YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Nasıl ikna ediliyorlar?

Bu KHK işinde bir gariplik var, değil mi?

Cumhurbaşkanı Sezer, "Bu düzenlemeyi kararname olarak değil, kanun olarak getirin" diyor. Hükümet ise kararnamede ısrar ediyor.

Neden?

Çünkü, kanun tasarısı olarak Meclis'ten geçirebilme noktasında şüphesi var.

Zaten daha önceki girişimleri de sonuçsuz kalmış.

Bu arada alelacele, el çabukluğu ile devreye sokmak için Cumhurbaşkanı'nı da sıkboğaz edip kararname oyununa başvuruyor.

Bunun anlamı gayet açık: Hükümet, muhalefetin engellemesinden çekindiği için değil -çünkü onu istediği zaman kolay aşıyor- bizzat parlamentodaki kendi tabanına güvenmiyor.

Hükümetin parlamentodaki tabanında da özellikle MHP ve ANAP gruplarının muhalefeti var.

Buna karşılık, MHP ve ANAP'ın liderleri, liderler zirvesinde, kendi gruplarının onayına sahip olmayan, aksine kararlı bir biçimde direndiği bir düzenlemeye onay veriyorlar.

Demek ki, parlamento çalışırken gruplarına dayatamadıkları bir düzenlemeyi onlardan kaçırarak uygulamaya sokmak istiyorlar. Yani bir "Gruptan kararname kaçırma" operası oynanıyor...

Bu muhakemenin sarsıcı olduğu doğrudur, ama yaşananlara bakınca başka bir sonuç çıkarmak mümkün müdür?

Ben, Devlet Bahçeli ile Mesut Yılmaz'ın KHK konusundaki muhakeme tarzlarını gerçekten merak ediyorum. Gruplarının bilmediği neyi biliyorlar veya devlet-ülke güvenliğinde gruplarından artı neleri var ki, gruptan kaçırma niteliği açık bir uygulamanın içine giriyorlar?

MHP camiasının bir 12 Eylül öncesi-sonrası deneyimi var. Onları, ondan hiç ibret almamışlar gibi görüyorum yaşananlara bakınca... Bugün, sanki bir başka rol içinde, 12 Eylül öncesini yaşıyor gibiler heyecanla... 12 Eylül öncesinde onları kimler yönlendirmişti, araştırılmaya değer. Bugün kendilerine yüklenen misyon nedir, bunun da araştırılmasında yarar var...

Mesut Yılmaz, daha traji-komik bir görüntü sergiliyor. Çünkü insan kendi çizgisiyle ancak bu kadar dalga geçebilir.

Geçen birkaç ay içinde neler söylemişsiniz, Meclis'te, Grup'ta... Hiç mi izi kalmadı o konuşmaların Allah aşkına? Kim yazdı onları, sizin okumaktan başka bir rolünüz olmadı mı?

""Biz yüzyıllar boyu varlığımızı devlet eksenli bir temele dayandırmışızdır. Her şeye devlet açısından bakmışızdır. Bu yaklaşım devletin neticede millet için var olduğu gerçeğini gözden kaçırmamıza neden olmuştur. Devlet kutsanırken millet ihmal edilmiştir." sözünü siz söylemişsiniz. Şu KHK'yı imzalarken milletin tedirginliğini hiç mi düşünmediniz?

"Gün geçtikçe devletin güç, görev ve hayat alanı ferdin alanı aleyhine sürekli genişlemektedir. Böyle giderse yarın, öbür gün soluduğumuz havanın da devletin tapusuna geçmesi ve vatandaşa fiziki manada nefes alma imkanı dahi kalmama tehlikesi vardır" demişsiniz... Şu son kararnamenin "havaya devlet ambargosu" koymak anlamına geldiği hiç mi aklınıza gelmedi?

Antik mitolojideki, öldürdüğü kurbanlarının kolunu, ayağını kesip uygun ölçüye getiren "Prokrustes" modeli siyasete sizin taşıdığınız bir imajdı. Devletin bu modele benzediğinden yakınmıştınız. Şimdi o modeli inşa emekçiliğine soyunduğunuz gibi bir endişe taşımıyor musunuz?

28 Şubat sürecinde "milyonlarca vatandaşımızdan bir teki bile rahatsız edilmişse bu mücadelenin yöntemini yeniden gözden geçirme gereği"ni söyleyen yoksa siz değil, dublörünüz müydü?

"Milletin devletle muhatap olduğu her yerden, milletin feryadı yükseliyor. Millet kurtuluşunu aramaktadır" diyen bir insanın bugün bir kıyım kararnamesinin arkasında yer alması ne kadar gariptir?

20 Haziran'daki grup konuşmanızda, adeta bugünkü Mesut Yılmaz'ın açmazlarını işaret ediyorsunuz. "Millet olarak hâlâ düşünceye özgürlük sloganları atıyoruz. Ama, devlet olarak hâlâ bir kısım insanımızı tehlike olarak görmeye devam ediyoruz. Onların özgürlükleri dahil, sahip oldukları her şeylerini ellerinden almanın hesabını yapıyoruz. O insanların haklarını üstelik milli bir görev yapma duygusuyla gasp ediyoruz."

Gaspediyoruz! Üstelik milli bir görev yapma duygusuyla! Meselâ memuriyet haklarını! Değil mi?

İnsan kendisini, kendi çizdiği böylesine karanlık bir rolün içinde bulması anlaşılır gibi değildir.

Sivil siyaseti boğan 28 Şubat'ın bitme sürecinde, onu yeniden üreten, çoğaltan bir sivil siyasetçi! Bu çok garip durmuyor mu?

İnsan, kendi üzerinden, böylesine hukuk dışı bir işlemin yürütülmesine hangi mantıkla izin verir?

KHK operasyonundan en büyük yarayı MHP ve ANAP liderlerinin alacağı muhakkak gibidir. MHP ve ANAP grupları, şu anda, liderlerine en azından "nasıl ikna edildikleri?"ni sorma hakkına sahiptirler.


11 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...