatin medarı iftiharlarından. Daha çocuk denecek yaşta cemaate gelmiş, yurtlarda ve cemaatin okullarında eğitim görmüş, parlak biri olduğundan olsa gerek eğitimine yurtdışında da devam etmiş, dünyanın en iyi üniversitelerinde okumuş. Şimdi de cemaatin hizmetinde." (Radikal, 22 Haziran 1999)
İsmet Berkan'ın adını vermediği '... Bey' benim. O sohbet, Zaman gazetesinde benim dâvetimle gerçekleşen Fethullah Gülen'li sohbet toplantısında aynen geçti. Belleğinde kalanlar doğru. Ancak, o sözlerden çıkardığı 'cemaat irtibatı' doğru değil...
Gerçekten de, Fethullah Gülen'i İzmir'de geldiği ilk günlerde tanıdım. Ama ne yurtlarında kaldım, ne cemaat okullarında okudum, ne de kamplarına katıldım. "Cemaate gelme" denilebilecek bir ilişkim hiç olmadı. Ne yurt içinde ne de yurt dışında okurken cemaatin bir yardımını gördüm. Bir ara, yayıncılığa bulaştığımda, Fethullah Gülen tarafından yazılmış küçük bir kitabı bastım, ama sonradan o kitabı kendi kurdukları yayınevinden çıkarmayı yeğlediler. Zaman gazetesinde buluşmamız bir tesadüftür.
Benim bu açıklamam ile Fethullah Gülen'in o buluşmada sarf ettiği cümleler çelişiyor mu? Bana göre çelişmiyor. Gerçekten de, Fethullah Gülen beni 'çocuk' denilebilecek yaşımdan beri tanıyor. Belki yanına da gitmişimdir. Ama, o iki cümleye dayanarak vardığı bütün hükümler yanlış İsmet Berkan'ın... Ben hayatımın hiçbir döneminde 'cemaat mensubu' olmadığım gibi, cemaatin de beni 'mensup' kabul ettiğini sanmıyorum.
Hocaefendi'nin "Adliye'deki, mülkiyedeki ve diğer hayati müesseselerdeki arkadaşlarımız" diye andığı kişilerin çoğu için de durum bu. Aynı geniş câmianın içinde yaşayan insanların zaman zaman yollarının kesişmesi, yıllarca vaaz etmiş, sohbet toplantıları düzenlemiş bir dinadamının yanına gitmeleri, onu dinlemeleri, sohbetinde bulunmaları kadar doğal bir şey yok. Vali ve kaymakamsa hayırlı olduğuna inandığı eğitim hizmetlerini desteklemesi, siyasî ise atılımlarında kolaylık sağlaması da...
"Peki de, Fethullah Hoca konuşmasında neden çok farklı bir his veriyor?" diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. İki kelimelik bir cevabım var: Üslup meselesi... İster inanın, ister inanmayın.
24 Haziran 1999 Perşembe