| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Cevabı tatile çıkmış sorularMedyadaki acentalığı Sabah gazetesi tarafından üstlenilen "İslâm'da Reform" başlıklı siyasî projeyi Başbakan Ecevit de açıkça destekliyor. Kendileri "Peygamberimiz aynı zamanda bir devrimci, bir sosyal bilimci, başarılı bir devlet adamı ve komutandı"; ancak "koşullar değiştiği için peygamberimizin aydınlatıcı ilkelerinden sapmadan yeni yorumlar yapmak zorunlu" diyor. (Sabah, 9 Ağustos 2000 Çarşamba) Hem Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz'ın, hem de Başbakan Ecevit'in söylemlerini kamuoyunun ciddiye aldığını sanmıyorum. Millet kendi derdiyle meşgulken, üstelik Ağustos sıcaklarından da bunalmışken, niçin böylesi beylik laflarla ilgilensin? Halk yazlıklarda... okullar kapalı.... büyük şehirler boşalmış... gazete tirajları ile tv raytingleri de en aşağılarda.... siyasî tansiyon düşmüş düşebileceği kadar... ekonomi zaten berbat... esnaf kan ağlıyor, memur perişan, işçilerin sesi çıkmıyor... Televizyon ekranlarında hiçbir hareketlilik yokken, olsa da kimsenin alâka göstermeyeceği muhakkak iken; sadece bir tek gazetenin manşetlerine taşınan cansız, heyecansız, cılız, kısır, güdük, mübhem ve meşkûk bir "İslâm'da Reform" söylemiyle acaba ne amaçlanıyor, neye hazırlık yapılıyor? Bu işlerin ihalesini üstlenmiş ma'lûm zevat bile susuyor. O meşhur ilahiyat profesörleri, gazeteciler, yazarlar, gazeteci-yazarlar, araştırmacı-yazarlar ortalıklarda görünmüyorlar. Diyanet teşkilatı adına sadece Başkan Mehmet Nuri Yılmaz konuşuyor, siyasîler arasından da sadece Başbakan kendisine açık destek veriyor. Peki niçin? Evet, niçin hiçbir toplumsal karşılığı olmayan bir söylem damdan düşer gibi önümüze düşüveriyor? Cevabı basit: Bu söylem bizim önümüze düşmüyor; söylenenler bize söylenmiyor; söylenenler aracılığıyla bizim dikkatimizi çekmeye çalışmıyorlar; sadece dikkatimizi saptırmaya uğraşıyorlar. Aksi olsaydı, daha önce olduğu gibi bunu kolaylıkla başarırlar, yukarıda sıralanan eksiklerin olmadığı bir mevsimde ve bu işlerin ihalesini üzerlerine almış aracıların katkısıyla yeri göğü inletirlerdi. Özel taşımacılık sektörüne bağlı büyük firmaların etkisi/baskısı altındaki DİB ekibinin, TDV ekibinin kontrolündeki para kaynaklarına göz diktiği ötedenberi bilinir. Bu çatışma yılbaşından beri şiddetlendi ve nihayet birkaç ay önce TDV'nin gelirleri içinde büyük yekûn tutan Hac Organizasyonu tekelini kırmak için gerekli değişiklikler gizlice yapıldı ve TDV'nin "vakıf senedi" yeniden düzenlenip resmîleşti. Sabah'ta köşe yazarlığına başlayan Başkan Mehmet Nuri Yılmaz'ın İslâm'ı hurafelerden arındırma çabasında DİB'de konuşlandırılmış "entellektüel bir grup" bulunmuyor. Bu bakımdan kendisi TDV ekibinin yardımlarına muhtaç. Nitekim ikidebir büyük tantanalarla ilan edilen meşhûr "Resmî Kur'an Tefsiri Projesi"ni zaten TDV yetkilileri üstlenmiş durumda. Sizin anlayacağınız, DİB ile TDV arasındaki sürtüşme, fikrî, ilmî ve hatta esasen siyasî (!) bile değil; sadece ama sadece ticarî... Burada DİB'in yaptığı, sadece "kadına dayak" gibi cafcaflı meseleler aracılığıyla TDV'ye belden aşağı vurmaktan ve "dinde reform" gibi parlak başlıklarla hedef saptırmaktan ibaret... Cevabını bekleyen sorular ise şunlar: Niçin hem Başbakan, hem de DiB Başkanı açıklamalarını sadece Sabah grubu aracılığıyla kamuoyuna duyuruyor? Niçin DİB Başkanı birdenbire Sabah grubunda köşe yazarlığına başladı? Niçin Sabah gazetesinin başsayfasında büyük puntolarla "Veto Depremi" ile "İslâm'a Yeni Reform Gerek" manşetlerine birarada yer verildi? Niçin Demirel'le Dinç Bilgin beraberliği aynı gün flaş oldu? Niçin AB sürecinin hızlandırıldığı bir dönemde ve Abant Platformu'yla eşzamanlı olarak düğmeye basıldı? Niçin Nuh Mete Yüksel, "Fethullah Gülen" meselesini durup dururken gündeme taşımaya çalışıyor? Sorular... sorular... sorular... Peki cevaplar?! Cevap yok! Çünkü, bu ülkede cevaplar yazları tatile çıkar!
dcundioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|