ükümet kurma görüşmeleri yoğunlaştı. Taraflar her şeyi tartışıyorlar. Ekonomi hariç. Aslında müzakerelerin ekonomik konular üzerinde yoğunlaştırılması gerekir. Çünkü ekonomide bütün göstergeler alarm işareti veriyor.
Dış ticaretle ilgili son rakamlar reel ekonomideki problemi net olarak ortaya koyuyor. Türkiye'nin milli geliri düşmektedir. Ülke fakirleşmektedir. İthalat ve ihracatta geçtiğimiz yıl sonunda başlayan hızlı düşüş artarak devam etmektedir.
Türkiye'de üretilen mal ve hizmetlere olan talep yetersizliği hem yurt içinde ve hem de yurt dışında geçerliliğini korumaktadır.
Reel faizlerin yüksekliği üretimi olumsuz yönde etkilemekte, maliyetler yoluyla enflasyonu körüklemekte ve bütçe üzerine inanılmaz faiz gideri yükü bindirmektedir.
Özetlemek gerekirse durgunluk ve enflasyonu birlikte yaşıyoruz. Yani stagflasyon.
Nasıl çözecekler?
Yeni hükümeti oluşturacak partilerin ekonomik problemleri nasıl çözeceklerine ilişkin bilgi yok. Bu konuda tartışma veya öneri de mevcut değil.
55 ve 56. Hükümetler döneminde uygulanan politika, daha doğrusu politikasızlık devam edecek mi?
Aşırı değerli TL politikası sürdürülecek mi?
Borçlanmada politika değişikliği olacak mı?
Faiz yükü nasıl hafifletilecek?
Merkez Bankası kaynaklarına (kısmen de olsa) başvurulacak mı?
Mali yapıları bozuk olan bankalar nasıl kurtarılacak?
Vergide değişiklik yapılacak mı, yapılacaksa boyutu ne olacak?
Bu ve benzeri soruların cevaplandırılması ve hükümet protokolünde yer alması gerekir. Uygulanacak politikaların tartışmaya mahal bırakmayacak açıklıkta belirlenmesi zarureti vardır. Genel ifadeler yerine spesifik ve somut önlemler kamuoyuna aktarılmalıdır.
Olumlu hava
Ekonomide problemleri olumlu hava oluşturarak çözemezsiniz. Son 2 yılda ülkemiz, sadece veya ağırlıklı olarak psikolojik faktörler ön plana çıkartılarak ekonomideki göstergeleri olumluya çevirme çabalarının başarısız sonuçlarını yüksek bedel ödeyerek yaşamıştır.
Bugünlerde belirli çevrelerin yine iyimserlik rüzgarları estirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bozulan göstergelere rağmen iyimserlik havasının, faizlerde 5-10 puanlık düşüş ve borsada 1000-2000 puanlık artışı sağladığı kabul edilse dahi bunlar ülkenin hiçbir problemini çözmez. İyileşme gibi görülen gelişmeler fiktiftir, kısa vadeli olur. Sorunları ağırlaştırarak ileriye atar.
Kurulacak hükümetin, özellikle MHP kanadının 'iyimserlik havası' tuzağına düşmemesini diliyorum. Reel ve somut politikalar uygulamaya konulmadıkça ekonomide iyileşme sağlanamaz.
DSP ve ANAP'ın söyleyecek çok fazla bir şeyleri yok. Son 2 yılda ekonomiye damgasını vuran bu iki parti bundan sonra ne yapabilir ki? En ilginç olanı, ANAP'ın tecrübeli ve kuvvetli kadrolara sahip olduklarını ileri sürerek ekonomide ağırlıklı söz sahibi olmaya çalışmasıdır. MHP bu noktada, DSP'ye maliye politikası, ANAP'a ise para politikasının olumsuz sonuçlarını rakamlarla hatırlatma imkanı vardır.
Hatta MHP, ağır ekonomik şartları ortaya koymalı, yeni hükümetin nerdeyse bir enkaz devraldığını deklare etmelidir. DSP, MHP'nin geçmişiyle ilgili kaygılarını kamuoyu ile paylaşmadı mı? Aksi halde MHP geçmiş iki yılın faturasına ortak olmak gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir.
26 Mayıs 1999 Çarşamba