Logo... Yazarlar...

KÜRŞAD BUMİN


Kar maskeli gazeteciler

G eçen haftadan sözümüz var, bugün Rauf Tamer'in iki yazısını okumayı deneyeceğiz. Araya Sabah'ın tarihi "SHIT HEADS" manşeti girmiş ve istediği zaman "liberal" olan, istemediği zaman "sağ radikal" kalan bu yazarımızın ikinci sınıfa giren iki örnek yazısı bu güne kalmıştı. Geçenlerde değindiğim gibi, ülkemiz hızla yeni bir "cadı kazanı" dalgasına girmek üzere; tabii ki başrollerden biri yine medyamız tarafından kapılmış olarak. Dikkat ederseniz, "ağır gazeteciler"imizin ellerini oğuşturarak büyük bir merakla bekledikleri bilgiler özellikle "işbirlikçi listeleri"nde yer alacak olanlar, PKK'nın "İbo'dan haraç aldığı" yazıldı bile. "Ağır gazeteler" arasında soruşturma dosyasına bir an önce ulaşmak için sıkı bir rekabet de çoktan başlamış durumda. Bu nedenden olacak, TGC Başkanı Nail Güreli, Öcalan'ın yargılanması aşamasında basın ve yayın kuruluşları arasında ayrım yapılmamasını isteyen bir açıklama yaptı. Güreli tamamen haklı, çünkü şimdiden birkaç "ağır gazete" -hiçbir resmi açıklama yapılmamasına rağmen- soruşturma hakkında, muhabirleri sanki savcıların yanındaymış gibi ayrıntılı haber yapmaya başladı. Hemen bir örnek; Hürriyet, "Apo'yu Cim Bom sohbeti çözdü" başlığı altında şu haberi yetiştirmiş: "Öcalan istihbarat uzmanlarının sorgu odasındaki 'Kocaeli, GS'ye iki çekti' sözü üzerine, 'Yapmayın yahu. O demde irtibatta olduğum kişiler bana bunu niye söylemedi' diyerek ilk kez konuştu."(!)

Türkiye'de özellikle "ağır gazeteler"in okurlarına aktarmaya karar verdikleri olaylar ne olursa (önemli-önemsiz ya da ciddi-gayriciddi farketmez) olsun, haberler mutlaka magazinleştirilerek veriliyor. Hani bir bakıma, "dünya yansa umurlarında değil" gibi bir şey. Öcalan olayı da bu yaklaşımdan kurtulabilmiş değil; bir tarafta sövüp saymalar, öte tarafta "Doktorlar Öcalan'a sigarayı kesinlikle bırakmasını, bu yapılamıyorsa hiç değilse azaltmasını tenbih ettiler" şeklinde sanki okurla dalga geçmek için özellikle uydurulmuş haberler. Hürriyet Öcalan'ın iki Türk bayrağı arasında çekilmiş fotoğrafının altına da şu notu düşmüştü: "Modacılar çok şık buldu/Apo'nun, üzerindeki kirli ve buruşuk elbiselerinin yerine verilen yeni kıyafetleri, modacılar tarafından oldukça şık bulundu, Modacılar, Türk malı olduğu bildirilen yeşil kadife pantolan, füme tişört ve hırkanın zevkli bir seçim olduğunu belirttiler,"(,) Türkiye işte böyle bir ülke oldu; ya "Modacılar" Hürriyet'i delirtti, ya da Hürriyet ve "Modacılar" birlikte okurları delirtmek peşindeler; Pekiyi şimdi bu "zevkli seçim"in sevabını kime yazacağız? Herhalde Öcalan'a değil, çünkü o "buruşuk ve kirli elbiseler" giyiyordu zaten. O halde kime? MİT'e mi, askeri güvenlik elemanlarına mı, kime? Aynı Hürriyet üç gün sonra da şunları yazıyordu: "Apo, dünyanın en ünlü klasik-spor markalarından giyiniyor. Kalitesi ve fiyatlarıyla bir 'prestij' ürün niteliği taşıyan bu markalar...."(!) Gördüğünüz gibi rivayet muhtelif; "Apo"nun kim tarafından daha "zevkli" giydirildiği meselesine Hürriyet'in bir açıklık getirmesinin zamanı artık gelmiştir! Zavallı okur-yurttaşlar! Demek, ülkelerini onbeş yıldır kasıp kavuran, onbinlerce insanın hayatına ve milyarlarca doların kül olmasına yol açan bu büyük felaketi "sigarayı azalt" ya da "şık giyim" türünde magazin ağzıyla anlamaya ve aşmaya çalışacaklar.

Gelelim geçen gün "SHIT HEADS" (pislik kafalar) manşetini alan Sabah gazetesinin pazar günleri başyazarlığa terfi ettirdiği Rauf Tamer'in önümdeki iki yazısına: İsterseniz önce bir "pazar yazısı"ndan başlayalım. Rauf Tamer, "Bir uyarı..." başlıklı yazısına dört bir yana yönelttiği şu tehditle başlamış: "Bu defaki durum çok değişik. Eskiye hiç benzemez. O'nun için, ey Avrupalı... Ey Alman, İngiliz, Fransız, ey İtalyan... ve öbürleri... Ey demokrasi havarileri... Apo vesilesiyle bizi teftişe geldiğinizde, bu def'a dikkatli olun... Bizi terbiye etmekten ziyade önce siz terbiyeli davranın..." Neden "bu def'a dikkatli" olunacaktır? "Çünkü karşınızda Şehit Anneleri var... Şehit Babaları var (...) Sizi tükürükle boğar, Mudanya İskelesi'nden denize dökerler. Polisimiz de mani olamaz. Askerimiz de..." Rauf Tamer tam eski günlerindeki gibi, "liberal"likten eser yok: "Ukalalık etmeyin... Adam gibi oturup mahkemeyi izleyin... Sonra da defolup gidin." Aman Yarabbi bu ne hiddet! Geç uyanıp kahvaltıda sucuklu yumurta yediğimiz şu pazar sabahında, karşımıza çıkan kalem sanki bir gazeteci değil de, Mudanya İskelesi'nde asker ve savcı dışında gördüğü her yabancının üzerine parmaklarını birleştirerek yürüyen kalabalığın bir "abi"si. Siz yazıdan yükselen hararete bakmayın, aslında bu da, biraz önce sözünü ettiğim "magazin"in bir versiyonunundan ibaret!

Rauf Tamer'in bugün okuyacağımız ikinci yazısı "Bu rüzgâr" başlığını taşıyor. Bu yazıda Tamer'i "umutları ve hayalleri" ile çok daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Tamer yazısına "ülkeyi heyecan sardı... Öyle ki.. küçük çocuklar, artık büyüyünce MAK Komandoları olmak istiyorlar. MAK... Yâni Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı Muhabere Arama Kurtarma Komandoları" diye başlamış ve çocukların gözünde "Kardak Krizi"nin "SAT Komandaları"ndan sonra yeni "kutsal meslek"in MAK Komandaları olduğunu belirtmiş. Yazı mankenlik ve şarkıcılık (Tarkan!) gibi mesleklerin çocuklarımız için nasıl yabancılaştırıcı (bunu ben söylüyorum) bir cazibe merkezi olduklarını inceledikten sonra "Kutsal meslekler de var. -Baba, büyüyünce ben de öyle olacağım.- Aferin yavrum. Hadi şimdi yat, rahat uyu" dileğiyle son buluyor. Rauf Tamer âlem bir gazeteci; belli ki kendisi de, özellikle şu günlerde, kendini "gazeteci" olarak değil de bir "MAK Komandosu" olarak görmek istiyor. Çocuklara büyüyünce "ne olacakları" sorulunca, gerçekten de "pilot", "dedektif" gibi hikayelerde karşılaştıkları meslekleri söylerler. Bir çocuğun büyüyünce "Hazine Dış Ticaret Müsteşarı" olmak istemesi görülmüş bir şey midir? Çocuklar tabii ki "komando" olmak da isterler. Ama insaf, 40 yıllık bir gazetecinin benzer bir dileği olabilir mi? Yazıyı okuduktan sonra (bir kez daha deneyip size aktardığım gibi) Rauf Tamer'in fotoğrafına kalemle bir miğfer yerleştirmek istedim; bakalım nasıl duruyor diye.. Sonra miğferden vazgeçip, yazının ruhuna uygun olarak başına bir kar maskesi getirmeyi denedim. İnanın çok iyi oldu, hiç tanınmıyor. Ben kendisinin yerinde olsam köşemde kar maskeli bir fotoğrafımı kullanırdım!
 


  1 Mart 1999 Pazartesi


Türkiye'de özellikle "ağır gazeteler"in okurlarına aktarmaya karar verdikleri olaylar ne olursa (önemli-önemsiz ya da ciddi-gayriciddi farketmez) olsun, haberler mutlaka magazinleştirilerek veriliyor. Hani bir bakıma, "dünya yansa umurlarında değil" gibi bir şey. Öcalan olayı da bu yaklaşımdan kurtulabilmiş değil; bir tarafta sövüp saymalar, öte tarafta "Doktorlar Öcalan'a sigarayı kesinlikle bırakmasını, bu yapılamıyorsa hiç değilse azaltmasını tenbih ettiler" şeklinde sanki okurla dalga geçmek için özellikle uydurulmuş haberler. Hürriyet Öcalan'ın iki Türk bayrağı arasında çekilmiş fotoğrafının altına da şu notu düşmüştü: "Modacılar çok şık buldu/Apo'nun, üzerindeki kirli ve buruşuk elbiselerinin yerine verilen yeni kıyafetleri, modacılar tarafından oldukça şık bulundu, Modacılar, Türk malı olduğu bildirilen yeşil kadife pantolan, füme tişört ve hırkanın zevkli bir seçim olduğunu belirttiler,"(,) Türkiye işte böyle bir ülke oldu; ya "Modacılar" Hürriyet'i delirtti, ya da Hürriyet ve "Modacılar" birlikte okurları delirtmek peşindeler; Pekiyi şimdi bu "zevkli seçim"in sevabını kime yazacağız? Herhalde Öcalan'a değil, çünkü o "buruşuk ve kirli elbiseler" giyiyordu zaten. O halde kime? MİT'e mi, askeri güvenlik elemanlarına mı, kime? Aynı Hürriyet üç gün sonra da şunları yazıyordu: "Apo, dünyanın en ünlü klasik-spor markalarından giyiniyor. Kalitesi ve fiyatlarıyla bir 'prestij' ürün niteliği taşıyan bu markalar...."(!) Gördüğünüz gibi rivayet muhtelif; "Apo"nun kim tarafından daha "zevkli" giydirildiği meselesine Hürriyet'in bir açıklık getirmesinin zamanı artık gelmiştir! Zavallı okur-yurttaşlar! Demek, ülkelerini onbeş yıldır kasıp kavuran, onbinlerce insanın hayatına ve milyarlarca doların kül olmasına yol açan bu büyük felaketi "sigarayı azalt" ya da "şık giyim" türünde magazin ağzıyla anlamaya ve aşmaya çalışacaklar.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED