Logo... Yazarlar...

ŞÜKRÜ KARATEPE


İslam şehirleri ve siyaset

İ slam öncesi Arabistan'da göçebe (bedevi) hayatı hakimdi. Coğrafyanın ve iklim koşullarının elverişsizliği büyük yerleşim birimlerinin kurulamamasını zorlaştırıyordu. Nüfusun çoğunluğu, vahalardaki sınırlı su kaynaklarının çevresinde göçebe olarak yaşıyordu. Mekke, Medine ve Taif gibi az sayıdaki yerleşim birimi ise, planlı yapılaşması, düzenli altyapısı ve örgütlü yönetim organı bulunan şehirler değildi.

İslam hakimiyetinin kurulmasıyla Arabistan'daki yerleşimler hızla altyapı ve örgütlenmesini tamamlayarak şehir niteliği kazandı. Ekonomik, sosyal ve idari kurumları İslami esaslara göre yeniden düzenlenen küçük yerleşimler hızla büyüdü. Zaten mevcut olan ticaret geleneği gelişti ve kısa sürede şehirler kırsal alanlara hakim oldu.

İslam inancına göre, insanoğlunun yeryüzünde kurduğu ilk şehir Mekke, yaptığı ilk ev ise Kabe'dir. Mekke şehirlerin anası (Ümmül Kura), Kabe Allah'ın evi (Beytullah) olarak tanımlanır. Mekke, içinde Kabe'nin bulunması bakımından İslamiyet'ten önce de önemli bir merkezdi; yönetici sınıfı, örfe dayanan hukuku ve zengin tüccarları vardı.

Yerleşik hayat ve şehir kültürü

Müslümanlar, kısa dönemde hakim oldukları Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, İran ve Endülüs'te bir yandan eski şehirleri İslami esaslara göre düzenleyip canlandırırken, bir yandan da uygun bölgelerde yeni şehirler kurdular. Yöneticiler yerleşik hayatı ve şehir kültürünü teşvik ettiler.

İslam tarihinde, alt yapısı, imarı ve yönetim örgütü yeni baştan düzenlenen ilk şehir Medine'dir. Eski Medine, bağ, bahçe ve tarlalar arasında, düzensiz biçimde dağılmış kulübe ve basit yapılardan oluşan bir köy görünümündeydi. Hicret'ten sonra şehrin nüfusu kalabalıklaşınca, yönetimin yapısı ile birlikte fiziki yapının da yenilenmesi gerekti. Şehrin eski surları tamir edildi. Artan nüfusun ihtiyacını karşılayacak yeni mahalleler, pazar yerleri, oyun alanları ve mezarlıklar kuruldu. Hz. Peygamber, siyasi ve idari işleri mescidden yürütüyordu. Peygamber mescidi (Mescid-i Nebevi) merkez alınarak yeni bir plan hazırlandı ve kapsamlı bir imar hareketi başlatıldı.

İlk dönemlerde İslam hakimiyetine geçen Halep, Şam, Antakya, Kudüs, Humus ve İskenderiye'de, önce şehrin en büyük mabedi egemenliğin sembolü olarak camiye çevrildi. Sonra da camiler merkez alınarak açılan cadde ve meydanlar üzerine, okul, tekke, hamam, çarşı, han, çeşme yapıldı.

Müslümanlarda şehircilik anlayışı

Müslümanlar, yeni kurdukları şehirlerin imarına daha fazla özen gösterdiler. Hz. Ömer, kendi zamanında kurulan Basra, Kayravan, Vasıt ve Fustat'ın yerlerinin seçimi, caddelerinin genişliği, camilerin konumu ve su yollarının yapımı ile yakından ilgilendi. Şehir yerlerinin seçiminde, su kaynaklarının ve ekilebilir arazinin yeterli, iklimin ve ulaşım şartlarının uygun, savunmanın kolay, İslamiyet'in yayılmasına ve ticaret kervanlarının gelmesine imkan verecek önemli yollara yakın olmasına dikkat edildi.

Yarı yerleşik bir çevrede doğarak kısa dönemde Hindistan'dan İspanya'ya kadar yayılan İslamiyet'in hakim olduğu topraklarda, yerleşik hayata geçişi hızlandırdı. Avrupa'nın tamamen içine kapandığı ve şehirlerin ard arda yıkıldığı bir dönemde, Müslümanlar ele geçirdikleri Avrupa şehirlerinde bile köklü düzenlemeler yaptılar.

X. Yüzyılda Müslümanların eline geçen Siponto ve Toronto ile Sicilya'daki İtalyan şehirleri tarihlerinin en zengin dönemlerini yaşadı. 150 yıl İslam hakimiyetinde kalan Sicilya'da şehirlerin nüfusu arttı, ekonomik hayat canlandı. İki farklı kültürün yoğun etkilerini taşıyan, heterojen ve hareketli kent mekanları oluştu.

Müslümanlar İspanya'da kurdukları şehirlerde, Batılıların bilmediği şehircilik teknikleri uyguladılar. Endülüs'ün başkenti olan Kurtuba X. yüzyılda, çok sayıda saray, yetmiş adet kütüphane ve medreseyle Dünya'nın ilim ve kültür merkeziydi. Şehrin kilometrelerce uzunluktaki cadde ve sokakları düzgün taşla kaplıydı ve gece lambalarla aydınlatılırdı.

İslam şehirleri, çarşı ve pazarlarında Dünya'nın dört bir yanından gelen malların pazarlandığı, rekabete açık, altyapısı ve sosyal kurumlarıyla kendine yeten yerleşim birimleriydi. Kahire, Şam, Bağdat ve Kudüs gibi merkezlerde ticaretin canlanması için Batılı tüccarlara imtiyazlar tanınmıştı. Ortaçağ boyunca, kilisenin denetiminde Dünya'ya kapanan Avrupa şehirleri, Venedik ve Cenova'dan başlanarak ticaretin içine çekildi.

Batı'da, toprağa bağlı feodal sistemin en güçlü dönemini yaşadığı dokuz ve onuncu yüzyıllarda, Roma, Paris, Viyana gibi imparatorluk başkentlerinde bile 15-20 bin nüfus yaşarken; Basra'da 200 bin, Şam'da 300 bin, Kurtuba'da 400 bin, Bağdat'ta ise 2 milyon insan yaşıyordu. Altyapısı gelişmiş, güvenli ve düzenli şehirlerin kurulduğu ve şehir hayatının ön plana çıktığı dokuz, on ve onbirinci yüzyıllar, Batılı uzmanlarca "şehirleşmede İslam dönemi" kabul edilir.

İslam şehirlerinde merkezî idare

Klasik İslam şehirlerinde, yaşayan değişik din ve soydan insanların her konuda çok geniş sivil özgürlükleri vardı. Ancak şehrin siyasi yönden örgütlenmesine ve yerel bir yönetim organının oluşmasına izin verilmedi. Şehirleri merkezden gönderilen vali, kadı, ordu komutanı ve diğer devlet memurları yönetti. Hukuki statüsü ve yönetim organı bakımından özerkleşemeyen İslam şehirleri, her dönemde, merkezi idarenin egemen otoritesinin taşradaki uzantısı olarak kaldı.

Devlet ve hükümdarlar zenginleştikçe, şehirlerdeki yöneticilerin otoriteleri de güçlendi. Bu otoritenin halk iradesince sınırlanmasına ya da yerel yönetim birimlerinin oluşmasına izin verilmedi. Bu yönde bir gelişmeye imkan sağlayacak ekonomik, sosyal ve kültürel teşebbüsler bile yasaklandı. Devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerde ise, şehirler güçlü ailelerle ittifak eden memurların kontrolünde kaldı.

Klasik İslam şehirlerinde, siyasi bakımdan tam bir merkeziyet hakim oldu. Şehirler, yönetimlerine halkın katılımını sağlayan hür ve demokratik yerleşimlere dönüşemedi. Halktan kopuk yöneticilerin denetim ve baskısı altında şehirler kendini yenileyemedi. Şehirler kuran, şehirlerde çoğalan, incelen ve olgunlaşan İslam Medeniyeti, şehirde donuklaştı, canlılığını yitirdi ve zamanın dışına düştü.


 


  8 Mart 1999 Pazartesi


Altyapısı gelişmiş, güvenli ve düzenli şehirlerin kurulduğu ve şehir hayatının ön plana çıktığı dokuz, on ve onbirinci yüzyıllar, Batılı uzmanlarca "şehirleşmede İslam dönemi" kabul edilir.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED