Türkiye'nin güneyinin güvenliği için vazgeçilmez konumda olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) zor günler yaşıyor. 1974'ten sonra ilk defa bu kadar yoğun bir şekilde Türkiye'nin gündemine gelen KKTC'deki sorunlar aslına bakarsanız neredeyse 1960'lara dayanıyor. İşin aslı, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bankalar krizine kadar sessiz bir şekilde tartışılan Kıbrıs sorununun artık yüksek sesle tartışılması. Türkiye'de nasıl her kesim Kıbrıs'ın sorununu açık açık tartışıyorsa KKTC'de de durum aynı. Herkes, "KKTC böyle nereye kadar gider?" sorusuna cevap arıyor. Politikacılar, Türkiye'den hiç de farklı olmayan bir şekilde, kısır çekişmeler içersinde zaman geçirirken, vatandaş üretimsizlik, işsizlik, yatırımsızlık ve yarının belirsizliği karşısında çaresiz kalıyor.
Bugünkü yapı 1963'te oluştu
KKTC'nin bugüne gelmesi 1963'e dayanıyor. Kıbrıslı Türkler Rum yönetimi tarafından devlet organlarından atılırken, Türkiye'ye, "Bir an önce müdahalede bulunarak, düzeni tesis edin" mesajları gönderiliyordu. O dönemde en önemli konu güvenlikti ve bu nedenle ekonomi gözardı ediliyordu. İnsanlar "ölmeyecek" kadar kaynakla yetiniyordu. Türkiye bir süre sonra gelen mesajlara cevap vererek, Kıbrıs'a sahip çıktı. Sahip çıkmanın bir başka anlamı "daha çok para akıtmaktı". Çok uzun yıllar Kıbrıs'ta herkes eşit maaş aldı.
Kıbrıslı üretimden koparıldı
Yaklaşık bir hafta boyunca hemen hemen her yönüyle inceleme fırsatı bulduğumuz Kıbrıs'ta ilk göze çarpan nokta üretimsizlik. Bir zamanların narenciye ülkesi konumunda olan KKTC'de bol sulu limon bulmak neredeyse imkansız. Narenciye üretimi özellikle, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD) ambargo kararından sonra neredeyse tamamen bitmiş. Daha önce 6-7 bin kişinin istihdam edildiği konfeksiyon sektöründe istihdam 300-400'lere düşmüş. 100'e fabrika kapanmış. Peki Kıbrıs bu hale nasıl geldi veya getirildi?
1974 müdahalesi
1974'e kadar Kıbrıs'a daha çok güvenlik konularında harcama yapan Türkiye, bu yıl içersinde Yunanistan'ın Kıbrıs'taki darbe girişimi sonrasında Kıbrıs'a müdahale ediyor ve Kıbrıslı Türkler kuzeyde toplanıyor. Bu arada, müdahale sonrası önemli büyüklükte bir ganimet, yeni arabalar, evler, arsalar, traktörler vb., ele geçiriliyor ve bu ganimetler haraç mezat satılıyor. Halen Kıbrıs'ta o dönemden kalma arsalar vatandaşlara dağıtılıyor. Bu arada, üretim için gerek Türkiye'den gerekse Kıbrıs hükümetlerinden en ufak bir adım atılmıyor. Hatta Rumlar'dan kalan fabrikalar işletilemediği için ya yakılmış ya da terk edilmiş.
Denetimsizlik had safhada
KKTC sınırlarına girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken yerler gece kulüpleri. Bu kulüpler Türkiye'de "Nataşa" diye ünlenen kadınlarla dolu. Türkiye'de yasaklandıktan sonra KKTC turizmine katkı sağlayıp sağlamadığı tartışma konusu olan kumarhanelerin sahipleri Türkler. Hemen hemen her otelin alt katında olan kumarhanelerden devlet yıllık 100 bin dolar vergi topluyor. 33'ü off-shore olmak üzere 68 banka bulunan KKTC'de bankalar başta olmak üzere gerek kumarhanelerde gerekse gece kulüplerinde tam bir denetimsizlik hakim. Son bankalar krizi de bu denetimsizliğin en önemli göstergesi. Türkiye'deki yüksek faizin yansıması Kıbrıslı Türkler'in varını yoğunu satarak KKTC'deki bankalara yatırmasına ve aldıkları yüksek faizle geçinmesine neden olmuş. Toplanan mevduat Türkiye'de repoda, devlet tahvillerinde kullanılmış. Ancak daha sonra faizlerin düşmesiyle birlikte, yüksek faizle hayatını sürdürmeye alışmış Kıbrıs halkı faiz gelirleri düşünce parasını çekmek için bankalara yüklenmiş ve sonunda bankalar krizi patlak vermiş. Ülkede off-shore bankaların ne yaptığını bilen tek bir yetkili bulunmuyor. Hatta ve hatta muhalefet kadar hükümet de off-shore bankaların yeterli derecede denetlenmediğini düşünüyor. Hükümet kanadı, "Peki bu denetlemeyi kim yapacak?" sorusuna sessiz kalıyor.
ABAD kararlarının etkisi
KKTC'de bütün olumsuzluklara rağmen var olan az miktardaki üretim ABAD kararları ile tamamiyle durma naktasına gelirken, bu ambargo kararının arkasından ülkede "kaçak işçilik" gelişmeye başlıyor. Yol kenarlarında görülen levhalarda belirtilen telefonların çoğu KKTC dışında.
Atamaları bile Türkiye yapıyor
"Kıbrıs'ın bugünkü hale gelmesinde kim suçlu?". Son günlerde herkes birbirine bu soruyu soruyor. Konu derinliğine incelendiğinde bir tek sorumlu olmadığı açıkça görülüyor. KKTC'deki potansiyeli olumlu değerlendirmeyen, "Ne de olsa Türkiye'den geliyor" sloganıyla hareket eden, "Türkiye denetlemiyor, biz niye denetlemeyelim?" mantığını güden KKTC hükümetleri kadar, yıllardır KKTC'yi hazır paraya alıştırmış, üretimsizliği, anavatandaki KİT anlayışını KKTC'ye yerleştirmiş, gönderdiği parayı denetlememiş, KKTC'yi 300 milyon dolarlık bir pazar olarak görerek bütün ihtiyaçlarını göndermiş, bir dönem Avrupa'nın kabul ettiği ürünleri bürokratik engeller gerekçe gösterilerek anavatana kabul etmemiş Türkiye'nin de büyük rolü bulunuyor. KKTC'deki hemen hemen bütün resmi kurumlarda söz sahipleri Türkiye tarafından atanıyor. Merkez Bankası'nın Başkanı, Kıbrıs Türk Hava Yolları, Kıbrıs Türk Petrolleri, Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi Kurumu, Kıbrıs Türk Denizcilik Şirketi'nin yönetim kurulu üyeleri Türkiye tarafından atanıyor.