Logo... Yazarlar...

AGİT keyfilikleri önleyebilecek mi?

Davut DURSUN

T antanalı AGİT İstanbul Zirvesi tamamlandı. Zirvede alınan kararlar uzun zaman toplumların hafızasında yerlerini koruyacak, kamu otoritelerinin izleyecekleri politikaları etkileyecektir. Yeni yüzyılda, yeni bir dünya sisteminin şekillenmesinde önemli katkıda bulunacaktır. Alınan kararların ne kadarının uygulama alanına aktarılacağı önemlidir. Bu tür tavsiye niteliği taşıyan kararları uygulanır hale getirmek kolay olmuyor. Ama yine de ülkelerin belli ideallerde, değerlerde ve süreçlerde birleşmeleri önemli bir gelişmedir ve toplumların hayatını etkileyecektir.

1990 yılındaki Paris Zirvesi, AGİK'in hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Zirvede imzalanan Yeni Avrupa İçin Paris Şartı üye ülkeleri, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonraki dünyada demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler, hukuk devleti gibi evrensel değerler etrafında birleştiriyor ve bu değerleri ulusal egemenlik alanından çıkararak evrenselleştiriyordu. Ondan bu yana on yıl geçti. Paris Şartının evrensel değerlerinin ne kadarının hayata geçirildiği ortadadır. O şarta imza koyan Sayın Demirel o yıllarda ikide bir Paris Şartı'na atıf yapar ve insan hakları ve temel özgürlükleri savunmaya çalışırdı. İlerleyen yıllarda Paris Şartı'na yapılan atıflar ve vurgular giderek azaldı ve nerede ise hatırlanmaz oldu.

Bu tecrübeye bakarak söylersek İstanbul Şartı'na önümüzdeki yıllarda sıkça atıfların yapılacağını ve fakat daha sonra unutulacağını söyleyebiliriz. İstanbul Şartı da demokrasiyi, insan haklarını, temel özgürlükleri ve hukukun üstünlüğü ilkesini evrensel değerler olarak öne geçirmiştir. Bu değerleri ulusal egemenlik alanının ötesine geçirmiş ve hiçbir üye ülkenin "benim iç işimdir, egemen bir devletim" diyerek insan haklarını ve temel özgürlükleri ihlal edemeyeceğini, diğer ülkelerin müdahale hakları olduğunu teyit etmiştir. Zirvede ABD Başkanı Clinton ile Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin arasında yaşanan atışmada bu durum çok net şekilde ortaya çıkmıştır.

Bir yandan bunlar olurken ve hepimizi umutlandırırken diğer yandan bütün bunlara adeta meydan okurcasına hukuk devletiyle, hatta kanun devletiyle bağdaşmayan keyfiliklerin her geçen gün dayanılmaz boyutlara tırmanması üzücü olmanın ötesinde bir anlam taşımaktadır. Zirvenin hemen öncesinde Sayın Tantan'ın Apo'nun yakalanmasından da önemli olduğunu söylediği Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının yakalanmaları ve sonunda üç kişinin tutuklanması ibretle izlenmesi gereken bir gelişme olmuştur. Gecenin yarısında polis mahkemenin arama izni olmaksızın evleri basmakta, söylendiğine göre kapıları kırmakta, evlerin bahçelerindeki köpekleri öldürebilmekte, saatlerce evlerde arama yapmakta, her türlü bant, kaset ve diğer eşyaları toparlayıp götürebilmekte, günlerce gazete sayfalarında karalamalar yapılmaktadır.

Polisin suçluları yakalamasına kimsenin bir diyeceği olamaz. Ama bunun hukuk çerçevesinde yapılması gerekir. Anayasa'nın 21. maddesi konut dokunulmazlığını düzenlemektedir. "Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde" getirilen istisnalar, herhalde evlerinde oturan, bir yere kaçması söz konusu olmayan, saygın aileler için değildir. İstisna giderek genel bir kural haline getiriliyor ve keyfiliklere zemin oluşturuyor.

Bizim içinden geçtiğimiz sürecin en olumsuz yanının "keyfilikleri meşrulaştırması" olduğunu söylememiz işte bu tür uygulamalardan dolayıdır. Bütün uluslararası zirve ve toplantılarda hukuk devleti, insan hakları, temel özgürlükler, demokrasi gibi evrensel değerlere atıf yapıyor, antlaşmaların altına imza atıyoruz. Ama daha imzanın mürekkebi kurumadan bunları berhava eden uygulamalar, keyfilikler karşısında kılımızı kıpırdatmıyoruz.

Sayın Demirel, sabah kapımızın sadece sütçü tarafından çalınacağından emin olmamızın demokrasi için önemini tekrarlar durur; sabahtan vazgeçtik gecenin ortasında kapımızın kimin tarafından çalınacağından emin olmak istiyoruz. Kapımızı polis çalacaksa eğer hiç olmazsa mahkeme kararını göstermesi gerekir. İfadesine başvurmak için bir vatandaşın karakola gitmesi isteniyorsa bunun bir baskın şeklinde değil medeni bir şekilde "davet" yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün değil midir?

Gece baskınları, hakim kararı olmaksızın aramalar, gazete basmalar, uyduruk suçlamalarla tutuklanmalar devam edecekse AGİT toplantılarının, burada imzalanan şartların ve ateşli nutukların bir yararı ve anlamı olabilir mi? Bütün mesele evrensel değer olarak altı çizilen hususların hayata geçirilmesinde aldığımız yoldur. Bu konuda ne kadar yol aldığımız ortada değil mi?
 

ddursun@yenisafak.com


  22 Kasım 1999 Pazartesi

Geri



Gece baskınları, hakim kararı olmaksızın aramalar, gazete basmalar, uyduruk suçlamalarla tutuklanmalar devam edecekse AGİT toplantılarının, burada imzalanan şartların ve ateşli nutukların bir yararı ve anlamı olabilir mi?


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || KÜLTÜR ||
|| YAZARLAR || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED