ugün sütunumu, Zaman gazetesinden iki değerli basın mensubuna ayırıyorum. Biri Nuh Gönültaş, diğeri Tamer Korkmaz. Her ikisi de Merve olayını tahlil etmişler.
Önce Nuh Gönültaş'ın makalesinden bir bölümü sunmak isterim.
Nuh Gönültaş'ın makalesi
İşte Gönültaş'ın yazdıkları:
"Bu düzenin kadınlarla sorunu var. Problem daha ülke kurulurken başlamış. Mustafa Kemal Atatürk en yakınlarından Halide Edip Adıvar'ı bir numaralı rejim düşmanı ilan etmiş. Halide Edip Adıvar 1925'te Avrupa'ya sürgün edilenler arasında. 150'liklerden. Onu 'Vurun Kahpeye' romanından daha doğrusu romandan uyarlanan filminden tanırız. Köyün öğretmeni zina ettiği gerekçesi ile imamın önderliğinde köylü tarafından cezalandırılmak istenir. Halk imamın kışkırtması ile öğretmenin evini basıp onu linç etmek ister. Öğretmen masumdur, ama imam ve halk yobazdır. Sorgulamadan, yargılamadan karar verilir ve hüküm icra edilir. Öğretmen taşlanarak öldürülür.
Önceki gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ve yemin merasimini izlemek için 'basın locasındaki' yerimi almıştım. Bütün kameralar ve fotoğrafçılar Merve Kavakçı'yı bekliyordu. Kavakçı gelince bir hareketlenme oldu. Başbakan Bülent Ecevit kürsüye çıkıp önceden hazırladığı metni okuyup 'Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz' diyerek yeni seçilmiş çiçeği burnunda DSP grubunu 'vatani görevlerine davet ettiğinde' etrafıma bakındım. Acaba Halide Edip Adıvar da orada mıydı?
O elbette yoktu, fakat senaryosu yaşıyordu. Her şey 'Vurun Kahpeye' filmindeki gibiydi. Fakat tek fark vardı, mekân farklıydı, bu defa başroller yer değiştirmişti. Adıvar'ın romanındaki öğretmen başı açık olduğu için yobaz güçler tarafından 'Vurun kahpeye' diye taşlanıyordu. TBMM'deki olayda ise seçilmiş bir milletvekili sadece başı kapalı olduğu için, biraz önce 'herkesin hak ve hürriyetini koruyacağıma' diyerek yemin eden çiçeği burnunda milletvekilleri tarafından taşlanıyordu."
.................
..."Bu kapsamda, hakkaniyet duygusunu yitirmiş Kemiksiz ve Kişiliksiz Medya, hadiseyi teknik yani sosyal ve hukuki anlamda tartışma sorumluluğunu ve cesaretini göstermeden son derece bilinçli bir tavırla 'rejim sorunu' haline getirdi. Bu tavır toplumsal uzlaşma köprülerinin dinamitlenmesinin yanı sıra, mutlaka tesis etmek zorunda olduğumuz özgürlükçü laiklik şansının da ne zaman geleceği belirsiz bir başka bahara ertelenmesidir."
...................
..."Son olarak, 'Anadolu kadınının baş örtüsü yemenidir' diyerek, katıksız bir uzaylı olduğu anlaşılan DSP'li kadın vekil Gönül Alpan'a da 'şehit anneleri'ne şöyle bir bakmasını tavsiye ediyorum. Ben, Gönül Hanım'ın mevcut haline sonsuza kadar nasıl saygı duyuyor ve onu böyle kabul ediyorsam; o da vekil veya değil tüm türbanlı kadınlara saygı duymak zorundadır. Bir arada insan gibi yaşayabilmenin sırrı buradadır, hanımefendi!"
Ve Tamer
Korkmaz'ın makalesi
Zaman'dan Tamer Korkmaz da şunları yazmış:
"Yemin töreni sırasında bir kez daha gördük ki, Türkiye'de inançları gereği başını örten kadın, 'kadın'dan sayılmıyor. Devlet, türbanlı kadının sosyal hayatta ve yönetim erklerinde söz sahibi olmasını kesinlikle istemiyor. Böylelikle Türk tipi laikliğin özgürlükçü ve çağdaş değil, baskıcı ve dayatmacı olduğu bir kez daha kanıtlanıyor. Başka ne kanıtlanıyor? Ancak ve ancak özel hayatı esnasında katlanılabilen 'türbanlı kadın'ın, başını açmadığı müddetçe 'ikinci sınıf insan' olarak kabul edildiği tescilleniyor... Canım Türkiye'm!
Pazar günkü talihsiz tablo hepimizin belleklerine kazındı. En azından ben; yaşadığım müddetçe söz konusu manzarayı ve bu manzaranın politikacı, medya mensubu ve elbette suflör adı verilen rejisörlerini unutmayacağım. Bundan böyle hiç bir kadın hareketi temsilcisi veya hiç bir feminist de, sakın ola 'Daha fazla kadın Meclis'e' sloganıyla toplumun önüne çıkmasın; yemezler!
Merve Kavakçı 'Krizi' kesinlikle bir sabotaj ya da provokasyon olmadığı gibi, bölücülük de değil. Aksine, bu topraklarda toplumsal kutuplaşmalardan fal tutan, daima Kurulu Düzen'in kendisidir. 'Cumhuriyet tarihinde böyle bir olay yok' diye itiraz edenler, en başta, her şeyin bir ilki olduğunu bilmek zorundalar. Bu 'ilk' karşısında, hiç bir reel hukuki argüman ileri süremeyenler, hamasi 'baskıcı laiklik' söylevleri ile komplo teorilerinin arkasına sığınarak temel insan hak ve hürriyetlerini gasp edemezler. (Bir yandan yemin ederken, aynı saniyelerde o yemine ters davrananlar, ileri derecede kara mizah unsuru haline de geldiler)
Bu 'ilk adım' aynı zamanda, İslamî değerlerin toplumda makes bulmasını köylüleşmenin bir tezahürü olmaktan çıkarıp, modernite ile entegre olmak isteyen bir neslin, Batı'da eğitim almış bir bireyinin adımıdır. Bu genç türbanlı kadın bir birey olarak, hem içinde bulunduğu kesimin kalıplarını kırıyor, hem de seküler ve sosyal olan alana daha fazla girmek istiyor. Merve Kavakçı, Meclis'e asla 'örtünmeyen Müslüman değildir' savıyla gelmiyor, asla ayırımcılık yapmıyor; tersine bütün kadınların haklarını savunmak için geliyor. Sadece bu amaç bile, başlı başına bir laikleşme göstergesidir! Onun bugüne kadar söylediklerine ve kafasının içine bakmayanlar, tamamen sahte bir 'rejim bunalımı' dayatmasıyla ortaya çıkan gerginliğin gerçek kaynağını oluşturdular; ayırımcılığın kralını yaptılar.
Diğer yandan, 'bu kadın bir yasaklı liderin talimatı ile hareket ediyor' tezini savunanlar da, unutulmaz bir illüzyon örneği veriyorlar. Bu tez tartışmasız kabul edildiğinde bile, konuyu izah etmek yetmiyor. Çünkü, burada Kurulu Düzen'in yasakçılığının temelini salt Merve Kavakçı'nın Meclis'e gelip 'demokratik ve laik düzeni' yıkmaya teşebbüs ettikten ve Kahraman DSP grubu tarafından düşman kendi sınırlarına geriledikten sonra, Mars'ın en yüksek tepesinden, 864 veya 1150 rakımlı tepeden (bu rakam orada oturan kişiye göre değişiyor) yapılan açıklama ideolojik yapılanmaların, sevmedikleri insanları yıpratmak için kullandıkları argümanları hatırlatıyordu. 'Bu kişi ajan provokatör.'"
* * * *
Biz Zaman gazetesi alıyoruz ama bu makaleleri okumadık diye düşünenlere not: Makaleleri ben İnternet'ten okudum. Ertesi gün baktım ki Zaman'da yok.
Herhalde ya teknik ya demokratik bir arıza oldu. Başka ne olabilir ki!
12 Mayıs 1999 Çarşamba