Logo... Yazarlar...

HAKAN ARSLAN

Türkiye niçin büyük ülkedir - 2

G eçen hafta 8 Aralık 1998 tarihli bir yazımızı hatırlatmış ve bunun ardından mevcut manzaranın "koordinatları"nı açıklamaya geçeceğimizi söylemiştik. Gerçekten de son gelişmeler önümüze ilginç bir tablo çıkarmış bulunuyor. Bir filmin sonuna gelmiş değiliz; ama geçtiğimiz hafta, aylar önce kapatılmış bir dosyaya son rötuşların yapıldığına tanıklık ettik ve bu rötuşlar yeni, büyük bir filmin jeneriğini oluşturuyor. Bu filmde pek çok aktör ve olay bir arada yer alacaktır; bunlara sırasıyla göz atmaya çalışacağız. İlk durağımız Avrupa. Madem yukarıda "aylar önce" gibi iddialı bir tanım kullandık, izin verirseniz, yine eski yazılarımıza göz atacağız (Şunu da bir kez daha vurgulamam gerekiyor: Bu hatırlatmaların "Türkiye niçin büyük ülkedir?" sorusuna cevap aramak dışında bir amacı bulunmuyor). 27 Kasım 1998 günü, yazının eksenine "Avrupa"yı alarak şunları söylemiştik:

"Bugün itibariyle Avrupa birer 'denge ve dengesizlik koordinatı' arasına sıkışmıştır. Bir yanda (gerçekleşme ihtimalini göz ardı etmememiz gereken) ABD destekli bir 'İngiltere-Rusya parantezi' senaryosu vardır. Bu parantezin batı ucu az çok belirlenmiş olmakla birlikte, doğru ucu çok değişik ihtimallere açıktır: Bütün bunların merkezinde de Rusya'nın ne kadar Avrupalılaşacağı ya da Amerikalılaşacağı sorunu vardır. Diğer deyişle, John Lukacs'ın tanımına başvuracak olursak, sorun şudur: Rusya Avrupa-dışı bir güç olarak kalacak ve Avrupa'nın sınırı Almanya-Rusya arasına sıkışacak mı? Yoksa Rusya Avrupalı bir güce dönüşecek ve Avrupa'nın yeni sınırı için ortaya bir başka eksen, örneğin Çin ve/veya Orta Asya Türk Cumhuriyetleri mi çıkacak?

Diğer yanda, bugüne kadar tekrar tekrar vurguladığımız bir proje var. Avrupa içindeki ikili ayrım: 'İki-hızlı Avrupa', yani 'Derinleşen Avrupa' ile 'Genişleyen Avrupa' arasında hızla açılmakta olan uçurum. 'Çekirdek Avrupa' projesi, mevcut koşullar içinde, Almanya'nın siyasi önderliğini zorunlu kılmaktadır. En azından Almanya ister istemez bu konumun talibidir ve elinden geldiğince yüksek bir performans ortaya koymaktadır. Bu projenin temel belirleyeni ise Fransa-Almanya ekseni. 'Bağımsız bir Avrupa' hayaliyle yaşayan, ama 'siyasi cüce' olmaktan kurtulamayan Fransa ile 'diplomatik deneyim yokluğu' her alanda hissedilen Almanya arasındaki mevcut ittifak 'gevşek' niteliktedir. Fransa bu 'Avrupa-içi' projenin 'dinamiti'dir. Diğer Kıta Avrupası ülkelerinin bu konudaki çaresizliği dikkate değer: Terör örgütü nedeniyle İtalya'nın içine düştüğü hale ve İtalya-Almanya ekseninde meydana gelen gelişmelere bir bakın."

Aynı yazımızda "Şimdi bu 'ihtimal senaryoları' çerçevesinde Türkiye-Avrupa eksenine kısaca bir göz atalım" deyip şunları eklemiştik: "Son gelişmelerle ortaya çıkan tabloda inisiyatifin Avrupa'da olduğunu düşünmek yanlıştır. Terör örgütü nedeniyle ortaya çıkan durum Türkiye'yi değil, özelde İtalya genelde Avrupa'yı sıkıntıya sokmuştur. İtalya'nın sıkıntısını görebilmek için uzman olmak gerekmiyor. Terör örgütünün kukla-başının Suriye'den çıkarılmış olması son derece yararlıdır. Terör eski ivmesini yitirmektedir ve bunu kolayca yeniden kazanmasını sağlayacak araçlar ortadan kalkmaktadır. 'Siyasallaşma' paranoyası büyük bir anlam taşımamaktadır. Bu işe en net cevabı, sokaklarda Türk milleti vermektedir. Burası çok önemlidir (özellikle kimilerinin 'ipin ucu kaçıyor' diye söylenmeye başladığı düşünülürse): Türkiye, milleti aracılığıyla, mesajını gayet iyi biçimde aktarmaktadır. Avrupa, kendi inisiyatifinde olmayan bir süreçte 'siyasallaşma' açısından ne kadar mesafe alabilir? Avrupa, kendi inisiyatifinde olmayan bir gerilim sürecinde Türkiye'ye karşı ne kadar baskı uygulayabilir?

Bunlar ilginç sorular ve yakın gelecekteki cevapları da bir o kadar ilginç olacaktır. İşte bu yüzden (örnekse) İtalya 'sıkıntıdadır' diyoruz. Eğer 'Suriye operasyonu'nun ve 'kuklanın defedilmesinin' Avrupa'dan kaynaklandığını düşünecek kadar gerçekdışı bir senaryoya sahip değilsek, bu sorunda denetimin Avrupa'da olmadığı açıktır. Avrupa karşısında kaygılı çığlıklar atmak yerine, 'haysiyetli konumumuzu' sonuna kadar korumakta yarar var. Görüldüğü kadarıyla, bu konum korunacaktır ve Türkiye'deki hükümet krizi ve seçim ortamı bu işi etkilemeyecektir. Sokaklar bir 'milli bütünleşme'nin iziyle dolu. Bu 'hassasiyet' önemlidir. Terörün başı uluslararası planda 'izole kalmış' bir ülkeye gitse ne olacak? Bu, sadece Türkiye'nin kararlılığını güvenceye alacaktır. Sözü edilen en olumsuz seçenek 'siyasi sığınma hakkı'dır. Bu ise Avrupa'nın intiharıdır. Avrupa içindeki çatışma dinemiklerine hız vermenin daha etkili bir yolunu düşünemiyorum."

Avrupa intiharın eşiğinden döndü. Peki bu bunalım hem Türkiye'nin hem Avrupa'nın "siyasi iradesi"ni nasıl etkiledi? 1 Aralık 1998 günü bu sorunun cevabını bulmaya çalışmıştık: "Mevcut tablo nedir? 'Suriye Operasyonu'yla başlayıp en son Roma'ya varan (ve orada da durmayacakmış gibi görünen) süreç Türkiye'yi, Avrupa yönündeki 'genişlemeyip daralan' yolun baskısından kurtarmıştır. Kimilerinin bu durumdan hiç hoşnut olmadığını ve derin kaygılar beslediğini biliyorum, ama görünen o ki Türkiye en doğru olanı yapmaktadır ve 'Türkiye-Avrupa ekseni' ilginç gelişmelere gebedir. Siyasi iradenin onca zaafına ve seçim atmosferine karşın, Türkiye hepimizi iyimser kılması gereken bir kararlılık sergilemektedir. Bir de İtalya'nın konumuna bakın. Avrupa'ya özgü 'pat durumu'na en iyi örneği bu ülke teşkil ediyor. Almanya, İtalya'yı neredeyse kendi eliyle soktuğu bu krizde 'yerinden kıpırdayamaz' durumda bırakmıştır. Bundan sonra Avrupa içindeki 'didişmeler'in (dışarıya fazla yansımasa da) artmasını bekleyebiliriz. Ama bir diğer gerçek Avrupa'nın bunca didişmeden 'güçlenen bir siyasi irade'yle çıkmayacağıdır. Geçmişteki örneklere bakmak bile, bize anlatılanın yeni bir öykü olmadığını kanıtlıyor." Sanırım bu hatırlatmalar yoluyla, hem Avrupa'nın konumunu, hem de "Türkiye niçin büyük ülkedir?" sorusunun cevabını netleştirmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki yazılarda "diğer" aktörlere, "yeni" senaryolara değineceğiz.
 


  27 Şubat 1999 Cumartesi


"Bugün itibariyle Avrupa birer 'denge ve dengesizlik koordinatı' arasına sıkışmıştır. Bir yanda (gerçekleşme ihtimalini göz ardı etmememiz gereken) ABD destekli bir 'İngiltere-Rusya parantezi' senaryosu vardır. Bu parantezin batı ucu az çok belirlenmiş olmakla birlikte, doğru ucu çok değişik ihtimallere açıktır: Bütün bunların merkezinde de Rusya'nın ne kadar Avrupalılaşacağı ya da Amerikalılaşacağı sorunu vardır. Diğer deyişle, John Lukacs'ın tanımına başvuracak olursak, sorun şudur: Rusya Avrupa-dışı bir güç olarak kalacak ve Avrupa'nın sınırı Almanya-Rusya arasına sıkışacak mı? Yoksa Rusya Avrupalı bir güce dönüşecek ve Avrupa'nın yeni sınırı için ortaya bir başka eksen, örneğin Çin ve/veya Orta Asya Türk Cumhuriyetleri mi çıkacak?


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED