iyasi hayatımızın önemli dönüm noktaları var. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi. Bu tarihler normal bir süreçte devam eden siyasi hayatımızın olağanüstü bir müdahale ile inkitaa uğratılmasını, demokratik kurum ve yöntemlerin bazı zorlama ve müdahalelere maruz kalmasını, mevcut sosyal ve siyasi düzenin sarsıntıya uğramasını ifade etmektedir.
27 Mayıs bir dönüm noktasıdır, çünkü vatandaştan oy alarak iktidar olmuş bir parti muhalif güçlerin ve bir grup askerin silahlı darbeleri sonucu iktidardan uzaklaştırılmıştır. Henüz yeni denebilecek çok partili demokrasi tecrübesi kanlı bir şekilde inkitaa uğratılmıştır. Darbeciler akıl almaz yöntemlerle gerçekleştirdikleri yargılamalarla siyasi cinayetler işlemiş ve Türkiye'nin siyasi rejimini yeniden tanzim etmişlerdir. Silah zoruyla Anayasa'yı toptan kaldıranlar darbe ile uzaklaştırdıkları iktidarı Anayasa'yı ihlalle suçlamışlardır.
12 Mart'ta olağanüstü bir gelişmeyi ifade etmiştir. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, ülkenin gidişinden kaygı duyarak iktidardaki hükümetin istifasını temin için kaleme aldıkları muhtırayı parlamentoya, Cumhurbaşkanı'na ve hükümete vermişlerdir. Hükümetin emrindeki ordu hükümete ve Meclis'e muhtıra verebilmiştir. Muhtıra ile başlayan süreç iki yıl kadar devam etmiş, bu arada ordunun gölgesinde kurulmuş hükümetler sistemi restore etmeye çalışmışlardır. Muhtıraya maruz kalan hükümetin 1969 seçimlerinde vatandaştan en çok oyu alıp iktidara gelen Adalet Partisi hükümeti olduğu hatırlanmalıdır.
12 Eylül'de de ordu emir komuta sistemi içinde yönetime el koymuş ve tüm demokratik kurumları ve yöntemleri noktalamıştır. Meclis kapatılmış, Anayasa askıya alınmış, parti yöneticileri tutuklanmış, partiler kapatılmış, demokratik hayata son verilmiştir. 12 Eylül iradesi de milli iradenin ifadesi olan kurumlara karşı yönelmiştir. Bu süreçte rejim yeniden örgütlendirilmiş ve Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır.
28 Şubat da bunlardan pek farklı değil. Sadece aralarında küçük nüanslar ve mahiyet farkları bulunmaktadır. 28 Şubat'ta ne olduğunu bir daha hatırlamakta yarar var. 1996 yazında güvenoyu alarak göreve başlayan 54. hükümeti Refah Partisi ile DYP kurmuşlardı. 1995 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan RP'nin hükümette yer almaması için büyük gayretler gösterilmiş, zorlamalarla DYP ve ANAP'ın azınlık hükümeti kurmaları sağlanmıştı. Bu hükümetin düşmesi üzerine REFAHYOL kurulmuştu.
28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kurulun asker kanadı 18 maddelik bir "İrticaya karşı önlem paketi"ni gündeme getirmiş ve bunun kabul edilmesi için uzun tartışmalar ve görüşmeler yapılmıştır. Başbakan Erbakan bazı ifadelerden dolayı bunu imzalamak istememiş ve muhalefet parti liderlerini ziyaret ederek demokrasiye karşı bir dayatma niteliği taşıyan bu gelişme karşısında birlikte hareket etmeyi önermiştir. Muhalefet partileri Erbakan'a destek olmamış, bunu normal gensorularla düşüremedikleri hükümetin düşmesi için bir fırsat olarak değerlendirmişlerdir.
Neticede hükümete "tavsiye" edilen 18 maddelik önlem paketiyle birlikte Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. MGK'nın kararları hükümete tavsiye niteliği taşımakla birlikte buradakiler tavsiyenin ötesine geçmiş adeta bir "emir" olarak telakki edilmiştir. Öyle ki bunların ne kadarının uygulandığı, gelişmelerin neler olduğu gibi hususlarda MGK Genel Sekreterliği yetkili kılınmıştır. Daha önce 1997 Ocak ayı başında kurulan Başbakanlık Kriz Yönetimi Merkezi ile birlikte değerlendirildiğinde ülkenin yönetiminde önceliklerin ve sorumlulukların farklı sahalara kaydığı anlaşılmıştır.
28 Şubat süreci diye ifade edilen gelişmeler en genel anlatımıyla toplumun yeniden tanzim edilmesi, toplumunu kendi tabii gelişiminin önüne setler konulması, sadece siyasi değil ekonomik, kültürel ve sosyal iktidarın kullanımının yeni kurallara ve müeyyidelere bağlanması, bazı hususların sosyal ve siyasi alandan tard ve tasfiye edilmesi, değerlerin ve ideolojilerin yeniden kıymetlendirilmesi hareketidir.
Bu sürecin nasıl işlediğini benim yazmama gerek yok. Zaten herkes hergün bununla yüz yüze bulunmaktadır. Bana kalırsa 28 Şubat'ı ifade edecek en çarpıcı nitelik yönetimin her alanındaki "keyfilik", "dayatmacılık" ve "gerginlik"tir. Sonuçları bakımından hangisi daha tahripkardır diye sorsanız hiç tereddüt etmeden "keyfilik" derim ve hukuksuzluğun meydana getirdiği tahrip ve olumsuzlukların yakın gelecekte telafisi imkansız bir sorunlar yumağı olacağına işaret etmek isterim.
Üçüncü yılına giren 28 Şubat'ın ne zaman tavsayacağı ve normal düzenin avdet edeceği hususunda bir tahmin yürütmek çok zor. Önümüzdeki seçimler yeni bir başlangıç olur mu? Belki...
1 Mart 1999 Pazartesi