Logo... Yazarlar...

NAZLI ILICAK

Durumdan çıkarılan yolsuzluk ve laiklik

O n sekiz Nisan'da yarış, "devletin partileri" ile "milletin partileri" arasında geçecek.

Geçenlerde Kartel medyasının bir köşesinde "devlet" (!) ile uyum içinde çalışacak partilerden söz ediliyor ve ANAP ile DSP'nin isimleri veriliyordu.

Böylece, 18 Nisan, ister istemez, bir referandum mahiyetine bürünüyor: Devlet ile milletin hesaplaşması! Veya, devletin partileriyle, milletin partileri arasında bir hesaplaşma.

Acaba devletten kasıt nedir? 28 Şubat'la dışa vuran antidemokratik zihniyet mi? Uyarıları peşpeşe sıralayan Cumhurbaşkanı mı? Kartel medyası mı? Kim devleti temsil ediyor?

Öncü ve Elaziz gazeteleri

Geçen gün, Öncü'de Ömer Asım Livanelioğlu, Fazilet Partisi'nin "laik devlet ilkesiyle bağdaşmayan radikalleri ideoloji ve söyleme sahip" olduğunu yazmış.

Öncü, DYP'ye yakın bir gazete. Bir anlamda Fazilet Partisi'nin Millî Gazete'si gibi. O zaman yazılıp çizilenler daha önem taşıyor. Bu makalenin üzerinde gene de durmayacaktım ama, aynı gazetenin "II. Demokrasi" ilavesinde FP Genel Başkanı Recai Kutan'ı, hırpalamaya çalışan bir başka makale daha gözüme çarptı.

"Mahallenin pusturulmuş çocuğu" başlıklı yazıda, Kutan'ın hoşgörüsü ve çevresiyle kurduğu iyi ilişkiler şu satırlarla alaya alınıyordu: "Mahallenin pusturulmuş çocuğu. Elmasını ya da oyuncağını herkesle paylaşıyor ama mahallenin diğer çocukları, onu hep horluyor. Yeri geldiğinde, aşağılamaktan, incitmekten çekinmiyorlar. Şamaroğlanı. Kafası bozulan, moralini düzeltmek isteyen bu garip oğlana çatıyor."

Çirkin üslup, böylece sürüp gidiyor.

Oysa geçenlerde FP ile yakınlığı olan Elaziz gazetesinde, DYP hakkında çok olumlu cümlelere rastlamıştım. Elaziz gazetesi, sadece DYP ve FP'nin birinci lig takımı olduğunu söylüyor, bu iki partinin bir biriyle yarıştığını, aralarındaki maçın ise Derbi maçına benzetilebileceğini yazıyordu. Derbi, köklü ve güçlü klüpler arasındaki maça verilen isim.

Herkes seçim sonrasını düşünsün. Yazdığına çizdiğine, sözüne davranışına dikkat etsin. Eline, diline, beline sahip olsun!

Milliyet'te karikatür

Geçtiğimiz hafta, Milliyet'te bir karikatür yer almıştı. Bedri Koraman'ın çizdiği bu karikatürde Demirel, Tansu Çiller ile Recai Kutan'ı kucağına yatırmış dövüyordu. Yerde de, üzerinde "laiklik" yazılı bir testi duruyordu. Demirel'in, testi kırılmadan, Recai Kutan ve Tansu Çiller'i uyardığı anlatılmak isteniyordu. Milliyet yazarları Cumhurbaşkanı'nı ziyarete gittiklerinde, Demirel bu karikatürü çok beğendiğini söylemiş ve Bedri Koraman'ı tebrik etmiş.

Yazık oldu Demirel'e. Çankaya havası onu milletten kopardı. Laiklik silahını, inançlara karşı kullanmaya, dindarların başında Demokles'in kılıcını sallandırmaya o da özendi.

Laiklik niçin tehlikede?

Neymiş Fazilet Partisi'nin laiklik ilkesini tehlikeye atacak davranışları?

Mesela, başörtülü milletvekili hanımların Meclis'e girmesi, bana göre laik cumhuriyetin gereği. Çünkü laik devlet, din ve vicdan hürriyetinin şemsiyesidir. İnancından dolayı kimseye ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapamaz.

Fazilet Partili milletvekillerinin çok dindar kişiler olması mı acaba laiklik ilkesine ters düşüyor? Siyasete girenler, 5 vakit namazını kılamaz, Hacca gidemez, oruç tutamaz diye bir kural mı var?

Oysa dindar insanların devlet yönetimine gelmesi, güzel ahlâkı, dürüstlüğü ve adaleti iktidara getiriyor. Ne iyi! Bundan, sadece "durumdan yolsuzluk çıkaranlar" rahatsız olur.

Durumdan yolsuzluk çıkaranlar için, Fazilet Partisi Genel idare Kurulu üyesi Zeki Çelik'in anlattığı bir fıkra var.

Ağa, çoban ve hesap

Ağa, çobana 100 koyun teslim eder. Sonbahara kadar sürünün büyüyeceğini, ayrıca, hayvanların yününden, yağından ilave kazanç elde edileceğini hesaplar.

Sonbahar gelir. Ağa çadırın önünde yoğurdunu kaşıklarken, çobanın da yolunu gözlemektedir. Nihayet çoban görünür. Ağa arkasında sürüyü göremeyince sorar:

- Çoban, nerede sürü?

- Ağam acele etme. Elbette hesabını vereceğim. Yağmur yağdı, gök çatladı; 72'sinin ödü patladı. Önden gitti baştoklu, arkasından beş toklu (koyunun iricesine verilen isim). Onunu verdim kasaba, onunu katma hesaba. Kurt kaptı birisini. Birinin de getirdim derisini.

Bu izahatı veren çoban, beraberinde getirdiği koyun derisini ağaya uzatır. Ağa çok sinirlenir. Önündeki yoğurt kasesini çobana fırlatır. Çoban, yüzüne bulanan yoğurdu şöyle bir sıvazladıktan sonra büyük bir pişkinlikle konuşmasını sürdürür:

- İşte gördün mü ağa. Hesabı böyle güzel verince, yüzün böyle aklanır.

.................................

"Yüz akıyla" diye icraatlarını takdim edenlerde, aynı pişkinliği müşahade etmek mümkün.

Evet 18 Nisan'da laik pişkinlerle, millet, karşı karşıya gelecek.

Millet, demokratik laikliğe sahip çıkacak, oyunu, din ve vicdan özgürlüğü, hukuk devleti, ahlâk ve adil yönetim için kullanacak.


 


  24 Şubat 1999 Çarşamba


28 Şubat'ta durumdan vazife çıkaranların arkasına sığınarak, "durumdan yolsuzluk çıkaranlar" oldu. Hani, ağa hesabını veremeyen çobana kızmış, yoğurt kasesini suratına atmış. Çoban yüzündeki yoğurdu şöyle bir sıvazlayarak pişkin pişkin cevap vermiş: "İşte gördün mü ağa. Hesabı böyle güzel verince, yüzün böyle ak olur."


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED