Logo... Yazarlar...

İDRİS ÖZYOL

Bize düşen dağların diliyle konuşmak şimdi

D ağların adıyla konuş benimle. Eşkıyaların diliyle. Bir namluyu okşar gibi usul usul önce ve birden karşı tepelerde görür gibi düşmanı, aniden ve hızlı hızlı konuş. Kelimelerini ölçüp biçmeden, öylesine, yemek bezi serer gibi orta yere, aynaya bakar gibi, saçlarını tarar gibi konuş benimle. Böylesi birşey çünkü hayat. Yukarı mahallelerde çekilmiş cafcaflı fotoğraflara inanma. Onlar çekilirken, yani poz verirken bir takım kelleler bir takım makinaların karşısında, sen de uzat aradan kafanı ve dil çıkart mesela. Bozulsun fiyakası "asri hayatlar"ın. Aile albümleri gösterilirken misafirlere, "Bu kim?" diye sorulsun senin için ve cevap dünyanın en anlamsız cümlesi olsun dostum. Düşünme nedir diye anlamsız olan. Anlamsız işte fino cinsi köpeklerin pisliğinde yüzen Levent. Anlamsız işte fiyakalı arabaların kaldırımları biçtiği Moda. Karşıdan karşıya geçerken, sürat denemesi yapan bir züppenin metrelerce sürüklediği arkadaşlarını düşün. Hüseyin'i düşün mesela. Bir "beyaz hergele"nin Süreyyaplajı'nda avladığı Hüseyin'i. Sağ kurtulduğu halde, açık yaraya alçı yapıldığı için kangrenden giden o güzel insanı. Ne çok şey bilirdi Hüseyin ve ne kadar güzel konuşurdu. Okuduğu kitaplar, arkadaşları, Süleymaniye sohbetleri, tavşan kanı çaylar, kıyasıya tavlalar ve daha tonlarca şey ve daha tonlarca şey rafta kaldı. Ve arabasının çelik jantlarından başka bir şey bilmeyen ve düşünmeyen hergelenin teki, şimdi elini kolunu sallayarak dolaşıyor Bağdat Caddesi'nde ve gazını köklüyor iki ay önce aldığı yeni arabanın. Bize düşen dağların diliyle konuşmak şimdi.

Bu öfkenin biteceği yok ve sınırları da yok onların gözlerine bakarken duyduğumuz kızgınlığın. Kızgın adamlarız biz. Sadece kendi hayat hikayemize değil ama, bir gül gibi bahçemize konan bütün insanların hikayesine ve o hikayedeki kötü anlara kızarız. Gürültülü kızarız hem de. Basarız onları üzenlerin, incitenlerin, kıranların dünyasını. Bu bir eşkiyalık biliyorum, fakat bundan daha güzel bir şiir yazılmadı henüz. Bundan daha büyük bir aşk yaşanmadı. Adamlarımızı severiz biz. İnsanlarımızı koruruz. Öylesine sever ve koruruz ki hem de, sevgimiz dev bir kabuk olur sevdiklerimizin üstünde. Bizim bile kırmakta zorlandığımız bir kabuk. Dev bir hapishane oluruz bazen. Dev bir hücre. Sevdiklerimiz firar etmek ister onlara gösterdiğimiz özenden. Onların üstüne titrerken, incitiriz onları belki de. Bizim aşkımız böyle be, dostum. Böyle bizim sevdamız. Bir kez çıkar ağızdan ve uğruna ölünür işte. Dağların adıyla konuşuruz biz, bağdaş kurup oturduğumuzda hayatın önüne. Yok başka bir dil, başka bir kelime.
 


  24 Temmuz 1999 Cumartesi
Geri



Bu öfkenin biteceği yok ve sınırları da yok onların gözlerine bakarken duyduğumuz kızgınlığın. Kızgın adamlarız biz. Sadece kendi hayat hikayemize değil ama, bir gül gibi bahçemize konan bütün insanların hikayesine ve o hikayedeki kötü anlara kızarız.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED