YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Adalet meleği iş başında

Necdet Sezer'in yaptığı ne? Sadece, Anayasa'ya açıkça aykırı olan bir kanun hükmündeki kararnameyi imzalamayıp geri göndermek. Üstelik "memurların yargısız infazı", kararname yerine, kanunla düzenlenirse, buna da karşı çıkmayacağını peşinen beyan etti. Böyle bir yasa benimsenirse, Meclis'in iradesine saygı gösterecek ve veto yetkisini kullanmayacak.

Sezer, temel hakların kısıtlanmasına ilişkin bir düzenleme getirdiği için, Anayasa'nın 91'inci maddesine açıkça aykırı olan Kanun Hükmündeki Kararname'yi imzalamayı red etti.

Üstelik bu KHK, Haziran ayında Meclis'ten geçirilen Yetki Yasası'na da dayanmıyordu.

Halbuki, Anayasa Mahkemesi'nin, KHK'lerin, Yetki Yasası'nın öngörmediği bir konuda düzenleme yapamayacağına dair çeşitli kararları mevcut.

Böyle bir durumda, üstelik Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının altında imzası bulunan Necdet Sezer'in farklı davranması elbette düşünülemezdi.

Kartel'e talimat

Necdet Sezer'in bu kararı, Danıştay'ın kararlarıyla da çelişmiyor.

Bundan bir kaç gün evvel, "bir odak", (Başbakanlık Takip Kurulu veya MGK Genel Sekreterliği(?)) Kartel'in gazetelerine, tek tip bir haber yazdırmıştı. Bu habere göre hükûmetin en önemli kozu Danıştay'ın bir kararı idi. Danıştay, YÖK Disiplin Yönetmeliği'nde yer alan aynı mealdeki düzenlemeleri uygun bulmuştu. Bu yüzden, Necdet Sezer'in kararnameyi imzalaması gerektiğini savunuyordu Kartelci basın.

Danıştay'ın kararı

Oysa Danıştay, konuyu farklı bir açıdan inceliyor.

Danıştay 8'inci Dairesi'nin 2000/3872 sayılı kararına baktık. Özetle şu hususlara temas ediliyor:

"Anayasa'nın 130'uncu maddesinde, öğretim elemanlarının disiplin işlerinin yasayla düzenleneceği belirtilmiş, YÖK Yasası'nın 53/b maddesinde de, öğretim elemanlarının, memurların ve diğer personelin disiplin işlemlerinin, devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslara göre, Yükseköğretim Kurulu'nca düzenleneceği kuralı yer almıştır. Yükseköğretim Kurulu'na tanınan bu düzenleme yapmak yetkisinin, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nda yer alan disiplin hükümlerinin olduğu gibi Yönetmeliğe dercedilmesi olarak yorumlanmaması ve akademik hizmetin gerektirdiği disiplin ilke ve ölçütlerine uygun olması gerekeceğinde kuşku yoktur. ...Yönetmeliğin 11/b fıkrasının 1'inci bendinde yer alan ve Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmek veya ortadan kaldırmaya yönelik olarak eylem yapmayı ve ideolojik, siyasi, yıkıcı ve bölücü amaçlarla yapılan eylemler sonucu kurumların sükûn, huzur ve çalışma düzeninin bozulması halinde, kamu görevinden çıkarma cezası verilmesini öngören kural, 657 sayılı Yasa'nın 125/E-a maddesine koşut düzenleme içermekte olup, bu haliyle iptalini gerektirecek herhangi bir noksanlık yahut sakatlık taşımamaktadır. Kaldı ki, Cumhuriyetin niteliklerinden birinin ortadan kaldırılmasına teşebbüs edilmesi, devlet memurluğu sıfatından önce üniversite öğretim elemanı unvanı ile görev yapan bir kamu görevlisi için en ağır disiplin suçlarından biri olmalıdır."

Sezer ne diyor?

Görüldüğü gibi Danıştay, disiplin cezalarının kanunla verileceğini kabul ediyor ve YÖK Disiplin Yönetmeliği'nin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki mevcut disiplin hükümlerine dayandığını belirtiyordu. YÖK Yönetmeliği'nin 11/b fıkrası, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yer alan hükümlerden yola çıkmış, sadece suçun tanımında bir değişiklik meydana getirmişti.

Cumhurbaşkanı Necdet Sezer de aynı şeyi söylüyor: "657 sayılı kanundaki disiplin hükümlerini uygulayınız. Eğer, suçun tanımında bir değişiklik istiyorsanız, Meclis'ten yasa çıkarınız."

Muhtevayı incelemeden, feryat etmek; zihinleri bulandırarak halkın gerçekleri görmesini engellemek...

Psikolojik savaşın vurucu güçleri gene iş başında.

Çölaşan hedef gösteriyor

Bunlardan biri Emin Çölaşan, geçen gün bedelli askerlik yapanları hedef gösterdi ve onlara "Asker kaçakları, askere gitmeye korkan yüreksizler, askerden yırtmaya çalışan üçkağıtçılar" diyerek hakaret etti. Sütununda Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel'in ve benim oğlum Mehmet Ali Ilıcak'ın ismini verdi. Ertesi gün, Yahya Demirel bıçaklandı.

Bedelli askerlere bir tavsiyem var; her biri, uğradıkları hakaret karşılığında Çölaşan aleyhine tazminat davası açsın. Aydın Doğan yüz milyarlarca, hatta trilyonlarca lira, ödemeğe mahkûm olacaktır. Belki bu suretle, Hürriyet patronu, herkesin namusuyla, haysiyetiyle oynanmayacağını öğrenebilir.

Aydın Doğan'ın tetikçiler istihdam etmesini anlıyorum da, devlet bunlara niçin koruma elemanı veriyor? Bu hususu aydınlatmak gerekir. Meselâ Çölaşan, yanında 5-10 korumayla geziyor. "Tüyü bitmemiş yetimin hakkı", bu gibilere tahsis ediliyor.

Onlar hedef gösterecek, birileri vurulacak... Sonra onları korumak için, polis seferber olacak... Ne alâ memleket!

İçişleri Bakanı Tantan, özel koruma altındaki gazetecilerin isimlerini acaba açıklar mı?

Sezer yalnız değil

Necdet Sezer'e Babıâli'deki bütün demokrat ve haysiyetli kalemler sahip çıkıyor. Diğerleri tam bir döküntü. Mevcut olmayan bir irtica tehlikesini basamak yaparak, memur kıyımına zemin hazırlayacaklar.

Türkiye'de devleti koruma gerekçesiyle, memurun yargılanması bile çok zorlaştırılmıştır. Şimdi, iki müfettiş raporuyla işten atılabilmesi imkânı getirilmek isteniyor. Hem de Anayasa maddeleri ihlâl edilerek.

Bunda mantık var mı?

Hukuk devleti

Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı seçilince, tebrike gittiğimde, Çankaya'da kuşatma altına alınacağını, buna direnmesi gerektiğini kendisine hatırlatmıştım. O sıralarda, malûm sütunlarda, "Sezer Çankaya'ya çıkınca, devleti yakından tanıyacak ve bugünkü gibi davranmayacak..." şeklinde yazılar yayınlanıyordu.

Ama beklenilen gibi olmadı. Sezer faşist devlet yerine, hukuk devletine sahip çıkmayı tercih etti.

Bir anı

Demokrat Parti kurulunca, İsmet Paşa, Celâl Bayar'a partinin Doğu ve Güneydoğu'da teşkilât kurup kurmayacağını sormuştu. Kurmasının ülke güvenliği açısından tehlike yaratacağını söylemişti. Ama hiç de İnönü'nün düşündüğü gibi olmadı. Hürriyetler, ülke bütünlüğünü takviye etti.

Şeyh Sait'in torunu Melik Fırat Demokrat Parti milletvekiliydi. Onu, Kayseri Cezaevi'nde tanıdığımda, ülkesine, milletine bağlı bir genç adamdı. Aradan geçen yıllarda, acaba hangi yanlış politikaların sonucunda, Fırat devletine küstü?

Elbette iç düşman olarak mütalâa edilir ve her askeri darbede işkenceye, sürgüne muhatap bırakılırsa, düzene karşı kırılır, incinir, tepkili davranır insan.

Adalet meleği

Sezer, adaletin birlik ve beraberliğin harcını teşkil ettiğini düşünenlerden. Nitekim, bütün baskılara göğüs gererek Hadep'in seçimlere girmesini de, engellememişti.

Birilerinin gözünde bugün olduğu gibi o tarihte de hainleri sevindirmişti.(1) Ama, baskının ve adaletsizliğin ters teptiğini bilen sağduyulu kitleler, o zaman da, Sezer'i alkışlamıştı.

Sezer'in işi zor. Fakat direnmeli... Adaletin terazisi bu defa güçlüden değil, haklıdan yana. Çünkü Sezer, kendisini yoldan çıkarmaya çalışan şeytanlara değil, adalet meleğine kulak veriyor. Ecevit direniyor; buna rağmen Sezer pes etmeyeceğe benziyor.

(1)-Gözcü'nün manşeti: "Sezer hainleri sevindirdi" (9 Ağustos 2000)


11 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...