Logo... Yazarlar...

TAHA KIVANÇ


Bir durum tespiti

Ş u sıralarda, herkes, Hürriyet'in başını çektiği medya grubunun başlattığı "Apo'yu asmayalım" kampanyasının altında yatan sebebi merak ediyor. Bu merakın altında, şimdiki tavırla Abdullah Öcalan yakalandığı günden beri yapılan "Asmayalım da besleyelim mi?" yayınlarının taban tabana zıt olduğu gerçeği yatıyor... "Emin Çölaşan bile asmayalım görüşünde" diyeyim de siz anlayın...

Kafam herkes gibi bu soruyla zonklarken, grubun lideri konumundaki Hürriyet gazetesinin iki değişik açılımı dikkatimi çekti:

Biri, artık tümüyle unutulmaya terk ettiklerini sandığım Tansu Çiller'i gazeteye yeniden çıkardılar. Hürriyet DYP içi mücadelede Tansu Çiller'in yanında şu sırada. En son, Ankara temsilcisi Sedat Ergin DYP lideriyle görüştü ve Hürriyet o görüşmeyi çok iyi değerlendirdi. Mülâkatta kullanılan Tansu Çiller fotoğrafları, Çiller'in de ambargodan kurtulduğu için duyduğu mutluluğu yansıtıyordu.

İkinci açılım daha da ilginç: Hürriyet yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, daha mayıs ayında, "yeter artık, düşün bu milletin yakasından" diye seslendiği FP'nin lideri Recai Kutan ile aradaki buzları ertimeyi amaçlayan 'özel' bir görüşme yaptı. Perşembe günü parti merkezinde gerçekleşen görüşme bir saate yakın sürdü.

Ertuğrul Özkök'ün ısrarla uzağında durduğu, gazetesi yazarlarının görünmesini istemediği Kanal-7'ye çıkması, kanalı ve çalışanlarını köşesinde övmesi de yeni açılımın bir yere kaydedilmesi gereken unsurları... Tebrik için kendini arayan bir Kanal-7 mensubuna, "Bu ülke hepimizin; ortalığı beraberce yumuşatacağız" demiş Hürriyet yönetmeni...

Gerçekten ne oluyor?

Benim aklım şerre çalışmaz, ama bir dostum, "Bu açılımın ardında Meclis gündemine gelecek önemli bir yasa bulunuyor" dedi. Sözünü ettiği yasa 'tahkim yasası'... Medya grubu için hayatî önemde yatırımları garanti altına alacak bir yasaymış bu. Türkiye'nin hukuk sistemini devre dışı bırakacak, kapitülasyonlar döneminin yeniden başlaması anlamına gelecekmiş bu yasanın çıkması... Bundan böyle, bazı ticarî yatırımlarda hukukî ihtilâf çıktığında, Türk mahkemeleri ve özellikle Danıştay'ın sözü geçmeyecekmiş; 'hakem' sıfatlı yabancıların vereceği karar Türk mahkemelerinin üstünde kabul edilecekmiş...

Üzerinize âfiyet biraz safım, bu sebeple dostumun "Kapitülasyon döneminin başlaması" olarak tavsif ettiği 'tahkim yasası' ile medya grubu arasında bir ilişki kurmakta zorlandım. Onu da açıklayıverdi: Medya grubu biri İstanbul ve çevresindeki elektrik dağıtım şebekesi, diğeri de bir elektrik santrali olmak üzere katrilyonlarca liralık iki büyük ihaleyi almak üzereymiş... RTÜK Yasası'na aykırı olduğu iddialarına rağmen ihale grubun üzerinde kalmış... Ancak, beraber hareket ettikleri Amerikalı şirketler, "Uluslararası tahkim olmazsa biz yokuz" diyorlarmış... Adamlar haklı, daha 'yerli' bir hükümet işbaşına gelip imtiyaz anlaşmasını tanımazsa ne olacak?

Ben bu konuyu geçen yılın Amerikan-Türk Konseyi (ATC) toplantılarından hatırlıyorum. Bu işle ilgilenen Amerikan şirketleri, ikisi Anayasa Mahkemesi'nden, ikisi Danıştay'dan dört yargıcı da çağırmışlardı Washington'daki toplantıya... Yargıçlar, "Bugünkü hukuk düzenimizde uluslararası tahkim olmadığını, Danıştay'ın 'imtiyaz' anlamına gelecek bir hakkı yabancılara veremeyeceğini" söylemişlerdi. 'İmtiyaz' konusu sessizce halledildi galiba, şimdi sıra 'tahkim' konusunu çözmekte... Bunun da yolu, Meclis'in bir yasa çıkartmasından, yasa sistem değişikliği gerektirecekse anayasayla oynamaktan geçiyor... DYP ve FP milletvekillerinin parmakları önemli.

Bütün bunlar tamam da, Hürriyet'in sayfalarını yeniden Tansu Çiller'e açmasının, Recai Kutan'la ilgilenmesinin bununla ilişkisi ne? Yaz başlangıcı diye beynim durmuş olmalı. Her zaman zinde, gri beyin hücreleri hiç ölmeyen o dost gözden kaçan bir noktaya dikkatimi çekiverdi hemen: "Artık gazete yönetmenleri sadece gazete yönetmiyorlar; grubun yönetimindeler de... Hatırla: Bir bakanla patronu adına yaptığı telefon pazarlığı kayıtlarının deşifre olmasından sonra bir gazete yönetmeninin yerini kaybedeceği düşünülürken, patronu zordaki elemanını terfi ettirdi..."

Bırakın bir gazetecide, dünyada pek az kişide bulunan güç gazete yönetmenlerinde toplandı. Sözgelimi, Hürriyet en büyük gazete, Ertuğrul Özkök de onun yayın yönetmeni... Aydın Doğan Grubu Türkiye'nin en fazla vergi ödeyen grubu, Ertuğrul Özkök onun yöneticilerinden biri... Diyelim, gazetesinde bir yanlış yaptı, yanlışlığı ortadan kaldırmak üzere kurulmuş bir medya etik komitesi var Aydın Doğan Grubu'nun, Ertuğrul Özkök orada da üye... "Bir gazeteci, patronu nâmına siyasîlerle temas kurar mı?" diye sorsak, "Ben teması grup yöneticisi sıfatımla kurdum" cevabını verebilir. Hürriyet'in sayfalarının ticarî çıkarlarla ilişkisini öne çıkarıp, "Bu gazeteciliğe sığar mı?" desek, "Grubun medya etiği komitesine başvur" cevabı gelebilir; umutlanmayın, o komitenin en etkili üyelerinden biri Ertuğrul Özkök. Dâvâcı, tanık, hatta yargıçtan oluşan 'tek kişilik bir ordu' gibi maşaallah...

Kıskandığımı sanmayın; ama bir durum tespiti de gerekiyordu. En baştaki soru açıkta yine: Grubun Emin Çölaşan'ı bile etkileyecek kadar "Abdullah Öcalan'ı asmayalım" korosuna dönüşmesinin sebebi ne?


 


  5 Temmuz 1999 Pazartesi
Geri



Ertuğrul Özkök'ün ısrarla uzağında durduğu, gazetesi yazarlarının görünmesini istemediği Kanal-7'ye çıkması, kanalı ve çalışanlarını köşesinde övmesi de yeni açılımın bir yere kaydedilmesi gereken unsurları... Tebrik için kendini arayan bir Kanal-7 mensubuna, "Bu ülke hepimizin; ortalığı beraberce yumuşatacağız" demiş Hürriyet yönetmeni...


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜNYA || YAZARLAR ||
LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED