Logo... Yazarlar...

DAVUT DURSUN


"Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" ama...

A nayasamız'ın 42. maddesinde Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası aynen şöyle başlamaktadır.

"Kimse, eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamaz."

Anayasa'daki bu düzenlemeyi dikkate alarak son yıllardaki eğitim-öğretim alanında yaşananları ve tartışmaları gözden geçirelim. Bütün bu olup bitenler, Anayasa tarafından güvence altına alınmış olan ve kimsenin eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamayacağını düzenleyen bu madde ile nasıl izah edilebilir?

Fazla sağa sola gitmeye, çetrefil uygulamalar ve örnek olaylar getirmeye hiç gerek yok, son derece basit bir gelişmeye dikkat çekeyim. Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi epey zamandır özellikle özel okullarda, elbette ki devlet okullarında da, başörtülü öğretmenler için hızlı bir disiplin soruşturması yürütülmektedir. Bazı okullar nerede ise her gün müfettişler tarafından ziyaret edilmekte, eğitim ve öğretim biri yana bırakılarak sadece başörtülü öğretmen avı ile uğraşılmaktadır.

Bu insanlık onuruyla bağdaşmayan uygulamadan hem öğretmenler, hem yöneticiler, hem öğrenciler hem de veliler rahatsızlık duymakta, büyük sıkıntı içinde bulunmaktadırlar. Bu uygulama nedeniyle okul sahipleri ve yöneticiler başörtülü öğretmen istihdamından kaçınmakta, tesisinde çalıştıracağı görevlinin kıyafetine bile karışmanın ezikliğini yaşamaktadırlar. Öğretmenlerin bir kısmı kendi iradesiyle istifa ederlerken kimisi de her türlü disiplin cezasını göze alarak çocukları yarı yolda bırakmaktan kaçınmaktadırlar. Bir kısmı ise başlarını açmayı tercih etmektedirler.

Bu bütün bunlardan okul sahiplerinin idarecilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin olumsuz etkilenmedikleri söylenemez. Her gün yaşanan gergin ortamda çocuklarımız heder olup gitmektedirler. Eğer bir devlet okulu ise uygulanan en etkin yöntem öğretmenlerin sürgüne gönderilmesi. Zaten ilgili bakan bu öğretmenlerin Türkiye'yi dolaşacaklarını söylemedi mi? Hatta bundan dolayı görevine bakanlık emri ile son verilenler bile var. Önemli bir kısmı da istifa ederek görevini terketmiş bulunuyor.

Her durumda çocuklarımız yılın ortasında öğretmensiz kalmakta, günlerce hatta haftalarca çocuklarımız boş sıralarda oturup eve geri dönmektedirler. İdareciler sözde tedbirlerle telafi etmeye çalışsalar bile hiçbir yararı olmamaktadır. Sınıfları birleştirmek, vekil öğretmen istihdam etmek çözüm olmamaktadır.

Bu gelişmeleri hatırladıktan sonra yazının başına aldığımız eğitim ve öğrenim hakkı ile ilgili maddeyi yeniden okuyalım. Anayasa ne diyordu? "Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz."

Senenin ortasında öğretmenler üzerinde uygulamaya çalışılan bu baskılar çocuklarımızın eğitim ve öğrenim hakkını ortadan kaldırmıyor mu? Bu uygulamalarla çocuklarımız eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılmıyorlar mı? Bu hakkın ihlali için illa silahlı bir eşkıyanın okulun kapısında durup çocukların okula ve sınıfa girmesine engel olması mı gerekiyor? Sonuçta çocuklarımız yılın ortasında öğretmensiz kaldıklarına, dersleri boş geçtiğine, öğretmenleri yurdun bir köşesinden bir köşesine sürüldüklerine göre onların eğitim ve öğrenim hakları engellenmiş, bu haklardan yoksun bırakılmış olmuyorlar mı?

Çocuklarımızın eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılması uygulaması sadece bununla kalsa belki de yine de şükretmemiz gerekecek; üniversitelerdeki uygulamalar da benzeri bir sonuç yaratmaktadır. Sebebi ne olursa olsun sonuçta insanların eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılmaları sözkonusudur.

Bütün bu uygulamaların hukuksal temeli ve gerekçesi ayrı tartışma konusudur. İnsan haklarının sınırlandırılması ancak yasayla yapılacağına ve tüzük, yönetmelik, genelge vb. düzenlemelerle hakların sınırlandırılmasının imkanı bulunmadığına göre bu sorun bu açıdan ele alınmalıdır.

Son söz olarak şunu söylemek gerekir. İdarenin bazı kurum ve yetkilileri çocuklarımızı Anayasa'nın teminatı altında olan eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakmaktadırlar. Bunu yapmaya ne hakları vardır, ne de kendilerine böyle bir görev verilmiştir. Ama bu puslu havada kimin ne yaptığı belli değildir ve keyfilik nerede ise tüm kamu eylemlerinde belirgin bir özellik olmuştur. Bizleri temel haklardan keyfi şekilde yoksun bırakanlara karşı söylenecek bir çift sözümüz ve yapacak şeylerimiz olmalıdır...


 


  8 Mart 1999 Pazartesi


Senenin ortasında öğretmenler üzerinde uygulamaya çalışılan bu baskılar çocuklarımızın eğitim ve öğrenim hakkını ortadan kaldırmıyor mu? Bu uygulamalarla çocuklarımız eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılmıyorlar mı? Bu hakkın ihlali için illa silahlı bir eşkıyanın okulun kapısında durup çocukların okula ve sınıfa girmesine engel olması mı gerekiyor? Sonuçta çocuklarımız yılın ortasında öğretmensiz kaldıklarına, dersleri boş geçtiğine, öğretmenleri yurdun bir köşesinden bir köşesine sürüldüklerine göre onların eğitim ve öğrenim hakları engellenmiş, bu haklardan yoksun bırakılmış olmuyorlar mı?


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED