ethullah Gülen kaseti sonrasında en çok neye seviniyorum biliyor musunuz? Son beş yılı köşesinde saklanarak geçiren Hikmet Çetinkaya'yı yeniden gündemin ortasına oturtmasına... Sevindiğimi söylemem aramızda geçenleri bilenlere ilk bakışta ters gelebilir; ancak Hikmet Çetinkaya gibi birinin Cumhuriyet'in yayın koordinatörü olduğunun hergün hatırlanmasında yarar olduğuna inanıyorum ben.
Beş yıl önce bu zamanlarda meydana gelen bir 'medya olayı' neredeyse bütünüyle unutuldu. Aslında, o günlerde en fazla konuşulan olaydı ve beni birdenbire bütün Türkiye'ye tanıtan da o olay olmuştu. Hikmet Çetinkaya, dünkü Cumhuriyet'te, beni televizyon programına dâvet eden o günlerdeki yazısını iktibas etmeseydi, ben bile hatırlamayacaktım.
Hikmet Çetinkaya ilginç bir tip. Sataşmaları sırasında, Cumhuriyet'teki dostlarıma, "Kim bu adam?" diye sorduğumda öğrendiklerim beni çok şaşırtmıştı. Demek ki Cumhuriyet'i gözümde çok büyütmüşüm; "Peki ama böyle biri orada ne arıyor?" sorum havada kalmıştı. Bildiğim şu: Hikmet Çetinkaya, konumunu, gazetenin güçlü adamı İlhan Selçuk'un kendisine arka çıkmasına borçlu.
O günlerde hakkımda neler yazmamıştı ki? Beni beraber olduğum insanlar gözünde küçük düşürmeyi amaçlıyordu. Bir yandan, Nur kamplarında yetiştiğimi yazıyor, bir yandan da yurtdışından aldığım diplomamın uydurma olduğunu iddia ediyordu. En yakın arkadaşımın AIDS'ten öldüğünü ileri sürüyor ve gizemli hikâyeler uyduruyordu. Yazdıklarının cezasını para olarak ödedi sonradan... Adamın tezvirâtının sınırı yok.
Cumhuriyet gibi 'ciddi' ve 'kaliteli' olma iddiasındaki bir gazetenin yayın koordinatörü olan birinin tahsil durumunu merak etmez misiniz? Hikmet Çetinkaya lise mezunu bile değil. Beş yıl önceki 'medya olayı' sırasında, kendisine, "Hangi liseden mezunsun?" diye sorduğumda, "Anadolu Lisesi" cevabını vermişti. Onun eğitim çağında Anadolu liseleri açılmamıştı bile. Normal liselerde dikiş tutturamayınca, tekel memuru babası kendisini İzmir'deki kolay bir koleje yazdırmıştı, ama boşuna. Cumhuriyet yayın koordinatörü, üzerinize âfiyet, liseyi bitirememiş biri.
Bu tahsil zaafı Cumhuriyet'in geleneğinde var. Şimdilerde kulağa çok fiyakalı gelen 'genel yayın müdürü' sıfatı, 212 sayılı yasa çıkıp yazı işleri müdürlerinin lise mezunu olması şart hale gelince uydurulmuştu. O dönemde Cumhuriyet'in yazı işleri müdürlüğünü yapan kişi lise mezunu olmadığından, çareyi genel yayın müdürü sıfatı icadında bulmuşlardı. Yıllar sonra, benzer bir sıfat, liseyi bitiremeyen Hikmet Çetinkaya'nın da işine yaradı.
Hikmet Çetinkaya'nın geçmişini kurcaladığımda ilginç gerçeklerle karşılaşmıştım. 12 Eylül sonrasında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığında, bir doktor raporu imdadına yetişmişti. "Enkzayetif paranoyak" teşhisi konulmuştu Hikmet Çetinkaya'ya. Kendisi yıllar sonra, "Alkol bağımlısıydım, o tedavi sırasında alındı" diyecekti rapor için. Beş yıl önce vaktiyle alkol bağımlısı olduğu ileri sürüldüğünde, "Yalan" dediğini hatırlıyorum.
12 Eylül sonrasında, İzmir'de görülen TKP dâvâsı sırasında, parti hücrelerinde görev alanları itiraflarıyla ele veren o olmuştu. İhbar ettiği isimler teker teker toplanmış, yıllarca yargılanmışlardı. Çevresindeki kişileri "TKP'lidir" diye ihbar eden Hikmet Çetinkaya, o tarihten sonra İzmir'de kalamayacak ve İlhan Selçuk'un yakın ilgisi sayesinde İstanbul'a göçecekti.
Önceleri, gazetesini ciddiye alıp yazdıklarına cevap veriyordum. Sonra, suçlamaların endazesi iyice kaçınca, öfkemi içime atmayı yeğledim. Ancak, adam yazıyor ve gazetesi yüzünden onu da ciddiye alanların kafasında kuşkular oluşuyordu. Taa ki, kendi kalemiyle, beni 'medya olayı' içine çekene kadar...
Yazısına koyduğu bir notla beni iddialarını cevaplamak üzere bir televizyon programına çağırıyordu Hikmet Çetinkaya. "Hangi kanal olursa olsun" diyordu, "Hatta Samanyolu-Tv bile olabilir...". Samanyolu-Tv "Gelin yapın" dedi, ama Hikmet Çetinkaya pabucu pahalı buldu. Ardından, Ali Kırca kendiliğinden ortaya atılıp, "Bir özel Siyaset Meydanı yapalım" teklifinde bulundu. 'Medya olayı', Hikmet Çetinkaya ile ikimizin çıktığı o programdır işte. Yaşı beş yıl önceyi hatırlamaya müsait olanlar, o programı mutlaka izlemişlerdir; yalancılığı, iftiracılığı ve ihbarcılığı ortaya çıkan Hikmet Çetinkaya o programda perişan oldu. Şimdi bile, hiç tanımadığım kişiler, sırtımı sıvazlayıp "Seni o Cumhuriyetçi ile çıktığın programdan hatırlıyorum" diyorlar...
Hikmet Çetinkaya o günden sonra insan içine çıkamadı; ancak, Ali Kırca'nın yayımladığı kaset ve STKB üyelerini çıkardığı Siyaset Meydanı, Hikmet Çetinkaya'nın yeniden doğuşu oldu. Şimdi ekranlara çıkıyor, tanınmadığı yeni-yetmelerce "Bravo" diye alkışlanıyor. Ben ise içten içe seviniyorum.
Cumhuriyet gazetesinin düzeyini yayın koordinatörü Hikmet Çetinkaya'dan daha çarpıcı biçimde ortalığa serecek bir örnek bilmiyorum ben. Beş yıl önce, Cumhuriyet, o 'medya olayı' yüzünden 100 bin satıştan şimdiki hormonlu 45 bine düştü; Hikmet Çetinkaya'nın bugünlerde yeniden tedâvüle girmesinin Cumhuriyet'e bir 'iyiliği' daha olacaktır elbet.
Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin?
30 Haziran 1999 Çarşamba