ayın Cumhurbaşkanı, Bu akşam Beraat kandili... Öncelikle kandilinizi tebrik etmek isterim.
Beraat Kandili geldiğinde bu ülkenin insanları, Ramazan"a 15 gün kaldığını anlarlar. 15 gün sonra bu ülkede iftarı, sahuru, teravihi,orucu ile farklı bir iklim oluşur.
Ülkemizin önemli nüfus yoğunluğuna sahip bir bölümü depremle yıkıldı. Anlaşılıyor ki bu bölge, Ramazan"a da deprem yıkıntıları arasında girecek. Kasım"ın 30"una yetişmesini istediğiniz prefabrik evlerin yetişmemesi bir yana, yetişenlerin bile bölgenin iklim şartlarında yeterli olup olmayacağı bilinmiyor. Şu anda Düzce, Bolu, Kaynaşlı"da insanlar, açlıktan önce soğukla boğuşuyorlar. Enkaz altında insanların, yıkımdan çok soğuktan öldüğü tesbit ediliyor. Bu yöreye kar düşünce, çocukların, şu anda ovuşturdukları ellerinin nasıl moraracağını, dudaklarında, burunlarında nasıl kızıllıklar oluşacağını düşünmek bile kahredici...
Şu an bölge insanı bir sıcak çorbaya muhtaç. Yağmurda sular altında kalan, donda buz kesen çadıra bile muhtaç.
Televizyonları izleyebilir musunuz bilmem... Deprem haberleri hep yokluklar, sefaletler üzerine... Çadır yok, soba yok, tüp yok, ekmek yok...
Peki devlet var mı?
Devlet var elbet, belki Düzce"de, Kaynaşlı"da, Bolu"da, 17 Agustos vurgununu yaşayan bölgelerden daha çok var. Ama bakın vatandaşın sözlerine, gene de bir "devlet arayışı"nı seslendiriyor insanlar... Bu insanlar, nifak olsun diye böyle yapmıyorlar. Kimsenin ajanı değiller. Ama gerçek şu ki, onların acılarının büyüklüğü yetmiyor devlet... Yetmeyebilir de... İşte o zamanlarda devlet, vatandaşına başvurur.
Vatandaş... İşte orada problem çıkıyor. Vatandaş, "sivil toplum kuruluşları" kanalıyla yardım girişiminde bulunduğunda problem çıkıyor. Devlet, bir sivil alan korkusu içinde... Taa Gölcük"ten, Adapazarı"ndan, İzmit"ten beri bu korkudan kurtulamadı. Hatta "Düzce'de devlet daha etkili" derken bile, sivil alana karşı rövanş alma hissiyatı seziliyor. Oysa buna ne gerek var. Acı ülkenin acısı... Bu ülkenin tüm insanları seferber olacak böyle bir yaranın sarılmasında...
Bir Milli Mücadeleyi düşünün. Askeri, sivili, sarıklısı, sarıksızı, kadını, erkeği, çoluğu çocuğu seferber olmadı mı? Ne yazık ki, bu felaketin içinden de ayrılıklar üretmeyi başardık!!!
Düzce depremi sabahında, aşevini kurup, orada hizmet veren insanlara buğusu üstünde çorba dağıtan insanlara görevli bir bayanın "Buraya irticacıları sokmayacağız" diye seslendiğini duydum. Ne kadar sakil bir görüntü...
Bir vakfın danışma kurulunda bulunuyorum. Vakıf başkanına dedim ki:
-Gitseniz, falanca şehrin valisine, "Efendim, Ramazan yaklaşıyor, bu bizim ülkemiz için farklı bir iklim demek. Bu insanlar, deprem ortamında bile oruç tutarlar. Bir organizasyon yapsak, bu insanlara akşama iftar, geceye sahur yemekleri dağıtsak. İzin verirseniz bu işi sivil toplum kuruluşları ile birlikte, zatı alinizin nezaretinde örgütleyebiliriz." deseniz...
Denemedi, çünkü o vakfın, sürmekte olan aşevi hizmetleri de "Ya Kızılay şemsiyesi altına girin ya da yemek dağıtımını bırakın" yaklaşımı ile sona erdirildi...
Şimdi buradan Zatıalinize sesleniyorum. İşte Ramazan yaklaşıyor. Ardından bayram gelecek. Bu yıkılmış insanların gönüllerini imar için hiç olmazsa Ramazan iklimini değerlendirmeliyiz. Ya da, Ramazan"da bir kere daha yıkılmamaları için tedbir almalıyız.
Sivil toplumla barışmak için bir fırsat olmalı bu dönem... Yıkıntıların içinden barış çıkarmalıyız, bütünlük çıkarmalıyız. Korkulardan kurtulmalıyız.
AGİT Koordinatörümüz Yalım Eralp, "Türkiye sivil toplum örgütleriyle çatışan bir görüntü veriyor... Gölgemizden korkmayalım. Haksız olduğumuz durumlar varsa düzeltmeliyiz. İnsanın güvenliği ile devletin güvenliği çelişmemeli" dedi. Doğru sözler bunlar...
Çocuk Vakfı'nın yürüttüğü çalışmaları izliyorum. Bu, imkanları sınırlı bir vakıf. Ama bakın 17 Ağustos"tan bu yana deprem bölgesine taşıdığı ilgiye:
-21 yardım ekibi gönderilmiş. 1640 bebeğe, 2400 çocuğa sağlık taraması yapılmış... 750 bebek-çocuk uyku tulumu, 600 çift çizme, 300 çift terlik, 313 yatak,118 karyola, 1248 litre süt, 4 kamyon gıda, 2 kamyon oyuncak, 400 battaniye, 2 kamyon yeni çocuk giyeceği, 6 ambulans dolusu bebek bezi, 3 ambulans mama, 20 koli ilaç, 8 ton su, 11500 çocuk kitabı dağıtılmış... Sonra çocuklarla resim çalışmaları, tiyatro grupları, psikolojik danışmanlık hizmeti, yazar-çocuk buluşmaları...
Daha Çocuk Vakfı gibi, pek çok sivil kuruluş var... Bunların her biri, farklı bir toplum kesiminin hassasiyetini, diğergamlığını, infak duygusunu organize ediyor. Bunlar, devletin hemen devreye sokamayacağı, ancak vergi gibi sevimsiz araçlarla bir bakıma döve döve ve çok gecikmeli olarak kullanabileceği alanlar...Ama şu acil durumda, bunlardan istifade edilmeli... Buna ister pragmatist davranış deyin, ister akılcılık, ister başka bir şey... Ama bir devlet, toplumunda potansiyel birikim varsa onları, enerjiye dönüştürmenin yollarını bulmalı...
Ramazan geliyor sayın Cumhurbaşkanı... Deprem bölgesinin, çadır alanlarının, ihtiyaçların dökümü yapılmış olmalı... Bir sağlıklı organizasyona nezaret ediniz. Sivil toplum kuruluşları çağrılsın, ihtiyaç bölgeleri ve imkanlar ortaya konulsun. Kim ne yapabilir"in dökümü belirlensin. Gönüllülere alan gösterilsin ve herkes devletin şemsiyesi altında ama onore olması için kendi flaması ile hizmete başlasın. Devlet hizmetleri denetlesin. Eksikleri tamamlasın.
ABD Başkanı"nın yaptığı işi bir de Zatıaliniz yapınız. Sağcısı, solcusu, İslamcısı, laiki, kemalisti, leninisti, Türkçüsü, Kürtçüsü, hatta birinci-ikinci iç tehdit kapsamı içinde değrelendirilenleri... toplayınız bir... Onlara "deprem bölgesinde nasıl hizmet verebilirsiniz?" diye sorunuz... O toplantıdan, devlete yönelik bir tehdit çıkmaz emin olun... Bırakın hepsi akredite olsun... tanıyın hepsini... hepsi bu ülkenin çocuğu çünkü. Hepsinin deprem bölgesinde açılmış bir yarası var. Yan yana durmayı öğrensinler kendi aralarında ve devletle...
Ramazan geliyor sayın Cumhurbaşkanı... Bir barış çığırı açma zamanı... belki de deprem yaralarını sararken öğreneceğiz bu ülkedeki birim insanın değerini... Yokediciliğin kimseye bir şey kazandırmadığını...
Bu gece Beraat kandili... Allah Teala, "Dua edin, icabet edeyim" diyor... Bu gece siz de bir dua edin sayın Cumhurbaşkanı... Bu ülkenin bir kere daha Milli Mücadele gayretiyle ayağa kalkması ve o gayreti bir daha kaybetmemesi için...
atasgetiren@yenisafak.com
22 Kasım 1999 Pazartesi