oğru Yol Partisi (DYP) kongresinde Tansu Çiller'in, hem de açık farkla, yeniden genel başkan seçilmesi bazılarını şaşırtmışa benziyor. Oysa, daha önce iki kez seçilerek partiyi tepeden tırnağa kendine göre biçimleyen liderlerin kongreyle değiştiği -özellikle sağ partilerde- bugüne kadar görülmedi bizim ülkemizde.
Tansu Çiller ve DYP, bu bakımdan bir istisna değil; esas bu olaya şaşıran siyasi gözlemcilerin 'gözlem gücü'ne şaşmak gerekiyor...
Türkiye'de siyasi sistem 'liderler sultası' denilen bir olgu üzerine oturuyor. Partiler, aşağıdan tepeye doğru bir 'eleme' sistemiyle değil, tepeden aşağıya doğru bir 'bağlanma' sistemiyle oluşuyor. Bir tür 'biat' sistemi bu ve kolayca anlaşılabileceği gibi, yağma mantığını da beraberinde getiriyor. Çıkar ortaklığı vesilesiyle birbirine 'bağlananlar', bir süre sonra, lider ortalığı terk etmek istese bile onu bırakmayacak kadar keskin tavır sahibi oluyorlar.
Bu sadece DYP'ye özgü bir durum değil. Bill Clinton'ın ülkemizde bulunduğu sırada fark edilen 'genç lider' beklentisinin de dışa vurduğu gibi, yaşlı politikacılar, hangi konumdaysalar, yerlerini başkalarına bırakmaya razı olmuyorlar bizde. Herhangi bir sebeple siyaset dışı kaldıklarında bile durum değişmiyor; çekildikleri köşe, siyaseti biçimlendiren bir güç köşesi haline dönüşüyor. Tepeden aşağıya doğru yapılanma ve 'biat' sistemi, bir kere 'lider' konumuna yükselmiş politikacıların kendi istedikleri sürece bulundukları konumu koruyabilmelerinin de garantisi oluyor.
Kişisel (lider açısından) ve zümresel (ona 'biat' edenler bakımından) yararlı olan bu sistemin, adlarına siyaset yapılan kitlelere (taban) ve platforma (parti) zararlı olduğu çok belirgin. Sonuçta kitleler, lideri değiştirip platforma yeni bir kimlik kazandıramayınca, partiyi terk ediyorlar. Mesut Yılmaz'ın ANAP'a, Tansu Çiller'in DYP'ye kaybettirdikleri oy oranı bu gerçeği bir tokat gibi yüzlere çarpıyor.
Aslında, bu konu, son bir haftadır tartıştığımız ve temelde siyasetin nasıl yapılacağıyla yakından ilgili konularla da irtibatlı. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar, siyasetin kendi yatağında, kendi kurallarıyla aktığı ülkelerde kendilerinden beklenen işlevi yerine getirebiliyorlar. Ülke genelindeki demokratik hak ve özgürlükler sıkıntısı, parti içi demokrasi yoksunluğundan bağımsız değil. İnsan hakları ihlâlleri, siyasetin durağan zemininde ve lider sultası ikliminde gerçekleşebiliyor. Siyaset zemininin sınırlı, demokrasinin tıkanık olduğu bir partiler sistemiyle 'hukukun üstünlüğü' idealinin kıyısından bile geçilmesi mümkün olmaz elbette.
Liderlere karşı verilen mücadelelerin kongrede başarısızlığı da, bizdeki çarpık yapılanmayla yakından ilintili. İşbaşında olanla ona karşı çıkan arasında, mahiyet itibarıyla fazla bir fark olmuyor genelde; delege, "Bilmediğim sularda çalkalanacağıma, yerim-yurdum belli olan bu çark içinde kalayım daha iyi" düşüncesiyle hareket ediyor. Lider ortalıktan çekilmek istese bile eteğinden yapışacak kadar çıkarına düşkün siyasi kadrodan başka bir şey beklenmez zaten. Dahası, lider de, ortalıktan çekildiğinde geçmişinin hesabının sorulacağını biliyor ve bunu göze alamadığı için meydanı terk etmek istemiyor.
Bugünün tıkanan siyasi ortamında, bu genel görüntüye aykırı partiler, kendi özellikleri veya başlarındaki kişinin liderlik kabiliyeti sayesinde değil, tamamen 'şablon-dışı' oldukları için ilgi görüyorlar. Tabii, bir süre sonra onların da benzer bir eğilimin içine girip aynı semptomları vereceklerinden emin olabiliriz. Tam bir kısır döngü bu.
Geçmişte, bu kısır döngüyü sisteme dış müdahaleler bir parça kırıyor, yeni ortam liderleri bütünüyle devre dışı bırakmasa bile siyasete yeni kan girmesini sağlıyordu. Dolaylı müdahalelerin işe yaramadığını sadece DYP örneğinde değil, FP örneğinde de görüyoruz. Zaten, sorunu siyaset dışı güçlere bırakmanın siyasi bir mantığı da yok. Tıkanıklığı açmayı parti kadroları bilemezse, taban, çareyi, başka ufuklara doğru yol almakta bulacak ve sorunu -hiç değilse- kendi açısından çözecektir.
DYP'de olanın şaşılacak bir tarafı yok; şaşacaksak, "Biz neden böyleyiz?" diye kendimize şaşalım.
fkoru@yenisafak.com
22 Kasım 1999 Pazartesi