|
aranti'de bir çek bozduracaktım; çekin karşılığını öderlerken sordular: "Masrafı içinden mi düşelim?" Masrafı düştüler, çek tutarının binde 5'ine yakın bir komisyondu kesilen. "Niçin"ini sormadım, çünkü birkaç ay önce açıklamasını dinlemiştim. Birkaç ay önce -yine Garanti'de- Garanti'deki bir hesaba para yatırırken de aynı soruya muhatap olmuştum: "Masrafı içinden mi...?" O zaman da açıklamışlardı ki, bu uygulama ülkemizdeki bütün bankalarda aynıdır ve hatta Garanti'nin komisyonu en az olanıdır. Bildiğiniz gibi bizde âdettir, "Bu böyledir" denince "Niçin"i sorulmaz; "Çünkü bu böyledir"! (mesela, konuya açıklık getirmek için şimdilik hatırlatacak olursak: İzmir'de beş yıldır tutuklu bulunan yedi genç -dava aleyhlerine sonuçlansa bile yeteri kadar içerde kaldıkları halde- niçin son duruşmada da tahliye edilmemişlerdir diye soracak olursak cevap aynıdır: "Çünkü bu böyledir.") Niçin, acaba benzer bankacılık hizmetleri dünyanın her yanında benzer bir komisyonla verildiği için mi? Yoksa bizde bankaların kullandığı bilgisayar ağı komisyonsuz işlem yapmayı reddettiği için mi? Ben henüz anlamış değilim; bir banka kendi çekini bozarken ya da "mudi"si olan birisinin hesabına para yatırılırken niçin komisyon alsın? Binde 5 ve 10 gibi komisyonları küçümsemeyin, "hür dünya"nın "mudi"leri benzer bir uygulama ile karşılaşsalar bankada bir kuruş mevduat bırakmazlar! Bir hizmet alınca tabii ki bedelini ödeyeceğiz; ama bir bankayı seçerken zaten bu "bedel"i peşinen ödemiş olmuyor muyuz? Bizim yüzümüz hiç gülmeyecek mi?
Buraya kadar okuduklarınızdan nereye doğru gittiğimizi sanırım çıkarmışsınızdır! Ama daha önce -madem ki bankacılık hizmetlerinden söz ediyoruz- farklı bir örnekle, yine bize has olduğu muhakkak olan bir uygulamadan söz etmek istiyorum: Olay bu kez Türkiye İş Bankası'nın bir "bankamatik"i önünde cereyan ediyor. Önümdeki iki kadın "mudi" şu işlemi gerçekleştiriyor: Birinin hesabındaki 2 milyon küsur lira diğerinin hesabına aktarılarak 5 milyona ulaşılıp para çekiliyor. Nedeni basit, "bankamatik" 5 milyondan az ödemiyor. "Mudi"lerin ise ikişer üçer milyonlarını bankada uyutmaya (vadesiz mevduat hesabı!) tahammülleri yok; haklı olarak yok. Bu niçin böyle? Cevabı hep birlikte veriyoruz: "Çünkü bu böyledir"!
Garanti'de çeki bozdurup komisyonu ödedikten sonra, madem ki buraya kadar geldim şu "ağlayan çocuk"tan bir tane alayım dedim. Televizyon ekranında reklamı izlemiş ama "metin"i aklımda tutamamıştım. Resmi zaten milletçe tanıyoruz, metin de tahmin ettiğim gibi çıktı. Bana sorarsanız bu yılki "altın küre"yi götürecek "metin yazarı" da şimdiden belli olmuştur! (Bir de sahneye "ağlayan çocuk" kuafürü ve giysisiyle çıkarsa, inanın yılın olayı olur.) Herkesin tahmin edeceği gibi, başka diyarların bankacılığında sözünü ettiğimiz "komisyon"lar olmadığı gibi "ağlayan çocuk"lar da yok. Biz çok tuhaf bir ülke olduk; hemen hiçbir kurumumuzda o kurumu tarif eden hizmetler sunulmuyor. Şehir hatları vapuruna biniyorsunuz, etrafı pislik götürürken bir taraftan da "Burnunuzu karıştırmayın" türden öğütlerle sizi eğitmeye çalışıyorlar; bankaya giriyorsunuz, bir taraftan "masrafı içinden" keserken "ağlayan çocuk" eğitiminden geçirmeyi de unutmuyorlar. Neyse, "ağlayan çocuk" kartını aldım. Ama itiraf etmeliyim ki, bu hizmeti isterken biraz mahcup olmadım değil. Gişe görevlisi ne düşünmüştür, "Al sana bir ağlayan çocuk sapığı daha" diye aklından geçirmemiş midir? Herhalde düşünmemiştir, çünkü kartı gülümseyerek verdi.
Bu "ağlayan çocuk"la millet ve Garanti olarak ne alıp veremediğimiz var? Hürriyet'in dünkü sayısında Serdar Turgut da, Murat Belge'nin 20 yıl önceki bir yazısına atıfta bulunarak bundan söz ediyor. Belge bu denemeyi kaleme alırken bankacılık sektörümüz bu kadar yaratıcı değildi tabii ki. "Ağlayan çocuk"tan söz etmeyi yarın da sürdürelim. Belki, "ağlayan çocuk"un evlerden ve bankalardan sonra siyasete sıçramadığının ipuçlarını da bulabiliriz.
15 Temmuz 1999 Perşembe
|
 |
Garanti'de çeki bozdurup komisyonu ödedikten sonra, madem ki buraya kadar geldim şu "ağlayan çocuk"tan bir tane alayım dedim. Televizyon ekranında reklamı izlemiş ama "metin"i aklımda tutamamıştım. Resmi zaten milletçe tanıyoruz, metin de tahmin ettiğim gibi çıktı. Bana sorarsanız bu yılki "altın küre"yi götürecek "metin yazarı" da şimdiden belli olmuştur! (Bir de sahneye "ağlayan çocuk" kuafürü ve giysisiyle çıkarsa, inanın yılın olayı olur.) Herkesin tahmin edeceği gibi, başka diyarların bankacılığında sözünü ettiğimiz "komisyon"lar olmadığı gibi "ağlayan çocuk"lar da yok. Biz çok tuhaf bir ülke olduk; hemen hiçbir kurumumuzda o kurumu tarif eden hizmetler sunulmuyor. Şehir hatları vapuruna biniyorsunuz, etrafı pislik götürürken bir taraftan da "Burnunuzu karıştırmayın" türden öğütlerle sizi eğitmeye çalışıyorlar; bankaya giriyorsunuz, bir taraftan "masrafı içinden" keserken "ağlayan çocuk" eğitiminden geçirmeyi de unutmuyorlar. Neyse, "ağlayan çocuk" kartını aldım. Ama itiraf etmeliyim ki, bu hizmeti isterken biraz mahcup olmadım değil. Gişe görevlisi ne düşünmüştür, "Al sana bir ağlayan çocuk sapığı daha" diye aklından geçirmemiş midir? Herhalde düşünmemiştir, çünkü kartı gülümseyerek verdi.
|
|