emokrasiyi içine sindiremeyenler, hemen kendilerini belli ediyor.
Erbakan'ın Konya'dan milletvekilliği için müracaat etmesini veya başörtülü hanımların aday listelerinde yer almasını, tahrik gibi görenler var. Suçlamalar ve saldırılar hemen başladı.
Beylerin paşa gönlü öyle istiyor diye, vatandaş hakkından vaz mı geçecek?
Erbakan'ın durumu
Erbakan'ın, bağımsız aday olmasına Anayasa engel değil. Anayasa Mahkemesi'nin Refah Partisi'ni kapatma kararı da, mani teşkil etmiyor.
Anayasa'nın 69'ncu maddesi, 1995 yılında değişti. "Bir partinin kapatılmasına söz ve fiilleriyle sebeb olan kişilerin, bir başka partinin KURUCUSU, YÖNETİCİSİ, DENETİCİSİ VEYA ÜYESİ olamayacağı" hükme bağlandı. (Anayasa'da milletvekili olamayacağına dair bir yasak mevcut değil. Anayasa Mahkemesi kararında da, Erbakan'ın, bir başka partinin sadece kurucusu, yöneticisi, deneticisi veya üyesi olamayacağı belirtiliyor.)
Siyasi Partiler Yasası'nın 95'nci maddesi, Anayasa'nın 69'ncu maddesindeki bu değişiklik ile, 1995 yılında ilga edildi. Yürürlükten kalktı.
Nitekim, aynı 95'nci madde, "Temelli kapatılan siyasi partilerin, kapatılma tarihinde üyeliği devam eden, kurucuları, genel başkanı, merkez karar ve yönetim kurulu ile her kademedeki yönetim ve disiplin kurulu üyeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi siyasi parti grubu üyeleri, başka bir siyasi partinin kurucusu, yönetici veya deneticisi olamaz" demekte.
Bu hükümlerin, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile yürürlükten kalktığı düşünüldüğü için, "Refahlı milletvekilleri ve her kademedeki yöneticiler", Fazilet'te yönetim kadroları içinde yer alabildiler.
Recai Kutan'a, Salih Kapusuz'a, Abdullah Gül'e, Temel Karamollaoğlu'na, İsmail Kahraman'a.. ve yüzlerce örgüt mensubuna uygulanmayan yasak, niçin Erbakan'a uygulansın?
Bazılarının paşagönlü istiyor diye, Siyasi Partiler Kanunu'nun 95'nci maddesinin yarısı ilga olmuş, yarısı ise yürürlükte mi farz edilecek?
1995 yılındaki Anayasa değişikliğinden sonra, bir uyum yasası çıkarılsaydı ve bu yasada milletvekilliğini de yasaklayan hükümler bulunsaydı, ilgadan söz edilemeyeceği için, Erbakan milletvekili seçilemezdi. Tek yol, Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla, Yüksek Yargı'ya başvurmaktı. Ama, şimdi durum farklı.
Başörtüsü meselesi
Bazı çevreler başörtüsü konusunda da tedirgin. Başörtüsü yüzünden Meclis'te kavga çıkacakmış!
Fazilet Partisi'nin, başörtülü adayları Parlamento'ya sokmasında, benim de bir payım olduğunu düşünüyor ve bundan dolayı övünüyorum.
Başörtüsünü, kanunlar yasaklamıyor. Meclis içtüzüğü de yasaklamıyor.
Meclis isterse, tüzük değişikliğine gider, yasak koyabilir. O gün gelsin, bakalım, milletin temsilcileri, böyle bir karar almaya cesaret edebilecek mi?
Ben tam aksine bir gelişme olacağını düşünüyorum.
Tercüman gazetesi, Ramazan ayında, özel sayfa ayırıp, okurlara Kur'an verdiğinde, refiklerimiz, bizi "gericilikle" suçlamıştı. Daha sonra her biri, Tercüman'ı taklit etti. Hepsi, özel Ramazan sayfaları düzenledi, 30 kupona, Kuran-ı Kerim dağıttı.
Kanaatime göre, bundan sonraki seçimlerde, her partinin listesinden başörtülü adaylar Parlamento'ya girecektir. Böylece bu anlamsız tartışma sona erecektir.
Temsili demokrasi diyoruz. Türkiye'deki hanımların büyük çoğunluğunun başı örtülü. Onlar Meclis'te temsil edilmeyecekler mi? Kanuni bir engel bulunmamasına rağmen, hangi gerekçe ile tesettürlü hanımların önü kesilecek?
Laiklik ve başörtüsü
Başörtüsü, sadece İslamiyet'in değil, esasında laiklik ilkesinin bir gereği. Çünkü, laiklik, din ve vicdan özgürlüğü demek. Devlet, laikliği, toplum mühendisliğinin bir aracı olarak, vatandaşı şekillendirmek için kullanamaz. Devlet, inançlar arasında tefrik yapamaz.
Laiklik, uzlaştırıcı, barıştırıcı, barışçı bir nitelik taşır. Oysa, bizde, kavganın, inançlı kesimi ezmenin bir vasıtası olarak kullanılıyor.
Laiklik ilkesinin tarifini doğru yaparsak, başörtüsü düşmanlığının, laik cumhuriyet düşmanlığı anlamına geldiğini hemen idrak ederiz.
Laiklik, "Devletin temel nizamı içinde, din kurallarının, herkes için emredici bir nitelik taşımayacağı" anlamına gelir.
Aynı zamanda, laik devlet, bir özgürlük şemsiyesidir. Devlet laik ise, bütün inançlar ve dinler karşısında eşit mesafede durur. Hiç bir inancın veya dinin tarafını tutmaz veyahut hiç bir inanca karşı cephe almaz.
Laiklik, dinin görünürlüğüne karşı çıkmak, İslamiyet'i yalnızca vicdanlara hapsetmek değildir.
Atatürkçülük
Başını bağlayan üniversiteye gitmesin, milletvekili olmasın, öğretmen olmasın. Doktor olmasın, avukat olmasın.
Bu mu laiklik? Bu mu Atatürkçülük?
Başörtülü hanımların her sahada çalışmaları Atatürkçülüğün de bir gereğidir.
Atatürk, 1923 yılında şu görüşleri dile getiriyordu:
"İcabı din olan tesettür, kadınların külfetini mucip ve muhalifi adap olmayacak şekilde basit olmalıdır. Şekli tesettür, kadını hayatından, mevcudiyetinden tecrit edecek şekilde olmamalıdır." (Atatürkçülük. Birinci kitap. Genelkurmay başkanlığı 1982. sayfa 126)
Atatürk'ün, başörtüsü aleyhinde tek bir sözü yoktur. Eşinin de başı örtülüdür.
Eğer...
Eğer Türkiye'de hak hukuk ve adalet varsa, Erbakan'ın adaylığı geri çevrilmemelidir.
Eğer, laik bir cumhuriyette yaşıyorsak ve Atatürk ilkelerine saygılı davranmak istiyorsak, başörtülü milletvekilleri, herkes tarafından kucaklanmalıdır.
Meclis açılınca, kimin laik ve Atatürkçü, kimin, bağnaz, gerici, despot ve jakoben olduğu ortaya çıkacak.
NOT: Emin Çölaşan, kâh bana, kâh oğluma sataşıp duruyor. Canlı yayında her türlü tartışmaya açığım. Sürekli davet etmeme rağmen, karşıma çıkmaya cesaret edemiyor. Çünkü, "Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizamat/Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde."
Çölaşan'ın Aydın Doğan'ın hizmetinde, Cavit Çağlar'ın himayesinde olduğunu söylemem, yeter sanırım.
27 Şubat 1999 Cumartesi