| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Avrupa'nın işleyişiGeçen yazıda Edgar Morin'in "diyaloji" kavramına yüklediği anlam alanı aracılığıyla Avrupa'nın tanımını yapmaya çalışmıştık ("Avrupa'yı Düşünmek", AFA, 1988, çev. Şirin Tekeli). "Diyaloji"nin içeriğini kısaca anımsayalım: Diyaloji bir "düzen-düzensizlik-yeniden örgütlenme sarmalı"ndan oluşur ve bu sarmal, Morin'e göre, Avrupa'yı Avrupa kılan iç dinamiğin temel ilkesidir; yani Avrupa ancak can alıcı bir üretkenlik sağlayan "bir alt üst oluşlar tarihi" olarak okunabilir. "Çekirdek Avrupa", "İki Hızlı Avrupa", "Genişleyen Avrupa-Derinleşen Avrupa" gibi başlıkların içeriğini doldurmadan ve bunların "Türkiye-Avrupa Ekseni" için taşıdığı önemi vurgulamadan önce, Morin'in görüşlerine biraz daha göz atmak gerekiyor. Çünkü Morin'in "Avrupa tasarımı", yalnızca Avrupa'nın dinamikleri kavramak ve bunlar üzerine doğru düşünebilmek açısından değil, bugün itibariyle Türkiye'nin önünde bulunan siyasal, toplumsal, kültürel "olanak ve olanaksızlıkları" görmek açısından da anlam taşıyor. Diğer deyişle, Morin'in anlattıkları bizim için öyle çok da "uzak" bir öykü oluşturmuyor. Artık Morin'in Avrupa konusunda getirdiği kimi tanımlara geçebiliriz: "Avrupa karmaşık bir bütündür (kompleks=birlikte oluşmuş şey anlamında) ve en başta gelen özelliği de en büyük çeşitlilikleri, birbirlerine karıştırmadan bir araya getirmesi, karşıtları, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde birleştirmesidir. Onun için onca politik, ekonomik, toplumsal, kültürel, dini ve din-karşıtı tarihin birbirlerine dolanarak hem çatışmacı hem dayanışmacı bir biçimde dokudukları Avrupa'nın Gordion düğümünü çözebilmek yalnız kararında bir alçakgönüllülük değil, aynı zamanda sağlıklı düşünebilmeyi de gerektiriyor. Avrupa sözcüğünün içerdiği karmaşıklığı kavramamız gerekiyor." Morin "bütün" tanımını şöyle açıyor: "Bugün bütün alanlarda kapalı kavramların ve mekanik, doğrusal, dar anlamda belirleyici açıklamaların bunalımını yaşıyoruz. Bütünü, onu oluşturan parçalarına indirgeyen ya da parçaları, onları kapsayan bütünün içinde eriten indirgemeci kavramsallaştırmaların yetersizliğini yeni yeni anlamaya başladık. Teki çokun, çoku da tekin içinde, ama ne tek çoku ne de çok teki yutmadan kavramayı becerebilmeliyiz. Yalnız tamamlayıcılıklardan değil, aynı zamanda rekabet ve çatışmalardan oluşan karmaşık birliktelikleri kavrayabilmeli ve devinim halindeki her olayın anlaşılabilmesi için düzen, düzensizlik ve örgütlenmenin karmaşık birlikteliğini göz önünde bulundurmak gerektiğini anlamalıyız." Morin buradan bir "eko-sistem" benzetmesi kuruyor: "Avrupa, tıpkı aynı coğrafi-iklimsel ortam içinde birbirleriyle çatışıp birbirlerinden beslenen çok sayıda farklı canlıyı birbirlerine bağlayan, karşılıklı -retroaktif- etkileşimlerle oluşan bir eko-sistem gibi, örgütleyici bir anarşi içinde kendi kendine kurulur. Bu anlamda Avrupa'nın kendini eko-örgütlemesinden söz edilebilir. Eko-örgütlenme, Avro-örgütlenme demektir. Tıpkı bir eko-sistem gibi, Avrupa'nın da hiçbir zaman bir başı, bir beyni, bir merkezi olmamış, milyonlarca beyni, sayısız merkezi olmuştur. Nasıl bir eko-sistem, onun dokusunu oluşturan karşılıklı etkileşimlerle oluşur, onu oluşturan parçalar üzerinde etki yapar ve ona ait olan varlıkların içinde varolmayı sürdürürse, Avrupa da aynı şekilde Avrupalı olan her şeyin içinde, gözle görülmeyen bir biçimde mevcuttur." Bu tanımların somut karşılıklarını bulabilmek ve Türkiye'nin Avrupa içinde yer almasının doğuracağı sonuçları anlayabilmek (üstelik hangi alanda donanımlı, hangi alanda donanımsız olduğumuzu doğru biçimde saptayabilmek) için Avrupa'nın işleyişini derinlemesine kavramamız gerekiyor.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|