Logo... Yazarlar...

AHMET RIDVAN

Tavır gazeteciliği mi!..

F ehmi Koru'nun, Cavit Çağlar'ın Bursa'dan FP birinci sıradan adaylığına ilişkin haberini artık okumayan, duymayan kalmadı. Haberin; sağnak gibi boşanan özsüz siyasal açıklamalardan, kuru demegojilerden ve saçma siyasal münazaralardan daha ötede birşey olduğuna, iyi bir örnek teşkil etti o haber. Çünkü artık görünenden ziyade görünmeyen, söylenenden ziyade söylenmeyenin içinde gizli asıl haberler. Artık böyle bir arka plan tecessüsünden beslenmeyen haberin ve haberciliğin vay haline!..

Habercilik ve tavır gazeteciliği

İşte bizim kesimlerin haberciliğini özsüzleştiren, sathîleştiren ve çapsızlaştıran sebep de burada yatıyor. Kendisini kuru, özsüz ve bir noktadan sonra, saçma tesiri de üretmeye başlayan siyasetçi esnafının alelâde, rutin açıklamalarına teslim eden bir habercilik; bizatihi kendi rolüne ve inisiyatifine saygısızlık temeline oturmaya başlamış demektir. Bu habercilik tam bir borazancı yardakçılığıdır ki, ilk önce hitap ettiği kitlelere saygısızlık ifade eder. İkincisi de, özsüz demegojiler karşısında kendisini ve gazeteciliği, alelâde bir mikrofon ve megafon seviyesine indirgemiş olur.

Bu anlayış, yani sürekli edilgen tutum; muhalifleri karşısında ise tam bir aslan kesilmeyi gerektirir. Karşındaki ne diyorsa onu çarpıtacaksın!.. Habere böyle bir ön yargı ile yaklaşacaksın. Yani haberin, sözün, mevcut reel bir gelişmenin mahiyeti tam olarak anlaşılmaz hale gelecek. Onu olumsuzlaştırmaya dönük ne varsa, arayıp bulmak ve haberin o taraflarını öne çıkarmak!.. Bu tür yaklaşımlardan sağlıklı bir haber çıkmadığı gibi, tam aksine bir karikatür çıkar. İflâh olmaz kötü siyasetçi tipleri vs.

İşte bunun adına bizde "tavır gazeteciliği" diyorlar.

Tabiî ki alâkası yok bunun. Kendimize mahsus tam bir soyutlanmışlık âlemidir ki, buradan sağlıklı bir noktaya da ulaşılamaz.

Sev, fakat öldürme

Bazı anneler ve babalar vardır. Hâlâ daha, bulûğa ermiş çocuğuna bebek muâmelesi yapmaktan kendisini geri alamaz. Sokağa çıkma, üşür hasta olursun; caddeden caddeye geçme deste olursun vs. Bu aşırı korumacılığın gepegenç ruhları hasta eden ve kendi kendimize ihtiyacını duyduğumuz özgüven kayıpları ile, bizi ne hallere düşürdüğüne dikkatinizi çekmek isterim.

Samimi, fakat gepegenç çocuklarda özgüven kayıplarına yol açan bu aşırı korumacı tutumların, amacı dışında sonuçlar ürettiğini hepiniz iyi bilirsiniz. Şunu kimse unutmamalıdır: Hayatımız, sırf kendimize mahsus soyutlanmışlık âlemlerinde güzerân etmiyor. Biz bütünüyle, türlü-çeşitli renklerle yüklü ve her türlü hayat telâkkileriyle meczolmuş bir kanaviçenin ortasında yaşıyoruz. Sokaklar böyle, evlerdeki televizyonlar şöyle olduğu halde; mevzi kalmaya mahkûm bir korumacılık duvarı ne anlam ifade eder, düşünmeyelim mi?

Hal böyle olduğuna göre, her hayatın az-çok içinde barındırdığı mikroplarla beraber yaşamayı göze almak değil midir sağlıklı olan? Zaten herhangi bir hastalık durumunda, insan vücuduna aşı vurulmasının sebebi hikmeti de burada yatmıyor mu? Vücuda biraz mikrop zerketmek ve bu yoldan, insan vücudunda mevcut bulunan savunma mekanizmalarını harekete geçirmek!..

Sağlıklı yol da işte bu!.. Kişinin, kendi kendisini ayakta tutmasına yol açacak egzersizlere sevketmek onu. Koruyayım derken, özgüvenini büsbütün yitirmesine yol açacak sonuçlar üretmek değil.

Bu aşırı korumacılık dürtüleri; geleneksel kültürün amacını ve şartlarını kaybettiği durumlarda daha bir belirgin hale geliyor. İşin aslına bakacak olursanız, bu tür tutumlar insanda tam bir saçma tesiri üretiyor. Bir an geliyor, bu mantık cemaatlere egemen olmaya başlıyor. Orada kalsa ne ise!.. Yetmiyor, siyasal partilere egemen oluyor.

Ve neticede; o tarihin ve içtimâî tahavvülâtımızın herhangi bir evresinde bizi toplum, aile ve dinî cemaatler olarak mutmain yaşamlara yükselten bu yapılanma; içtimâî değişmelerin birbirini kovaladığı yeni durumlarda, doğrudan "birey"i öldüren ve eşref-i mahlûkat muamelesi görmesi icap eden insana yönelik itimatsızlıklara dönüşüyor. İnsana ve topluma zerk ederek onu güçlendirmemiz gerekirken; onda ne bir inisiyatif kabiliyeti, ne de rey ve tasarruf yetkisi bırakıyor.

Artık biz insana ve topluma böyle bakan, böyle gören tasavvufî telâkkilere ihtiyaç duyuyoruz. Siyaseti ve siyasal örgütlenmeleri de bu açıdan değerlendiriyoruz. İnsanlığın geçirdiği tekâmülî evreler, kaale almayan tutumların içine düştüğü çelişkili manzaraları telif gayretinden, aşikâr hataları sürekli savunmak saplantısından iyice bunalmış vaziyetteyiz zira!

N. Fazıl ve aceze sıfatı

Bu bakımdan, bizim câmiamıza ârız olan ve rahmetli Necip Fazıl tarafından "aceze" sıfatıyla vasıflandırılan gazetecilik tutum ve telâkkilerinin, bir an evvel üstüne çıkmamız icabediyor. Ülke ve toplum olarak kaydettiğimiz mesafelerle de kabili telif olmayan bu tutum, ulaştığımız seviyeyi, doğrusunu söylemek gerekirse tam olarak yansıtmıyor.

Kendisine ilişkin gelişmeler karşısında nesnel bir tutum takınamayan, asgari böyle bir intiba uyandırmak ihtiyacından müstağnî kalan tutumların "korumacılık refleksleri" ile nereye varabiliriz? Kendi vücudunu ameliyat altına alabilen bir nesnel tutumadır ihtiyacımız!..


 


  1 Mart 1999 Pazartesi


Artık biz insana ve topluma böyle bakan, böyle gören tasavvufî telâkkilere ihtiyaç duyuyoruz. Siyaseti ve siyasal örgütlenmeleri de bu açıdan değerlendiriyoruz. İnsanlığın geçirdiği tekâmülî evreler, kaale almayan tutumların içine düştüğü çelişkili manzaraları telif gayretinden, aşikâr hataları sürekli savunmak saplantısından iyice bunalmış vaziyetteyiz zira!


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED