| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Eski pehlivan tefrikalarıGazete(leri)mizin spor sayfasıyla ilgim sadece Ali Gümüş'ün yazılarından ibarettir desem yeridir. Bir de diğer köşe yazarlarında aradığım İslam Çupi stili. Fakat onu da çoğu zaman bulabildiğimi söyleyemem. Bugün gazetelerde o tarz spor yazıları yazan var mı, bilmiyorum. Ali Gümüş'le akrabalığımız ise ilk gençlik yıllarımda güreşe olan yakınlığımdan kaynaklanmaktadır. Güreşmişliğimizin yanında bu spor dalının edebiyatı diyebileceğimiz pehlivan tefrikalarına ve onun güreş yazılarına olan merakım çeyrek asırlık geçmişe dayanır. Pehlivan tefrikalarının bizim Maraş'ta özel okuyucuları vardı. Tercüman gazetesini sırf bunun için alanlar olurdu. Bunlardan biri Paçacı Ökkeş Usta'dır. Ulucami'de sabah namazını kıldıktan sonra evine dönmeden lokantasına giden Ökkeş Usta, yemeklerin suyunu koyar koymaz hergün sonunu heyecanla beklediği gazetedeki Cezayirli Mustafa Pehlivan tefrikasını okur ve kapıya çıkarak bakkal Vakkas Efendi'ye bağırırdı: -Gördün mü Vakkas Ede, bizim Cezayirli rakibinin sırtını bir vuruşta yere getirip tozunu attırmış gene! Vakkas Efendi fazla işin içinde olmayan biri. Eh işte Ökkeş Usta'nın anlattığı kadar biliyor Cezayirli'yi. Adam öyle anlatıyor ki be birader sanki kendisi o güreş meydanlarında bulunmuş... -Dedelerimizin mayası demirdendi, diye karşılık verirdi Vakkas Efendi, rahmet olasıcalar gâvurların nerde üstesinden gelmediler ki güreşte gelmesinler. Alnının gittikçe derinleşen kırışıklığı sözlerindeki hikmeti daha bir artırırdı. 15 yıl önce öğrencilikle beraber giden gazeteciliğe bulaşmışlığımızın ilk yıllarıydı. Aksaray'dan Laleli'ye doğru çıkarken Beyazıt'ta, Edebiyat Fakültesi'nin karşısında sağ tarafta ön yüzü İstanbul Üniversitesi'ne bakan Yıldız Kıraathanesi'nde, haftanın en az üçte ikisinde, kendisine ayrılmış bir yeşil çuha masanın başında durmaksızın yazı yazan bir kişi hep dikkatimi çekerdi: Murat Sertoğlu. (Allah rahmet eylesin.) Meğer bizim Ökkeş Usta'nın başını döndüren tefrikalarının yazarı o değilmiymiş! Yanına yaklaşıp kendisiyle konuşma yapmak istediğimi söyledim. Ummadığım bir yakınlık gösterdi. Elinden bırakmadığı nargilesi, hafif sarkmış yüz etleri, cepheden bakınca insanın yaklaşmaya çekindiği sert görünüşünün aksine, konuşunca ziyadeleşen yumuşaklığı benim kendisinde gördüğüm ilk izlenimler. Habire yazdığı pehlivan tefrikalarının müsveddeleri üstüste yığılmıştı. Bunların b ir kısmının bilhassa eski yazı ile yazılmış olması gözümden kaçmadı. Sorularımdan biri, bu fıkraları yazarken materyalleri nasıl sağladığı yolunda idi. Şunları söylemişti: "Materyaller, önce başta 106 yaşında 40'lı yıllarda ölen Suyolcu Mehmet Pehlivan olduğu halde gelmiş geçmiş pehlivanlardan dinlediklerim, saray ruznamelerinden derlediklerim, pek az bulunan eski eserlerden topladıklarım bilgilerden ve bizzat yerlerine giderek eski pehlivanların hayatta kalmış yakınlarını, torunlarını dinleyerek topladığım hatıralardan ibarettir. Sultan Abdülhamid'in Cambazcıbaşısı Tevfik Bey'in, Sami Karayel'in bu sahada yazıları var." Sertoğlu'na bizim Ökkeş Usta'dan bahsettim. Ve sözkonusu tefrikaların belli bir kesim tarafından ilgiyle izlendiğini söyledim. Bunun üzerine şunları ilave etti: "Türkler bütün aksi propagandalara rağmen eski geleneklerine, eski kahramanlarına candan bağlı kişilerdir. Büyük pehlivanlar da bir bakıma birer halk kahramanlarından başka bir şey değildir. Bu kahramanların hayatı okunabilecek bir üslup ile kaleme alındığı zaman ilgiyle okunmaması için bir sebep göremiyorum. Öyle sanıyorum ki eski pehlivanların hayat hikâyelerini romantik bir üslup içinde kaleme almak suretiyle edebiyatımızda yeni bir ekol ortaya koydum. Çok üzülüyorum ki benden başka bu gerçekten çok zor olan yolda yürüyebilen kimse çıkamadı. Tek üzüntüm budur. Korkarım bu ekol, benimle beraber yok olup gidecektir." Ve o sihirli meşin top Cezayirli Mustafa Pehlivanları, Adalı Halilleri hepsini birden yutuverdi.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|