erilen kararla birlikte Türkiye'nin nasıl bir gelecek istediğini de beyan ettiğine kimsenin kuşkusu yok. Herkes verilen kararın aynı zamanda nasıl bir gelecek istediğimizi de belirleyeceği konusunda hemfikir. Fakat bu fikri mutabakat eş zamanlı olarak geleceğimizi inşa etmek üzere hangi enstrümanlara öncelik tanıdığımızı da ortaya koyuyor. İç barışın tesisinden iç konsolidasyonun sağlanmasına, ve dış dünya ile ilişkilerden hangi siyasal ve ekonomik parantez içinde yaşamak istediğimize kadar bir dizi gelişmeyi besleyecek doğurgan bir dönemeçteyiz. Bu dönemeçte, Avrupa ile ilişkilerin öncelenmesinden iç barışın tesisi ve yaraların sarılması konusundaki kaygılara, devletin gücünü gösterme arzusundan teröre destek verenlere gözdağı vermek için vesile aranmasına kadar birçok önceliğin harmanlandığı ve birbirine karıştığı bir atmosfer her şeye egemen. Ve, bu nedenle de günübirlik düşünmenin hiçbir şekilde telafi edilemez sonuçlar doğuracağı bir örnekle karşı karşıyayız. Bu ülkenin kaderindeki en önemli kararlardan biri bu nedenle Öcalan hakkında verilen karar ve bu kararın bundan sonraki seyri.
İdam kararı ile birlikte medyanın ilgisi kısmen dağılacağı için bugüne kadar getirilen yoğun duygusal ortama bir nebze olsun 'istirahat' verme imkanı çıktı. Hakimin kalemini niye kırmadığının bile dakikalarca araştırıldığı ve her iddianın fonuna bir şehit annesinin ve şehit fotoğrafının yerleştirildiği bir atmosferde hiçbir şeyi soğukkanlılıkla konuşmanın imkanı olmaması tabiidir. Fakat tabii olmayan, böyle bir soğukkanlı ortamın ortaya çıkması için bu ülkenin geleceği konusunda bir nebze olsun kaygıları olanların bile mütereddit ve çekimser konuşmalar yapmaları, bu ortamı taleb eder bir görüntü çizmemeye özen göstermeleridir. Şimdi karar verildiği için kendiliğinden bir mola ortaya çıktı. Muhtemelen Yargıtay'ın karar vermesine kadar 5 aylık bir süre geçecek. Şu ana kadar dava sürecindeki vakit tüketme biçimi gözönüne alındığında, bundan sonraki sürecin de eldeki zamanın israf edilmesiyle geçmesi tehlikesi var. Fakat yine de bir imkanı araştırmakta ve meseleyi açık açık konuşacak bir atmosferi temin ve tesis etmeyi ummakta gerçekten fayda var.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ek 6 No'lu protokolü ile bağlı olan Türkiye, birçok davanın görüşülmesi sırasında 1984'ten beri idam cezasının uygulanmamasını delil olarak sundu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne. Şimdi verilen karar ile birlikte Avrupa ile olan ilişkilerin daha karışık bir düzleme gittiği görülecek. İlk anda gösterilen tepkiler kendi boyutları içinde kalsa bile bundan sonraki pekçok kararda ya açıktan ya da örtülü olarak bu kararın belirleyeciliği her noktada hissedilecek. Bu karar domino taşları gibi Kıbrıs meselesi başta olmak üzere birçok dış gelişmenin düğümünü etkileyecek. Öte yandan idam kararının infaz edilmesi, kendilerini PKK'ya yakın hissetmeyen Kürtler'i de bir şekilde ve belli bir dozda etkisi altına alabilecek. Ekonomik durumun kötüye gittiği bir ortamda, bu etkenin daha farklı boyutlara taşınmasına dönük faaliyetlerin nüfuz imkanlarının artması sözkonusu olabilecek. Ve en önemlisi de düne kadar Suriye gibi bir devletin merkezinde yer aldığı gelişmelerin daha siyasi bir kulvara taşınması ile merkeze Avrupa'daki bazı devletlerin yerleşmesi görülebilecek. Türkiye'nin bu tip faaliyetlere karşı itirazları ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile çelişen tasarruufları hatırlatılarak yanıtlanabilecek.
İç barış açısından ise meselenin sadece Öcalan'ın biyolojik varlığının ortadan kaldırılması ile sınırlı olmadığını herkes söylüyor artık. İçerde yaşanan gelişmeler, PKK kadroları haricinde bu harekete sempati duymayan kesimleri de belli oranlarda etkilemiş durumdadır. Medyada yaratılan intikam havası ise kararın infaz edilmesi halinde bunun sonraki günlere süt liman, herkesin memnuniyetini sağlamış bir ortam bırakmayacağını gösteriyor. Kuşkusuz Mudanya'da tanıklık edilen acılar önemlidir ve oradaki tepkiler anlamlıdır. Fakat Türkiye'nin "geleceği' bu tepkilerden ibaret bir noktada kalamayacağına göre, halkın bu tepkilerinin karşılanmasına dönük adımlar, kendini aşamayan kararlar ve günübirlik düşünceler ilk anda anlamlı gelse de infazın hemen akabinde siyasal sistemin ve dış gelişmelerin 'geriye çalışmasına' yol açabilecektir.
Şu andan itibaren önümüzdeki günleri iyi değerlendirmek gerekir. Kararın infazından bir gün sonrasının dış ilişkileri tamamen kilitleyebileceği ve en önemlisi de içerde barışın bireylerin zihinlerinde kurulmasını önleyebileceği, karşılıklı güvenilirlik duygularını hırpalayabileceği unutulmamalıdır. Türkiye kendi insanlarının anlamlı bir geleceği kucaklayabilmesi için elde edilen şu istirahati iyi değerlendirmeli ve geleceğinin yönünü 'basiretle' çizmelidir.
30 Haziran 1999 Çarşamba