YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

28 Şubat'ın tek nedeni "Refah" mıydı?

Sona erip ermediği tartışılan "28 Şubat süreci", toplumu, siyaseti ve devleti derinden ilgilendiren bir olaydır..

"28 Şubat post-modern müdahalesi" diye nitelenen bu süreçte, çok sayıda faktör ve bu süreçte rol alan, pekçok aktör var..

28 Şubat'a gerçekçi bir teşhis koymak için, öncelikle "illiyet" (veya causalite) bağlantılarını irdelemek gerekiyor..

Bir sava göre, "28 Şubat", Refah Partisi ile DYP'nin kurduğu koalisyonun ve o zamanki Başbakan Erbakan'ın tutumu sonucu, ülkede "şeriat tehlikesi"nin başgöstermesi üzerine yapılmıştır..

Yani sebep, demokrasinin nimetlerinden yararlanıp iktidar olan bir kadronun (Refah) tarihî fırsatı, kendi ideolojisine indirgemek çabalarıdır.. Refah ve Erbakan, demokrasiyi daha doğru yorumlayabilselerdi ve "laik rejim"i tehdit altındaymış gibi hissettiren söylemler ve davranışlardan kaçınsalardı, 28 Şubat olmazdı..

Elbet, Refah Partisi'nin söylem ve davranışlarında, hatalar vardır.. Sonuçta bu hatalar, Anayasa Mahkemesi tarafından yasa-dışı eylemler olarak görülmüş ve parti kapatılmıştır..

Bu kapatma kararı tartışılabilir.. Ama bu karar vardır, bir gerçektir..

Ancak 28 Şubat'ın tek faktörü ve sorumlu tek aktörü, Refah ile Erbakan değildir..

Hiç unutmayalım.. 28 Şubat, Türkiye'de sivil siyasete yapılmış, ilk askeri müdahale değildir..

"27 Mayıs 1960", "12 Mart 1971", "12 Eylül 1980" askeri müdahaleleri ve bazı darbe teşebbüsleri (örneğin Talat Aydemir'in girişimleri, örneğin Faruk Gürler'in Cumhurbaşkanı adaylığı), Türk demokrasi tarihinin gerçekleridir..

27 Mayıs darbesi ile devrilen Adnan Menderes ve hem 12 Mart, hem de 12 Eylül'de Başbakanlık'tan ayrılmak zorunda kalan Süleyman Demirel, "şeriatçı" mıydılar?

Yani birincisi, Türkiye'de sivil demokrasiye müdahale etmek geleneğinin içinde "Erbakan'ın sorumluluğu", sadece son "28 Şubat" müdahalesinde kullanılabilir..

"Darbecilik" veya "cuntacılık", ayrıca Türkiye'ye özgü bir durum değildir..

Latin Amerika'da, Uzakdoğu'da, Asya'da ve genel olarak 3'üncü Dünya'da, "askeri darbe" diye bir olgu vardır..

Bu açıdan "28 Şubat"ı, Erbakan ve Refah'tan soyutlayıp, "askeri müdahaleler" olgusu içinde de değerlendirmek, daha gerçekçi ve daha kalıcı yorumlar elde edilmesini sağlayabilir..

Konu, tabiî ki çok derin ve çok boyutlu..

28 Şubat modeli içinde yer alan diğer aktörler, ne yazık ki medya tarafından, objektif biçimde değerlendirilemiyor. Örneğin, medyanın kartelleşmesi, brifingli güdümlü gazetecilik ve "devletçilik"e dayalı paylaşımlar, henüz içine girilemeyen konular..

Bunun yanında, 28 Şubat'ın bir toplum hareketi değil, bir dar-kadronun veya cuntanın girişimi olduğu iddiaları da, 28 Şubat'ı meşru gören basın organlarında bile tartışılır.. Son general emekliliklerinde kullanılan "Son 28 Şubatçı Paşa" benzeri başlıklar, bu tartışmanın kanıtı değil midir?

Sonuçta, toplum da, siyaset de, 28 Şubat'la yara almıştır..

Türkiye'de çok geniş kesimlerin, "Avrupa Birliği üyeliği"ni ve "Kopenhag Kriterleri"ni, tarihî hedef biçiminde görmeleri, sivil demokrasinin kesintisiz olmasına ve "askerî demokrasi" damgasının silinmesine dönük istekleri de vurguluyor..

Olaylardan, eski Refahlılar da ders almıştır.. Şimdi o kesimlerin de siyasi referansı, "demokrasi"dir, "hukukun üstünlüğü"dür, "demokratik laiklik"tir..

Neticede, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi" Siyasi İslam'ı temsil edenler için de, "şeriat hukuku"ndan daha fazla dayanılan adalet kaynağıdır..

Özetle, 28 Şubat'ta Refah'ın sorumluluğunu ararken, "diğer sorumlular"ı da arayalım..

ŞAKA

Garip rivayetler!.

Rivayetler doğru ise, Ecevit, Çankaya'da reddedilen Kanun Hükmünde Kararname'yi biraz değiştirip, yeniden Cumhurbaşkanı Sezer'e gönderecekmiş..

İşler iyice karışır böyle olursa..

Başbakan kendisini YÖK Başkanı zanneder ve "rektörler listesi" olayını, "Kanun Hükmünde Kararname" ile yeniden sahneye koyarsa, amma da garip olur..

O zaman, "28 Şubat" bir yaşına daha girer..

SİVİL TOPLUM

Aman yanlış algılanmasın!.

Yaklaşık 40 sivil toplum kuruluşu, "Susurluk" kazası ertesinde, halkın ışıkları yakıp söndürerek "şeffaf toplum özlemi"ni seslendirmesini örgütlemişti..

Bu özlem, devlet katında yanlış algılandı.. "28 Şubat post-modern müdahalesi" yapıldı.. Bu dönemde, Susurluk dosyaları içinde adı geçenler, soruşturma komisyonlarına ifade vermeye tenezzül etmediler.. Basın, Ankara'dan yönlendirilen talimatlarla "brifing medyası" oldu..

Sivil toplum kuruluşlarının, ışık yakıp söndürerek seslendirdikleri, "şeffaf devlet" özlem yerine, yarı-askeri, bir kapalı demokrasi geldi..

Şimdi aynı sivil toplum kuruluşları, depremin yıldönümü olan 17 Ağustos gecesi, herkesin ışıklarını sabaha kadar yakmasını ve insanların siyah giysilerle sokakta gecelemelerini istiyor..

Dileriz bu defa, bu eylemler, yine yanlış anlaşılmaz..

Halk, bozuk düzeni ışık yakarak protesto ediyor diye, "enerji tasarrufu" gerekçesiyle, kentlerin tüm elektriği kesilmez inşaallah!.


11 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...