skiler derler ki; "Büyük lokma yut ama büyük söz söyleme"! İnsan, karşılaştığı kimi örneklerden sonra, bu atalar sözünün ne kadar hikmet yüklü olduğunu daha iyi anlıyor.
Ele alacağımız meselenin finali bugünlere ilişkinse de evveliyatı biraz eskiye dayanıyor.. Şöyle ki:
Efendim, Hece'nin 1997 tarihli Ocak sayısında, Mehmet Erdoğan imzalı "Şiirde insan unsuru" başlıklı bir yazı yayınlanmıştı. Erdoğan, yanlış bağlamlara oturtmak pahasına da olsa kendi iddialarına dayanak kılmak istediği iki şairin (Turgut Uyar, İsmet Özel) kimi görüşlerinden yola çıkarak; kısaca, "şiirin bir tükenişin eşiğinde" bulunduğunu, zira insanın tükenmekte(!) olduğunu seslendirmekteydi bu yazıda. Özellikle günümüz şiirini de kapsayan ve bir genelleme üslûbuyla kaleme alınan söz konusu iddia, kimi gevezelerin vehmettikleri o malûm "Türk şiiri çıkmazdadır!" teranesinin bir başka versiyonu olmaktan öte bir anlam ve değer taşımıyordu doğrusu. Tam bir komedi ürünü olan bu iddiaya verilen tepkileri hatırlayanlar çıkacaktır.
Ben tepkimi, yine bu sütunda, 15 Şubat 1997 tarihli "Çıkmazda olan kim?" başlığı altındaki yazımda dile getirmiştim. Daha sonra benzer bir tepkiyi, Ali Göçer'in "Başkaldırının boyutları" (Hece yayınları, 1999) adlı kitabında da (Bkz. "Şiirin hafızası", sayfa: 45) buldum.
Andığım yazımdan bir süre sonra, Mehmet Erdoğan'dan bir mektup aldım. Hâfızam beni yanıltmıyorsa, Erdoğan mektubunda, benim tepkimi ve o yazıda ifade ettiklerimi anlayışla karşılayıp kabullendiğini ve bana hak verdiğini îmâ ediyordu. İtirazı ise, yazıda zikrettiğim '1980'li yılların şiirleri' listesinin uzunluğunaydı. Aslına bakılırsa, -uzun veya kısa- herkesin bir şairler listesinin olmasından daha doğal bir şey tahayyül edilemezdi ve benim listem de, ideolojik yangından zarara uğramamış, şiire 'şiir' olarak bakmasını bilen hemen herkesin onay vereceği isimlerden müteşekkildi. Neyse..
Ancak, o zaman üzerinde pek durmak istemediğim hâlde, bugün yeri geldiği için değinmem gereken bir husus vardı ki; zaten yukarıda sözünü ettiğim 'mesele'nin esasını teşkil ediyor. Şu garabete bakın ki, Mehmet Erdoğan bir taraftan şiir yazıyor/yayınlıyor, ama öte yandan günümüz şiirinin bir tükeniş içinde olduğunu iddia edebiliyordu! Açıkçası, kendi kendini nakzeden bu tavrın anlaşılabilir bir yönü yoktu. Ancak haksızlık etmiş olmayalım: Acaba Mehmet Erdoğan şunu mu demek istiyordu; "Günümüz Türk şiiri çıkmazdadır, bir tükenişin eşiğindedir ve fakat benim şair kimliğimle, yazdıklarım ve yazacaklarımla kurtuluşa kavuşacaktır! "Kaldı ki, günümüz şiiri için bir tükenişten söz edilebiliyorsa ve bunu diline dolayan bir 'şair' ise; bizler 'şiirin nasıl kurtulacağını' izlemek durumunda, kendisi de görev ve sorumluluğunu müdrik biri olarak bunu bize göstermek zorundaydı zaten.
Bazıları, 15-16 yıldır "Şiirin gelmesini beklerken" ve bugün şiirin geldiği noktada hece vezninden medet uman bir 'köylü duyarlığı'n ürünleriyle muratlarına ermiş görünürken; ben de kendi payıma, o günden bu güne, sabırla Mehmet Erdoğan'dan günümüz şiirini tükenişten kurtarmasını bekledim durdum.
Geçen hafta TÜYAP Kitap Fuarı'nda, "İşte Türk şiiri'ni çıkmazdan kurtaracak adres" diyerek sevinçle yöneldiğim, gururla aldığım ve umutla okuduğum kitap; Mehmet Erdoğan'ın "İkindi vezninde gelişler" (Dergâh yayınları, 1999) adlı ikinci şiir kitabından başkası değildi..
Ama, heyhât! Kitabı okudukça; ne sevincimden, ne gururumdan ve ne de umudumdan en ufak bir eser kaldı!
Elbette, İkindi vezninde gelişler'in kendi bağlamı içinde durduğu yerin ne gibi anlamlar taşıdığından söz edilebilir (ki, kitapla ilgili tanıtım ve değerlendirmelerimi bu sayfada ayrıca yapmayı düşünüyorum) ama, Erdoğan'ın şiiri, bu hâliyle, sözüm ona "tükeniyor" dediği şiiri 'kurtarmak' bir yana, belki 'tükeniş'i hızlandıracak bir atmosferi haiz görünüyor maalesef.
Öyle iri kıyım lâflar etmek kolay da; mesele, tulûat yapmaktan 'eser' vermeye gelince işin rengi hemen değişiyor! Yoksa, Türk şiiri'nin kurtuluşu da 'Asiye'nin kurtuluşu' ile aynı kaderi mi paylaşacak?
Ve bir şair için "tükeniyor" yaftasıyla mahkûm ettiği bir şiir düzeyinden daha aşağılara düşmek kadar talihsiz bir konum düşünülebilir mi?
Sahi, ne niyordu eskiler?!.
22 Kasım 1999 Pazartesi