| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sezer tabii ki imzalamayacakHükümetin, Cumhurbaşkanı'na yapmak istediği, KHK'yı imzalatmaktan çok, Türkiye Cumhuriyeti devletinin "Derin devlet pişirir, Çankaya da imzayı basar" geleneğini benimsetmeye çalışmaktır. Eğer, bu gelenek sekteye uğrarsa mevcut iktidarın bileşenlerinin devamlılığı kalmayacağı gibi, özellikle hükümet başkanının orada kalması imkansız hale gelecektir. Ecevit ile Bahçeli'nin KHK'yı Cumhurbaşkanı'nın kişiliğini rencide etme pahasına cansiparane müdafaa etmelerinin temel gerekçesi budur. Yılmaz'ın, biraz hükümete yeni girmenin şaşkınlığı ile bir-iki gün gecikmeli olarak koroya iştirakinin nedeni de budur: İktidar bahşeden kudret, bu iktidarın bekası için emek sarfetmeyene ekmek vermemektedir. Ecevit'in başlangıçta attığı imzadan bile haberdar olmadığı kararname için bugün geldiği nokta da aslında herşeyi anlatıyor. Bir örneğini, 5+5 oylamasında şaşkınlıkla izlediğimiz gibi, bugün de devlet adamı ahlakından bir çırpıda vazgeçmeyi göze alabilmesi, kariyerinin ve ömrünün sonbaharındaki bir politikacı için ibret vesikasıdır. Başbakan, önce kendisine randevu verilmediği bahanesini üretip, ardından buna sığınarak rejim sorunu çığırtkanlığı yapmakla; hem güvenilirliğini tartışmalı hale getirmiş, hem de savunduğu KHK'nın "hukukdışılığı"nı olduğu kadar Çankaya'dan talep ettiği imza için her yola müracaat edebileceğini ilan etmiştir. Hesabınca, Cumhurbaşkanı'nı "krizi tırmandıran adam" pozisyonuna oturtmaya çalışarak gerekçesi unutulmaz bir hukuk dersi olan KHK'nın iadesinin nedenlerini yok saydırmaya çalışmaktadır. Oysa kirizi tırmandırmak; Çankaya'nın özetle, "Bu KHK'yı bir daha önüme getirmeyin. Çok istiyorsanız, Meclis'ten yasa olarak geçirtin" cümlesiyle geri gönderdiği bir metnin noktasına, virgülüne dokunmadan aynen iade edilmesidir. Maraza çıkarmak; Cumhurbaşkanı'nın verdiği hukuk dersini anlamamak, anlamazlıktan gelmek, "Seni oraya biz seçtik, bizim dediğimizi yapacaksın" demeye getirmektir. Cumhurbaşkanı Sezer iade gerekçesinde şöyle diyordu: "Disiplin suç ve cezaları, Anayasa'nın suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı 36. maddesi kapsamındadır. Bu madde, 91. maddedeki yasak alan kapsamına girdiğinden disiplin suç ve cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi olanaksızdır." Bu kadar açık... Sezer, gerekçe metninde "Hiçbir organ ya da kişi hukukun üstünde olamaz" ilkesini de hatırlatmıştı. Bu derse kafası basmayanlar, "Sezer'in hukukçu kimliği siyasetçi kimliğinden ağır basıyor" demeye başladılar. Nasıl olmalıydı peki!... Sezer bir siyasetçi gibi davranmalı, işine geldiğinde rutini takip etmeli, işine geldiğinde "rutin dışı"na çıkıp iktidarını ancak hukuku çiğneyerek elde tutabilenlere payanda mı olmalı, onlarla suç ortaklığı mı yapmalıydı! Elbette, Cumhurbaşkanı'nın hukukçu kimliği bütün kimliklerinden daha ağır basacaktır. Ve elbette Sezer, bu kararnameyi imzalamayacaktır. Çünkü, KHK'yı hükümete iade gerekçelerinde kendisini ve başında olduğuna göre devleti ve de bu devlet Anayasa'da bir hukuk devleti olarak kayıtlı olduğuna göre anayasal düzeni bağlamıştır. Türlü numaralar ve küstahlıklar yaparak Sezer'i imzaya zorlamak aynı silsile ile bu üç kurumu yaralamak demektir. Ecevit ve yardımcıları Sezer'i değil, kendilerine KHK'yı ne pahasına olursa olsun hayata geçirme görevi verenleri ikna etmeyi denemelidirler. Çünkü sadece, Meclis'in seçtiği Cumhurbaşkanı değil, milletin seçtiği koalisyon liderleri de hukuka sahip çıkmak zorundadırlar.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|