naltıncı yüzyıl başlarından itibaren, dünya çapında bir işbölümüne ve çokyönlü ticarete sahip bir tek dünya ekonomisinin varlığı tarihçi ve sosyalbilimciler arasında giderek kabul görüyor. Kendi sistemik karakter ve dinamiği olan bu dünya ekonomisinin kökleri Afro-Avrasya kara kütlesinde bulunmakta ve belki binlerce yıl gerilere uzanmaktadır. Haçlı seferlerinden bu yana Avrupalıları Asya'ya doğru hareketlendiren saik, bu dünya ekonomik yapısıydı. Amerika'yı "keşfettiren" saik de bundan başkası değildi.
Avrupalılar, Amerikan gümüşünü kullanarak Asya sistemine duhul ettiler. Ne var ki, 1800'e kadar bile sistem Asyalıların hakimiyetindeydi. Asya'dan Avrupa'ya doğru mal, Avrupa'dan Asya'ya ise gümüş akıyordu. Bu gümüşün tahminen yarısı, Çin "bataklığında" kayboluyordu. Afro-Avrasya sisteminin bu en büyük üretim bölgesi, sağlam bir ekonomi için bol gümüşe muhtaçtı.*
Osmanlılar, sözkonusu dünya ekonomisinin tam ortasında birkaç asır kesintisiz hükümranlık sürdüler. Akdeniz çevresinde gelişen emperyal sistemlerden sadece Roma imparatorluğu (zirveye ulaştığı noktada) Osmanlılardan daha geniş bir alana yayılmıştı, ama ömrü Osmanlılarınki kadar uzun olmadı. Uzun ömürlülükte İkinci Roma'nın (Bizans) Osmanlıya galebe çaldığı kesin ise de, çok kısa bir süre dışında, ne toprak, ne de yönetilen milletlerin çeşitliliği bakımından ona denk olabildi.**
Böyle geniş, uzun ömürlü ve stratejik konuma sahip bir imparatorluğun para sistemi de ilginç olmalı. Ne var ki, Halil Sahillioğlu'nun geniş okuyucu kitlesine bir türlü ulaşmayan kırk yıllık çalışmaları dışında, tarihçilerimiz konu üzerinde umumiyetle durmuş değiller. Şevket Pamuk'un çalışması bu bakımdan son derece büyük önem taşımaktadır.*** Daha önce Halil İnalcık'ın Cambridge tarafından yayımlanan Osmanlı iktisat tarihinde yayımlanan (1994) çalışma, nihayet genişletilerek Türk okuyucusuna sunuldu. Tarih Vakfı, 700. yılda gerçekten tarihî bir işlev görüyor.
Pamuk'un çalışmasını bir gazete yazısında değerlendirmek, hatta özetlemek mümkün değil. Şimdilik sadece okuyucunun merakını uyandıracak birkaç noktaya işaretle yetinelim.
1. Osmanlı ekonomisinde para kullanımı şehirli sınıfla sınırlı değildi. "Özellikle 16. yüzyılda, değerli madenlerin bollaşması ve kentlerle kırsal alanlar arasındaki iktisadî bağların güçlenmesiyle, kırsal nüfusun önemli bir bölümü sikke kullanmaya başladı. Kasaba ve kentlerin içinde ve çevrelerinde küçük ölçekli, ancak yoğun kredi ağları ilişkileri gelişti. Zanaatkârların, tüccarların yanısıra köylüler ve göçerler de para kullanıyorlardı."
2. Osmanlıda devletin ekonomiye müdahalesi kesintisiz ve topyekün değil, dönemsel ve seçici olmuştur. "Osmanlı yöneticileri 16. yüzyıldan sonra iktisadî konularda müdahaleciliğin sınırlarını giderek daha iyi anlamaya başladılar. Örneğin, iktisadî gerçeklerden kopuk biçimde saptanan narhların uzun süreler uygulanamayacağını gördüler. Bu nedenle, devlet müdahaleciliği zaman içinde daha seçici bir nitelik aldı, esas olarak başkentin ve ordunun iaşesinde ve sınırlı sayıda mal için uygulanmaya başlandı."
3. Para tarihi çalışmalarının ışığında, Osmanlı tarihinin dönemlere ayrılması yeni ve farklı bir boyut kazanmaktadır. Klasik tarihçilerimiz 16. yüzyıl sonlarından itibaren sürekli gerileyen bir imparatorluk resmi çiziyordular. "Bu paradigma yerini devletin kendini yeniden örgütleyebilme ve değişen koşullara uyum sağlayabilme yeteneğini vurgulayan daha farklı bir çerçeveye terk etmektedir. 18. yüzyıl, Osmanlı para düzeni için yeni bir para biriminin yerleştirildiği, imparatorluğun merkeziyle uzak eyaletleri ya da çevresi arasındaki bağların güçlendiği bir toparlanma dönemidir."
(*) Bkz. A. G. Frank: ReOrient: Global Economy in the Asian Age, Berkeley: University of California Press, 1998.
(**) L. Carl Brown: Imperial Legacy: The Ottoman Imprint on the Balkans and the Middle East, New York: Columbia University Press, 1996.
(***) Şevket Pamuk: Osmanlı İmparatorluğunda Paranın Tarihi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999.
8 Temmuz 1999 Perşembe