|
ergi, hem şair ve yazarın, hem de okuyucunun 'kalbi'dir. Ve aynı zamanda, önüne geçilemez bir 'tutku'dur da, dergi... Bir şair/yazar için, –istisnaları muaf tutarsak– herşey orada 'başlar' ve sürer.
1998, bu bağlamda, kimi yeni dergi çabalarının doğuşuna tanıklık ederken, kimi dergilerin de süreli ya da süresiz kapanışlarını istemeden de olsa imzaladı. Çıkışlara sevindik, kapanışlarla üzüldük... Bu arada, o bildik şartlara rağmen yayın faaliyetini 'inatla' sürdüren dergiler de, kendilerine biçtikleri 'işlev'i yıl boyunca yerine getirme uğraşı verdiler.
O zaman, kısa değinmeler hâlinde, kimi sanat/edebiyat dergilerine şöyle bir göz atalım:
Türkçe'nin en eski ve köklü dergilerinden olan Varlık, Enver Ercan yönetimine geçtikten sonra, bünyesine yerleşmiş görünen o hantal ve donuk yapıyı dikkatlerden kaçmayacak ölçüde elimine etti. Ercan'ın, dergiye, bu anlamda taze bir kan akışı sağladığı muhakkak. Ne var ki, Varlık'ın 'ideolojik' yorgunluğu hâlâ sürüyor; 'memur' yüzü, ısınsa da!
Türk Edebiyatı için de, eski bir dergi nitelemesi yanlış olmaz. Ne zamandır çıkıyor ve ne zamandır 'eski' bu dergi! Bana kalırsa Türk Edebiyatı, en genel anlamda; hem, edebiyat dünyası içinde bir taraftan ideolojik ağırlıklı, diğer taraftan biraz da bu ideolojik ağırlıklı bağımlılıktan neş'et eden bir süreç dolayısıyla, estetik beğeni bağlamında yakasını tutuculuğa kaptırmış 'küme'lenmelerin başlıcalarından biri olmanın ve hem de aynı olgunun doğal neticesi sayabileceğimiz bir biçimde, sanat ve edebiyatta bir zihniyet, bir anlayış yenilenmesine ket vurmanın kaçınılmaz krizini yaşıyor. Ve bu hususun yansımaları, dışarıdan, ziyadesiyle hissediliyor. Oysa, hayatın içinde kalarak, sanatın/edebiyatın yeni zenginlikleri ve verimlerine bakabilmek; akademik zihniyetin o kof ve buyurgan tavrını dışlamak ve edebî yaratıcılık konusunda, insanın dünyasını sınırlandıran şablonlardan kurtulmakla mümkün.
Yedi İklim, bence, sonraları daha da vahim bir görüntü arzedecek olması muhtemel, benzeri bir handikapın kıyısından döndü: Son dönemde, birer 'bilgi yığılması' olmaktan öte pek de anlam taşımayan o uzun ve sıkıcı akademik ünvanlı yazıların biraz olsun önünü kesti. Kim bilir, her hâlde, yoğunluklu olarak akademik çevrelere seslenmenin ve o çevrelerden yankı bulmanın, sanat/edebiyat dergiciliği açısından 'canlı' bir bünye oluşturmadaki yetersizliğini keşfetti Yedi İklim yönetimi. Bir ara, aynı anlayışa mensup genç şairler kümesine olan ilgisi, herhangi sağlıklı bir çizgiye dönüşemedi. Ben diyorum ki: Dergi yönetimleri, 'birliktelik'le ilgili yaklaşımlarında öncelikle ve özellikle 'aidiyet' duygu ve duyarlığını hiçbir vakit paranteze almamalı ve ailelerine katılan yeni isimleri 'iyi' tanımalı. Bütün bunların ötesinde, dergi adına yeni bir atılım, bir açılım ihtiyacı gündemdeki konumunu koruyor. Elbette bu son cümledeki içtenlikli beklentiye yönelik değerlendirme, daha çok benim şahsî dilek ve talebim biçiminde anlaşılabilir. Ve pek âlâ, dergi yönetiminin bu türden 'saha yenilenmesi'ne ilişkin kayguları da olmayabilir. Ama unutulmamalı ki, hâlâ, dünden bugüne yol aldığı kulvar içinde kendini beslerken hedeflediği ufka doğru daha çaplı merhaleleri de beraberinde getirebilecek verimli bir sağanağın altında olmaktan uzak ve öte yandan yüz küsur sayıdır çıkan bir dergi, Yedi İklim!
NOT: Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun 700. yıl dönümüne ithaf edilen ve 20 imzanın katılımıyla hat, tezhip, minyatür, çini, ebru, naht gibi geleneksel sanatlarımıza dair özgün eserlerden oluşan karma sergi bugün saat 17:00'de Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde açılıyor. 6 Mart tarihine kadar açık kalacak olan sergi, hergün 12:00-18:30 arası gezilebilir. –İ.D.
1 Mart 1999 Pazartesi
|
 |
Türk Edebiyatı için de, eski bir dergi nitelemesi yanlış olmaz. Ne zamandır çıkıyor ve ne zamandır 'eski' bu dergi! Bana kalırsa Türk Edebiyatı, en genel anlamda; hem, edebiyat dünyası içinde bir taraftan ideolojik ağırlıklı, diğer taraftan biraz da bu ideolojik ağırlıklı bağımlılıktan neş'et eden bir süreç dolayısıyla, estetik beğeni bağlamında yakasını tutuculuğa kaptırmış 'küme'lenmelerin başlıcalarından biri olmanın ve hem de aynı olgunun doğal neticesi sayabileceğimiz bir biçimde, sanat ve edebiyatta bir zihniyet, bir anlayış yenilenmesine ket vurmanın kaçınılmaz krizini yaşıyor. Ve bu hususun yansımaları, dışarıdan, ziyadesiyle hissediliyor. Oysa, hayatın içinde kalarak, sanatın/edebiyatın yeni zenginlikleri ve verimlerine bakabilmek; akademik zihniyetin o kof ve buyurgan tavrını dışlamak ve edebî yaratıcılık konusunda, insanın dünyasını sınırlandıran şablonlardan kurtulmakla mümkün.
|
|