ir kadını hatırlamak.. Meskensiz bir ömrü, sonsuz bir bedel ödemeye azmettirmektir..
Teröre can vermektir, "o"ndan başka hatırlanmaya değer birşey kalmasın diye.
Acımasız bir savaşın akıttığı kanları şefkatle sarmaktır, daha çok kan aksın diye..
Ve, beyazı siyaha, siyahı maviye ve maviyi kızıla boğmaktır..
Bir kadını hatırlamak..
Aşk'ın, mesnedin ve meskenin kafiri olduğunu anlamaktır..
"Yetiş ey gamze, yetiş" diyen bir çığlıktır..
Nereden geldiği belli olmayan bir gecedir ve nereye gideceği çokça belli olan bir kader..
Bir sis perdesini ayna belleme kudretidir ve aynaların cahilliğine hükmetmedir..
Bir kadını hatırlamak, terördür, yeryüzüne pervasızca salınan..
Evet, terör..
Hiçbir kural tanımayanın üstünlüğüne, kurallara bile eman vermiş bir terörle karşılık vermektir.
Çığlık çığlığa gelen hayata, kanunsuz bir sessizlikle cevaptır.
Sessiz sedasız gelen ölüme, çengilerin dansına özenen kelimelerin şehvetiyle yarenlik etmektir.
Bir kadını hatırlamak...
Geç bulmanın boynunu vurmaktır, zamanın minberinde..
Çabuk kaybetmeye kıbleyi haram kılmaktır, günışığının rahminde..
Ve, gelene git demektir, gidene yolun açık olsun demek..
Bir kadını hatırlamak..
Aşk'ın, meskensiz ve mesnetsiz olduğunu öğrenmektir..
"Sormadın halimi hiç, kalbimin esrarı nedir?" diyen aşkın hallerinden başkasını duymamaktır.
"Bütün can yoldaşları çekip gittiler bu diyardan, ecel çiğnedi hepsini birer birer, yanyana oturmuştuk hayat sofrasına, bizden birkaç aşk önce çekip gittiler," demekten başka bütün cevapları unutmaktır..
Bir kalbin esrarından ötesine aklı ve kalbi kapatan bir secdedir, bir kadını hatırlamak..
Ecelin çiğnediği yoldaşların yarım kalmış yürüyüşlerine aşk ve aşk doğan güneşle devam etmektir..
Ve, yarım kalmış bir yürüyüşe aşktan sızmış bir makamda keyfe keder bir nokta koymaktır..
Bir kadını hatırlamak..
Teröre can vermektir, "o"ndan başka hatırlanmaya değer birşey kalmasın diye.
Acımasız bir savaşın akıttığı kanları şefkatle sarmaktır, daha çok kan aksın diye..
Ve, beyazı siyaha, siyahı maviye ve maviyi kızıla boğmaktır..
Böyledir işte, bir kadını hatırlamak...
Kefensiz bir tefekkürün dizlerine teşehhüd miktarı uzanmaktır..
Ve, bütün bir ömrü teşehhüd miktarından ibaret kılmaktır..
Bir kadını hatırlamak..
Aşk'ın, mesnetsiz ve meskensiz olduğunu bilmektir..
Kefensiz bir tefekkürle aşk sözleri mırıldanmaktır, "o" duysa da duymasa da..
İpekten şallar giymiş bir mezarın toprağını okşamaktır, karlı bir Ankara sabahının koynunda..
Bir gözyaşı gibi akan Boğaz'ın sularının gülümsemelerine uzanmaktır, dumanlı bir İstanbul akşamında..
Kefensiz bir bakışla siyah saçların ördüğü hayal sicimine uzatmaktır boynu, yaşananları bahşiş diye unutarak ve yaşanmamışlara geceyi siyah bir şal gibi örterek, bir kadını hatırlamaktır.
27 Şubat 1999 Cumartesi