ansu Çiller'in DYP-CHP koalisyon hükümetinden, Nisan 1999 genel seçimlerine kadar devam eden süre içinde, merkez sağın iki partisi DYP ve ANAP arasındaki ilişkiler ciddi bir incelemeye tâbi tutulsa yeridir. Her iki partinin birbirine karşı olumsuz yaklaşımı; son altı yıldır yaşadığımız siyasal istikrarsızlığın temel nedenidir denilse yeridir.
ANAP ve DYP arasında yaşanan tahrip savaşının, Türkiye siyasî hayatını olumsuz etkilediği bir yana, bu savaştan ne DYP'nin ne de ANAP'ın kârlı çıktığını söyleyebilecek bir Allah kulu gösterilemez. Bu tahrip savaşının altında yatan temel neden, kuşkusuz merkez sağ'ın tek bir patronaj altında toplanması histerisi ve Türk siyasetinin genlerinde yatan bir Şark hastalığıdır.
Liderin intiharı!..
Ne var ki, muhatap partiyi tahrip dürtüsü, Yılmaz ve Çiller'in içinde yatan potansiyel bir ukde olarak var olsa da, yaşadığımız acı geçmişin sorumluluğu sırf iki lidere tahvil edilemez. Zaman zaman iki liderin de etrafını dolduran kurnaz-zayıf politikacıların yalakalıkları; siyasî parti liderlerinin egosunu alabildiğine tahrik ederek, onları şimdi hüsranla hatırlayacakları acı bir geçmişi yaşamak durumunda bırakmıştır.
Fakat bu noktadaki asıl tahrik ve yönlendirmelerin, her iki partinin iktidar dönemlerinde, parti dışındaki bazı özel mihraklardan neş'et ettiği asla gözardı edilemez. Burada, Çiller ve Yılmaz'ın Başbakanlık dönemlerinde, bazı sermaye çevreleri ile medya kuruluşlarının, liderler nezdindeki itibarlarını artırabilmek için hangi dalaverelere girdiklerini ve mukabil liderin altını oymak, parti grubu içinde ihtilâf üretmek yolunda ne tür kombinezonlara tevessül ettiklerini, en iyi hatırlayacak kişiler gene de Çiller ve Yılmaz'dan başkası değildir.
Bu arada iki lider arasındaki perestiş ve tahrip savaşının ne zaman, nasıl ve neden başladığını iyi hatırlamamızda da fayda bulunmaktadır.
Almancı-Amerikancı takazası
Rahmetli Özal ile Yılmaz arasındaki tarihî nizâ dolayısıyla, bir zamanlar basın, politika ve entelektüel muhitlerde Yılmaz aleyhine ciddi bir muhalefet oluşturulmuştu. Körfez Savaşı sonrası yıllarda Yılmaz'a yönelik muhalefetin yegâne argümanı, onun Özal'dan farklı olarak Amerikan tezlerinden ziyade Avrupacı (Almanya) tezlere daha yatkın duruşunda toplanmaktaydı. Bu muhalefet grupları o yıllarda Cem Boyner'in, Aydın Menderes'in ve Korkut Özal'ın partilerinde dolaşıp duruyorlardı. Ayrıca Erbakan da "Almancı" damgasını üzerinden atamıyordu.
1993'te modern görünüşlü, çağdaş, Batılı, bir kadın liderin Türk siyasetinde öne çıkması hem tekelci sermaye, hem medya kuruluşları, hem de Refah'a entegre olamayan entellektüel İslâmi çevreler nezdinde âdeta bir zafer gibi algılanmıştı. Çiller'in etrafında öyle bir imaj oluşmuştu ki, neredeyse Özal mezarından çıkmıştı. Gazeteciler ve sermaye sahipleri arasında bıyığını kesenden geçilmiyordu.
Bu sınıflar umumî olarak, Yılmaz'ın ve ANAP'ın tahrip edilmesi noktasında Çiller'i âdeta zorladılar. 'Merkez sağ'ın patronu olmak ihtirası, Çiller'i yanlış yollara sevketti. Bu hengâme içinde, Özer Çiller'in usulsüz kredilere aracılık etmesini, MİT ve Polis'in, Yılmaz'ın noksanlıklarını araştırmaya yönlendirilmesini şimdi acı acı hatırlamak durumundayız. Hele 1995 Aralık seçimleri öncesinde, neredeyse bütün gazetelerin bir yıl süreli promosyonlara başlaması, çeşitli bankaların gazete patronlarına verdiği usulsüz krediler; üzülerek ifade etmek durumundayız ki Çiller'i amacına ulaştıramadı. Ne Yılmaz, ne ANAP tahrip edilebildi. Bu ortam sadece Refah'a yaradı ve seçimlerden Refah 158 milletvekili ile çıktı. Bu tahrip savaşının merkez sağ'ı ne hale getireceğinin ilk işareti, 1994 Mart mahalli seçimlerinde ortaya çıktığı halde, Yılmaz ve Çiller bunu bile değerlendiremediler.
Bu anlattıklarımız filmin birinci perdesi!..
Sonra ANA-YOL hükümeti ve Yılmaz Başbakan!..
Hayret!.. Yılmaz, kendi Başbakanlığı'ndaki hükümetin başarısı için çalışmaktan ziyade, hükümet ortağı Çiller'in ve DYP'nin kuyusunu kazmak için uğraşmıyor muydu? Yok örtülü ödenek yolsuzlukları, yok Parsadan, yok usulsüz ihaleler!.. Türkiye'nin örtülü ödenek vasıtasıyla finanse ettiği bazı özel dış faaliyetler bile, Çiller'in aleyhine kullanılmıyor muydu? Hepimizin hatırındadır ki, eskiden Çiller'i tahrik eden ve Çiller'den nemâlanan ne kadar medya kuruluşu ve karanlık sermaye grubu varsa, şimdi hepsi Yılmaz'ın korosunu teşkil etmiyor muydu? Unutmayın lûtfen!.. Çiller zamanında, Yılmaz'a karşı en acımasız savaşı yürüten ve Çiller'in nefsini azdıran sınıflardı bunlar.
Sonra ne oldu? Yılmaz kendi oyununa kurban gitti ve ANA-YOL infilâk etti.
ANAP'ın ve DYP'nin sayın liderleri!.. Şimdi geriye dönüp baktığınızda, elinizde avucunuzda ne kaldı düşünmez misiniz?
Benim oğlum bina okur
Ne yazık ki bundan sonraki REFAH-YOL ve ANASOL-D dönemleri de farklı geçmedi. Hele ANASOL-D zamanlarında Yılmaz'ın takındığı tutumlar!.. Doğrusu insanın midesi bulanıyordu. Ama hayır, gene de ANAP için hayırlı bir sonuç doğmuyordu. ANAP bazı transferler yapsa da, toplumda kaybediyordu. Yazık, çok yazık.
Bu tahteravalli durmayacak mı ne? Yılmaz hükümeti neredeyse asker kontrolünden çıkmak üzere iken; Korkmaz Yiğit, Çakıcı ve bazı yolsuzlukların üzerine ciddi biçimde gitmişken ve hele Türkiye, Öcalan konusunda Suriye'nin dalına binmişken... Ne oluyordu öyle? Hangi akla hizmetle, hükümeti devirmeye kalkışıyordu DYP? Sonu iyi hesaplanmamış bu ataktır, DYP'nin iflâsının asıl başlangıcı. Hükümet kuramayacak olduktan sonra, bir hükümeti yıkmak kadar yanlış bir davranış düşünülemez. İşte DYP onu yaptı ve seçimlerde de lâyık olduğu karşılığı buldu.
Bu iki lider ve bu iki parti hakkında asıl bundan sonra söyleyeceklerim önemli. DYP ve ANAP'ın ne yapması lâzım?
Bu soruyu, 'merkez sağ'ın yorgun düşmüş iki lideri de derin derin düşünüyor olmalılardır herhalde. Ne dersiniz?
aridvan@yenisafak.com
22 Kasım 1999 Pazartesi